Diablo Swing Orchestra

Müzikal tarzların onlara ihtiyacı vardı!
Selamlar Daniel! Nasıl gidiyor? Şu günlerde neler yapıyorsunuz?
Oralara selam! 6 Nisan’da stüdyoya girmeye hazırlanıyoruz. Göteborg, İsveç’teki In Flames Stüdyoları’nda Roberto Laghi (In Flames, Sonic Syndicate, Hardcore Superstar)’nin denetimi altında ikinci albümümüzü kaydedeceğiz. Şu anda ekstra müzisyenlerle ilgili kısımları oluşturuyoruz. Son birkaç aydır parçalarımızın üzerine tekrarlı bir şekilde çok sıkı olarak çalışıyoruz. Dolayısıyla başarılı bir albümün olacağı konusunda kendimizden eminiz.
Müziğe nasıl başladınız ve sizleri müzik yapmaya iten bir parça ya da albüm var mı?
Bana soracak olursanız doğduğumdan beri müzikleyim çünkü annem tutkulu bir opera solistidir ve hayatı boyunca korolarda söylemiştir. Yani daima yanımdaydı ama ben 16 yaşına gelip elime gitarı alana kadar müzikle aramda ciddi bir bağ yoktu. Zamanında Nirvana, Soundgarden vb. toplulukları ve İsveç punk müziğini sık dinlerdim. Acemi ve karmakarışık canlı performanslar hoşuma gidiyordu. Kulağa gelen bütün seslerin mükemmel olması hoşuma gitmiyordu, biraz sıkıcı tarafı vardı. Aslında etkilenimlerim sahnede oldu ama yıllar içinde evrim geçirdiler, bugünlerde ise parça yazmak ve düzenlemekten gerçekten keyif alıyorum.
Diablo Swing Orchestra nasıl başladı? Topluluğu nasıl kurdunuz ve üyelerinden bahseder misiniz?
Bu tarz bir şeydi: Orijinal Diablo Swing Orchestra öyküsü, 1500′lerde İsveç’te seyahat eden ve açgözlü dini liderler tarafından baskı altına alınmış insanlar için coşturan müzikler yapan bir grupla başladı. Bu topluluk zamanla popülariteyi yakalamıştı, kilise tehditler savuruyordu ve bütün her şeye nokta koymaya karar vermişlerdi. Onlar grup hakkında uyduruk yalanlar söylediler, Şeytana tapıldığını söylediler ve gözü dönmüş bir şekilde topluluk üyelerini acımasızca katletmekten bahsettiler. “The Devil’s Orchestra” olarak bilinmekteydiler, mecburi olarak yeraltında kaldılar, ama yazık, onların anımsanması güç durumları kendilerine yakışık kalmıyordu. Topluluk son olarak bir şov sergiledi ve bir de antlaşma yaptılar; 500 yıl içinde kendilerinin soyundan gelen kimseler toplanabilir ve topluluğu yeniden bir araya getirebilirlerdi. Fazla bir süre geçmeden onları astılar. 2003 yılında gelindiğinde antlaşma gerçekleşti ve Diablo Swing Orchestra oluştu.
Bana tarzınızı söyleyebilir misiniz? Niçin bu müzikal çılgınlığı tercih ettiniz? Eminim ki müziğiniz birçok dinleyici tarafından merak konusu oluyordur.
Dürüst olmak gerekirse bizler kendimizi “acayip” bir topluluk olarak görmüyoruz. Normal olarak parçalarımızın çizgisini bir kerede ve dört dörtlük olması için belirliyoruz. Hoşlandığımız konulara dair parçalar yazıyoruz ve onlar, müziğin geniş tayfı içinde yer alabilirler çünkü bizim geçmişte önceden dinlediğimiz şeylerin kapsamı çok geniştir. Müziğimizin bir parça da olsa, dans edilebilir şekilde olmasına dikkat ediyoruz. İnsanların ayaklarını kullanarak kafalarına kadar sıçramalarını istiyoruz.
Kayıt esnasında topluğunuz birlikte nasıl çalışıyor?
Zamanlara oturtulmuş şekilde ekipte herkesin farklı rolleri var. Pontus’un kayıt tecrübeleri yüksektir yani genelde nasıl bir kayıt yapacağımızı ve albümü ne şekilde yeniden ele alacağımızı o iyi biliyor. Johannes bütün partisyonlara ve dönemsel müzisyenler için birçok parçanın aranjesine bakıyor. Ben daha çok plak firmasında ilgili insanlarla birlikte kayıtların lojistikleri ve koordinatlarıyla ilgileniyorum. Kapak çalışmalarımızdan ve her türlü grafiğimizden bas gitaristimiz Andy sorumludur. Biz, grup olarak, kayıtlarda baterimizle, gitarımızla, bas gitarımızla, viyolonselimizle, vokalimizle vs. yıldızlar gibi olmalıyız.
Yeni D.S.O. albümü Eylül ayında çıkıyor. İsmine “Sing-Along Songs For The Damned & Delirious” koydunuz. Dinleyiciler bu materyalden ne gibi şeyler bekleyebilir?
Başlığı her şeyi açıklıyor! Eğer o biçimseniz ya da çılgın gibiyseniz hayatınızın geriye kalan zamanlarında bu parçalarla canlanacaksınız. “The Butcher’s Ballroom” albümünden sevdiğimiz şeyleri aldık, bizleri ilk albümlerimizden tanıyan dinleyicilerimiz bunu fark edeceklerdir. Enstrümanların birbirleriyle daha etkileşimli olmasıyla ilgili olarak parçalarımız daha iyi aranje edildi. Viyolonselin albümde daha açık bir rol üstlenmesini istedik; çoğu melodinin ve gitarların yaptıklarına nazaran daha ritmik olmasına yönelik çalıştık.
2009 yılında birçok albüm piyasaya sürülecek, gelecek albümünüzün diğer yeni çalışmalar arasında nasıl ayakta kalacağına dair neler düşünüyorsunuz?
Bir kişinin gelip de bize ticari bir grup olduğumuzu söylemesini isterdim. Hayır, ama cidden. İlk albümümüz bizlere nereye gideceğimize dair bir özgürlük verdi ve yeni materyallerimize ışık tutabilecek kadar dinleyici beğenilerini gösterdi. Bizce müziğin karışımını oluşturan maddeler içinde mizah var; parça yazarken ve aranje yaparken ciddi olabilirsiniz ama hala diliniz kocamandır. Ciddi fikirlerimizi korumak için palyaçoluğu bir kenara bırakabiliyoruz. Başarılı kalmak için doğru tarafta yer almamız gerektiğini düşünüyoruz, bunun anahtarlarından biri de diğer albümler arasında ayakta kalabilmemizle ilgilidir. Çünkü ilk albümümüzde fark ettiğiniz üzere yazdığımız parçaların bazıları agresif özellik taşıyor. Her ne kadar Nightwish ve Within Temptation gibi “bayan yüzlü metal” müziklerini çalmak konusunda kimseyle mutabık kalamasak da bu albümümüzle onlarla aramızdaki farkların görüleceğine inanıyorum, birçok topluluk hiç olmadığı kadar gün gibi ortada olacak.
Plak firmalarınız Candlelight, Sirenette ve MALS’ten gerçekten memnun musunuz?
Firmalarımızla çalışmaktan memnunuz ama şimdi başka bir plak firması Ascendance ile anlaştık. Firmanın sahibi Lee Barrett bizimle zamanında Candlelight için anlaşmıştı yani değişimin ardında kötü bir şey söz konusu değil. Firma biraz daha küçük ve albüm konusunda çok hevesli olduklarını görüyoruz, eminim ki kendi güçleriyle her şeyi yapıp başarılı olacaklardır.
Eylül ayında Progpower’da çalacaksınız. İleride gerçekleşecek olan bu festivale tarz olarak uygun olduğunuzu düşünüyor musunuz?
Festivalde eksantrik bir topluluk olarak görünebiliriz ama etkinliğin progresif yanı olduğu için ve müziklerle meydan okunduğu için sanırım afişteki yerimiz oldukça uygun duruyor. Bence karışık bir dinleyici kitlesi tarafından karşılanacağız ve umarım diğerlerinden iyi bir performansla hepsini kazanacağız.
Daha genç yaşta olan dinleyicilerin dışarı çıkıp albüm almakla ilgili olmadıklarını görüyorum. İnternete girip parça indirmekle daha ilgili oldukları fark ediliyor, ambalajlar onların umurlarında değil. Bu yaklaşım üzerine firiklerin nedir?
Şahsen eski modayı takip ediyorum ve hala birçok cd satın alıyorum. Çok dürüst bir davranış değil ve ben fiziksel ürünlere sahip olmayı seviyorum. Bizim için oturup bu konular hakkında şikayet etmek güç, çünkü on sene önce bu kadar çok dinleyiciye ulaşacağımızı tahmin edemiyorduk. Bence toplulukların müziklerini yaymak için çok önemli bir anahtar. Tabii ki olanları görüyoruz; sadece yarar sağlamıyorlar, hükümetlerin vergi gelirleri kaybolmaya devam ediyor ama plak firmaları sonunda yeni iş modellerini kapacaklardır. Zaten bunun üzerine kafa yoran insanlar var. Pirate Bay’in yaptıkları bir öneri olabilir ama bence insanların seni anlayarak müziğine ya da filmlerine para ödemesi iyi bir şeydir.
Blogger Schizo! okuyucularına ve hayranlarınıza bir şeyler söylemek ister misiniz? Yanıtlarınız için teşekkürler, her şey gönlünüzce olsun!
Bu hoş söyleşi için teşekkürler. www.diabloswing.com adresinde yer alan forumlarımıza katılın, albümlerimizi satın alın, konserlerimize gelin ve birlikte söyleyeceğimize emin olun!
21 Nisan 2009 Salı 17:44
[...] bunlardan sonra, Özgür‘ün ellerinden leziz bir Diablo Swing Orchestra röportajı afiyetle okunur [...]