Arşiv

Archive for the ‘Köşe Yazısı’ Category

Müziğin kalbi gelecekte atıyor!

7 Ağustos 2009 Cuma Özgür Özçınar Yorum yapın
Laptop orkestrası bile varken!

Dizüstü bilgisayarı orkestrası bile varken!

Bugün aklıma ihtiyaçtan yepyeni bir proje fikri geldi; Türkiye’de daha önce eşi benzerine rastlamadığım, yurt dışında ise benzerlerini aklıma getirdiğim bir şeydi. Bu bir web sayfasıydı, ve üzerine yoğunlaşıldığı takdirde gayet iyi getirilerden söz edebiliriz.

Her Türkiye’de olmayan şey değerli manasına gelmeyebilir ancak söz konusu internet ise, özellikle günümüzde insanlar geleceği artık onun üzerinden konuşuyorlarsa; işe yaraması şartıyla yapılmış ilk şeyler daha ilgi görmeye müsait olabilir.

Ülkemizde bihassa profesyonel müzik yapan sanatçı ve topluluklarda temel bir eksiklik var. Bu profesyonellerin neredeyse tamamı kendileriyle ilgili açıklamaları “zamanında duyuramıyor”. Günü gününe tüketim konusunda lider ülkelerden biri olduğumuz için buna ihtiyaç duyulmuyor olabilir ama bazı şeyleri değiştirmek lazım.

Sanatın daha hakkı verilerek yapılan ülkelerde, aylar hatta yıllar önce kimin materyal çıkaracağını, kimin nerelerde performans göstereceğini, hayranı bol sanatçıların neler yaptıklarını ve bunlarla bağlantılı olan birçok havadisi takipçiler kolayca öğrenebiliyor.

Artık akıllarda kalmak adına sanatçıların sanatlarını unutup saçma sapan açıklamalar ve davranışlar peşinde koşmaları mide bile bulandırmaz oldu. Özellikle suyu çıkan televizyon ve gazetelerin magazin servislerinde yaşanan kokuşmuşluklar ve bunlardan fayda çıkarmaya çalışan ülkemize has sanatçı kesiminin harcadığı paraları biliyoruz.

Öyle bir web sayfası düşünün ki 7/24 canlı olacak ve sevdiğiniz çeşitli sanatçıların güncel haberlerini “ilk” orada okuyacaksınız. Bu sitenin üyeleri iş ilişkilerini düzenleyen menajerlerle, ilgili promosyon ve halkla ilişkiler çalışanlarıyla, yetkili kişilerle “sürekli” bağlantıda kalacaklar.

Benim paramın sözü geçer diyen her kim ise reklamlarda yerini alabilir. Yaratıcılığın ön planda olduğu modern, kullanışlı, doyurucu ve gelir elde etmeye açık modelleri uygulayan bir internet sitesine çoğu kişi hayır diyemez. Tıklama başına elde edilen gelirlerin diğer getirilerin yanında küçük bir meblağ olarak kaldığı bir çalışma kulağa hoş geliyor.

Eğlence sektöründe eğlenerek kazanmak, belki kazandırmak ama sanata ve sanatçıya olan bakış açılarını derleyip toparlayan bir anlayışa sahip olmak birilerine ileride nasip olacaktır. Bu sayfalar gerekli ciddiyetle güncellenirse ve şu anki sistemin zıttı olan profil devamlı olarak çizilirse bizlerde müziği kucaklayan saygın internet basının gerçek temellerini atmış oluruz.

Categories: Köşe Yazısı

Plak firmaları dijitallendi!

25 Temmuz 2009 Cumartesi Özgür Özçınar 1 yorum
Promosyona ait CD'ler yok oluyor!

Promosyona ait CD'ler yok oluyor!

Bir İtalyan plak firmasından aldığım dijital paylaşım davetini görünce promosyon konuları hakkında durup bir daha düşündüm. E-postada aynen şöyle yazıyordu: “Zamanlar değişir, teknoloji de öyle ama bunlar çok önemli, ekonomi kötüye gidiyor… Bunlar bizim standart fiziksel promosyon formatımızı bırakma sebeplerimizden sadece bazıları, bu şekilde 6 yıl çalıştık. Umarız çalıştığımız yıllarda olduğu gibi aynı desteği oluşturarak birlikte çalışmaya devam ederiz.”

Bu noktada bir yazar “istemem, biz sadece fiziksel promosyonlarla ilgileniyoruz…” diyorsa ona sırıtmak lazım geliyor. Herhalde bir değişmeyen kendisi kalmıştır. Bu tarz beklentileri olanlar var. Bir yazar hangisini tercih edeceğini elbet bilir. Sanıyorum ki hiç bir kritikçi “lütfen sadece dijital albümlerinizi gönderiniz, cd kabul etmiyoruz” açıklamasını yapmaya gerek duymamıştır. Öyle veya böyle, albüm incelemesi için internet bağlantısı olan her bilgisayar işinizi görebiliyor.

Gözünüzün postacıda olmasına gerek yok, posta kutunuza faturalarınız geldikçe bakabilirsiniz. Kargonuzu açıp baktığınızda heyecan duyamayacaksınız (çoğu zaman kritiği yazdıran bu heyecandır), açtığınız paketten çıkan malzemeleri elinizle tutamayacaksınız (hediyeler, tanıtımlar, anlamlı notlar), gözlerinizle inceleyemeyeceksiniz. Her şeyin internete göre kurgulanması ve kurgulanmaya devam edecek olması öbür yandan düşündürücü bir olay olarak karşımıza çıkıyor.

Bildiklerimizi unutmak her zaman kolay değildir. Gerçek şeylerin yerini yazılımların, indirme hızının almasından bahsediyoruz. İnsanları tekilleştirmek, asosyal kalmalarına yardımcı olmak ya da yalnızlaştırmak ne kadar da kötü değil mi? Bu durumda hangi paylaşımdan bahsediyoruz? İyicene internete gömülmemiz isteniyor. E-postalardan gelen MP3 albüm linklerini tıklayarak mı özgürleşeceğiz yoksa gittikçe sanallaştığımızı açıkça fark edip aç sisteme lanet mi edeceğiz?

Plak firmalarının medya partnerlerine dijital dosyalar göndermeye başlaması yeni bir olay değil, ancak bu formata geçiş yapanların son dönemlerde çoğunlukta olduğu fark ediliyor. CD satış grafiklerinin geçmişe oranla çok azaldığını biliyoruz, böyle giderse CD bitecektir. Dijital dosyaların yasal olarak türlü şekillerde nasıl satılabileceğinin tasarlandığı bir dönemdeyiz ve artık promo CD’ler bile dijital dosyalar haline getiriliyor. Velhasıl kelam materyal incelemenin yolu da değişmiş oluyor.

Categories: Köşe Yazısı

Artısıyla eksisiyle Rock’n Coke…

23 Temmuz 2009 Perşembe Özgür Özçınar 1 yorum
Küçük bir oranlama!

Küçük bir oranlama!

2008′i saymazsak 2003 yılından bu yana ülkemizde yapılan bir festival Rock’n Coke, ve kendisinden bahsettirmeyi iyi beceriyor. Biraz da biz bahsedelim. Artısıyla eksisiyle… Burada “en iyinin” sözü geçmiyor!

ANLAYIŞ… Rock müzik bilincinin alt seviyelerde yaşandığı bir ortam, tüketimin fazla ön planda olduğu gözlemleniyor.

BAŞARI… Festivali yeterince rock bulmayan dinleyicilere bilet aldırabiliyorlar, bu kitlenin sevdikleri müzisyenleri kadrolarında barındırabiliyorlar.

BEKLENTİ… Ülkemizde performans göstermeleri hayal edilen neredeyse tüm isimlere teklif götürebilecek bir yetkinliğe sahipler.

BİLİNÇ… Bir müzik festivali olmasına karşın müzikle yakından ilgilenmeyen kesimleri kapsayabiliyorlar, eğlence tanımını farklılaştırmanın bedelini ödüyorlar.

BİLİNİRLİK… Popüler isimlere daha yatkınlar, yeraltı müziğinin içinde olan önemli yetenekleri keşfetmiyorlar.

EKİP… Profesyonel kadrolarla iş yapıyorlar, sayısı hayli yüksek olan gönüllü çalışanlarına kapı açıyorlar.

FARK… Yurtdışında gerçekleşen etkinliklere bakıp ülkemizde neler yapabilirizi ciddi anlamda düşünen öncü festival olma özellikleri var.

GÜVEN… Rakip görmüyorlar, kendilerine karşı duruş sergileyen festival ve dinleyici kesimleriyle hiç uğraşmıyorlar.

İNTERNET… Blogları önemsiyorlar, Blogger Schizo! gibi yardımlaştıkları blog siteleri sahiplerlerine festival için kolaylıklar sağlıyorlar.

KADRO… Sahne performansları için belirledikleri listeleri geniş tutuyorlar.

KAPASİTE… Sahne alan toplulukların tarzları düşünüldüğünde “müzik festivali” adını almayı hak ediyorlar.

KAVRAM… Festivalin adı hala sorgulanıyor, “Coke’n Music” web sitesi isminin sadece Rock’n Coke’un bir parçası olması yerine festivalin adını alması gerekliliği tartışılıyor.

KONTROL… Basını avucuna alabildikleri için geniş kitleleri yönlendirme etkisine sahipler, en çok takip edilen etkinliklerin başında geliyorlar.

MASRAFLI… Herkesin cebine uygun bir festival değil, hala kamp kültürüne yakın olmayan izleyiciler için cezbedici görünmüyor.

MÜZİK… Sadece rock ve heavy metal topluluklarıyla yoğun ilgilenen kesimler için çok fazla bir şey ifade etmiyorlar, sahne alan isimler birçok dinleyiciye göre sarsıcı sayılmıyor.

ORTAM… Festival alanlarını mükemmel hale getirmek için uğraşıyorlar, her yıl yeni bir şeyler yapıyorlar.

ÖZGÜRLÜK… Festival zamanı için geçerli olan kurallar esnek değil, özellikle ilaç ve görüntü alma konularında sıkıntı verici olabiliyorlar.

RAKİPLER… Festival tarihlerine denk düşürülen etkinlikler kendilerine alternatif oluşturduğu için önlerine geçemiyorlar, biletli sayılarında zirveye çıkamıyorlar.

REKLAM… Coca-Cola’nın Rock’n Coke dönemlerinde yaptığı kola şişeli duyuru sıklıkları yoruyor, tüketime yönlendirilen kesim kolanın içerdiği ziyan maddeleri sorguluyor.

SERMAYE… Trilyonlarca gelir bırakıyorlar, bir sonraki festivalin daha verimli olmasını sağlayabiliyorlar.

YABANCILAR… Ülkemize defalarca gelmiş müzisyenlere sahne vermiyorlar.

BAĞLANTI NOKTALARI

http://www.rockncoke.com

Categories: Köşe Yazısı

Bunları yazmak en iyisi…

25 Nisan 2009 Cumartesi Özgür Özçınar Yorum yapın
Tercihler kişiye özeldir!

Tercihler kişiye özeldir!

Müzik listelerine yeniden bir göz atayım dedim ve her zamanki gibi içinde kayboldum. Bahsettiğim listeler tarihe dönük olan listeler ve belki de en hassas olunması gereken listelerdi. Numaralandırılıp sıraya sokulmuş ve “gelmiş geçmiş en iyi albümler” şeklinde paketlenmiş listelerdi. Hiçbir sanatçı ya da topluluğa haksızlık edilmemiş miydi acaba?

Öncelikle en iyilerle dolu bir liste neden yapılmalıdır ya da yapılmasına gerek var mıdır sorusunu kafalarımızda cevaplamamız icap ediyor. Müzik işinden gerçekten anlayan insanların tarihi gerçeklere uygun bir şekilde objektifliği elden bırakmayarak liste hazırlamaları kulakları pek rahatsız etmiyor. Mümkünse yetkin olmayan insanların geniş çaplı listelere bulaşmamaları iyi olur. Onlar kendi seçimlerini kendilerine saklamalıdırlar.

Bana kalırsa “en iyi listeleri” düzgün yapılmışsa editoryal açıdan zengin durabilir ve genel kitleyi alakadar edebilir. Bu listeler olmasaydı en ufak bir değişikliğin olacağını sanmıyorum çünkü her şeyin özü araştırmacılıktan ileri geliyor. İnternetin olmadığı zamanlarda müzik yine araştırılıyordu ve muhtemelen çok daha anlamlıydı. Kendi içersinde ne kadar manalı olsalar da sadece özetlenmiş şeyler her dinleyicinin işine yaramayabiliyor. Çünkü bu durum yeni serisi hazırlanmış bir romana bandrol yapıştırmaktan başka bir şey değil…

Her dinleyicinin kendine özel “en iyiler” listesi olabileceği gibi, basın kanallarının listesi de tamamen kendilerine özeldir. Kitlelere mal olmuş şeylere birikimleriyle değer katabilmektedirler. Sıralamalar değişkenlik gösterdiği için rakipler tercihleri açısından birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Ama listeler başkalarının tekeli altına giriyorsa bu durumun can sıkıcı olduğunu söyleyebilirim. Bırakın müzik özgürleşsin…

Rolling Stone’un “Tüm Zamanların En İyi 500 Albümü”, VH1′ın “En İyi 100 Albümü”, New Musical Express’in “Tüm Zamanların En iyi 100 albümü”, N.A.R.M.’in “Kusursuz 200″ ü gibi örneklerini çoğaltabileceğimiz bir çok liste var. Şimdi bakıyoruz da internet kullanıcılarını kendi listelerini yapmaya yönlendiriyorlar ve ortaya elbirliğiyle “1000 harika albüm listesi” kavramını çıkarıyorlar. Hangi yetkin bir kişi oturup da 1000 albüm sıralar şeklinde düşünüldüğünde kulağa kaçık işi gibi geliyor değil mi? 

Doğrusu herkes kendisi için en iyisini ister ve insanlar müziği başkaları için dinlememektedirler ancak herkes başkalarının en iyilerini kabul etmek ve dinlemek zorunda değildir. Bu dinleyiciyi tembelleştiren bir şeydir, araştırmanın verdiği keyfi azaltmaktadır ve aslında heyecanlarımızı da sınırlandırmaktadır. Yine de “en iyi” tabirini kendi seçimlerimize yansıtarak kullanıyorsak ortada bir problem yok demektir.

Categories: Köşe Yazısı

Yine Eurovision…

7 Nisan 2009 Salı Özgür Özçınar Yorum yapın
Fransızlar bizleri öpebilir!

Fransızlar bizleri öpebilir!

Ülke olarak kendimize fazla güvendiğimizden midir yoksa basınımızın malzeme bulamama telaşından ileri gelen bir sıkıntı mıdır bilinmez ama Hadise Açıkgöz’ün adını nerede duyarsak duyalım aklımıza yaklaşık bir ay sonra sonuçları açıklanacak olan Eurovision Şarkı Yarışması geliyor.

Kısaltılmış adıyla Eurovision, 1956 yılından bu yana yapılıyor ve çoğumuz müzikle daha adam akıllı tanışmamışken bu ismin ailelerimiz tarafından kulaklarımıza fısıldandığı bir gerçektir. Her zaman önemini korumayı başardığı için de kendisini takip ettirme oranı yüksek bir yarışma olduğunu söylersek yanlış olmaz.

“Eurovision tarzı” diye bir şey var ki yarışmada duyacağımız tüm parçaların tamamına orantılı bir kavramdır. Çeşitli ülkelerin sanatçıları bu yarışma için özel parçalar yaptıkları için normalde etrafımızda Eurovision tipinde parçaları sık olarak duyamayız.

Sevdiğimiz sanatçıların ülkelerine karşı sempatimiz bile olsa Eurovision adayları bizlere öyle performanslar seyrettirebilirler ki sinirlerimizin havaya kalktığını hissedebiliriz. Bu sebeple yarışmanın çoktan sirke dönüştüğünü iddia etmek konusunda tereddüt yaşamaya gerek yoktur.

Bir yandan milliyetçi damarlar kabartılırken, öbür yandan enteresan oylamalara bakıp vakit geçirilir. Bize iyi oy verenlerin dost millet olduğunu sanarız, oy vermeyenlere kötü duygular besleriz. 54′üncüsü Moskova, Rusya’da yapılacak olan yarışmaya bu sefer hayli iddialı giriyoruz.

Yalnız bir konuda dikkat çekilmesi gerekir ki yarışma Hadise Açıkgöz’den ibaret olmayacak. 6 kavanoz üzerinden konuşursak Türkiye hariç 37 ülkenin adı geçiyor. Diğer adayların parçalarını ve şovlarını daha görmeden Hadise Açıkgöz’ü “kesin birinci” ilan etmek duygusallık olsa gerek. Sadece beklemedeyiz.

Daha ilginç bir konu da yarışmada Fransa’yı temsil edecek olan Patricia Kaas’ın Hadise Açıkgöz’ün tek rakibi haline getirilmesidir. Zaten Hadise Açıkgöz’ün yarışmada yeteri kadar rakibi varken verilen bu gazı komik buluyorum. Patricia Kaas, “hiç kimseyi rakibim olarak görmüyorum” şeklinde bir ifade verdi.

Hadise Açıkgöz ilk yarı finalden Patricia Kaas’ın mevkisine gelmek isteyecektir çünkü Fransa’nın Almanya, İspanya ve İngiltere ile birlikte yarışmanın final ayağında olduğunu görüyoruz. Patricia Kaas’ın tecrübesi es geçiliyor, oysa Hadise Açıkgöz doğduğunda Patricia Kaas müzik yapıyordu.

Categories: Köşe Yazısı

Kuzeyli Metal Rüzgarı

5 Aralık 2008 Cuma Özgür Özçınar Yorum yapın
Amon Amarth 17.06.2006

Rüzgarın nereden geldiği ve nereye estiği belli!

Sabah Gazetesi’nin bugüne ait Cuma ekinin Ajanda bölümünde, yarın İstanbul’da ikinci kez sahne alacak İsveç’li melodik death metal ya da viking metal topluluğu Amon Amarth’a yer verildi. Başlığı, bu yazı başlığının aynısıydı. Kullanılan resim, bu yazıya ait resmin aynısıydı. Beni şaşırtan ve güldüren şey, yazılan bir cümleydi. Bu cümle içinde geçen neydi?

Amon Amarth, “Avrupa’nın sayılı metal topluluklarından” şeklinde tanıtılıyordu. Sayfayı hazırlayan Özgür Çakır bence koca bir cahil gibi konuşmuş. Amon Amarth’ın içi her ne kadar tam olarak dolu olmasa da pazarlanma başarısı malum, topluluğun kendi tarzında müzik yapan vatandaşları arasında en azından tecrübesel bazda önde gidenlerden biri olduğu da kesin.

Ülkemizde dahil olmak üzere, Avrupa kıtasında elli civarı ülke var. Bu ülkelere göz attığınız zaman İngiltere’yi bile bulabiliyorsunuz! Peki ya Fransa’sı, Finlandiya’sı, Almanya’sı? Tam bu noktada, İsveç topluluklarının metal müziğin içinde önemli bir yer tuttukları söylenebilir ama Amon Amarth’ın Avrupa’nın sayılı metal topluluklarından olabilmesi için en azından “1 numaralı İsveç’li metal topluluğu” olması gerekirdi.

Konseri pek yakında gerçekleşen olan Amon Amarth’ı genel kesime tanıtırken pohpohlamak, abartmak gibi bir şey yok; uçmuşluk var. Şahsen kendilerinin dört sene önce İstanbul’daki ilk konserlerini izlemiştim. Hitleştirilen parçalarını adım kadar iyi bilir, ne tip parça yazdıklarına vakıf biriyimdir. Mamafih, Amon Amarth’ın her geçen gün neden daha fazla ilahlaştırıldığını da biliyorum.

Categories: Köşe Yazısı

Chopstick Suicide yanlış tanıtılıyor

14 Ekim 2008 Salı Özgür Özçınar Yorum yapın
Terrorizer da bunu yaparsa artık!

Terrorizer da bunu yaparsa artık!

Geçenlerde Türk Metal Bands’den bana gelen bir e-postada “Chopstick Suicide Kritiği Terrorizer’da” yazıyordu. Terrorizer prestijli ve yorumları önemsenen, birçok topluluğun press kit’lerine sokmak istediği bir referanstır. Yani bu e-posta ilk bakışta merak edilmeyecek hatta sevinilmeyecek gibi değildir ama içini açıp okuyunca şaşırdım. Koskoca Terrorizer dergisi sen git bizim ex-Altar elemanlarından oluşan Chopstick Suicide’a “grindcore ekibi” de. Yok daha neler!

Zamanında posta adresime gönderilen CS topluluğunun ilk kayıtları başarılıdır, dalında kalitelileştirilmeye açık, standartlarımıza göre bana “yine” ülkemize geç gelmiş olduğunu düşündürmüştür. Kaydı ortaya fikir sunabilecek bir arkadaşıma götürdüğümde hemen dinleyivermiştik. Dinlerken CS tarafından mathcore olarak adlandıran bu çalışmayı ne ben “grindcore” olduğunu düşünmüştüm (adı bile geçmedi), ne de arkadaşım “mathcore” olduğunu düşünmüştü ancak “mathcore” çerçevesi altında değerlendirmeyi uygun görmüştük. Topluluklar tarzını açıklar ama her belirtilen tarzın o topluluklar tarafından çalındığını ispatlayamaz. 

Bunlar tarz/türev takıntısı değil, yanlış yazılıyor. Chopstick Suicide, İngiltere’ye kayıt gönderirken kendileri hakkında “grindcore” terimini kullanmış mıdır? Üzerinde öyle ya da böyle “mathcore” yazan bir çalışmanın “grindcore” olduğunu Terrorizer mı tayin etmiştir? Terrorizer yazarı Chopstick Suicide’ı mathcore görmüyor. Chopstick Suicide “grindcore” çalıyor diyor, o halde yazar grindcore tarzını iyi bilmiyor diyebilirim (CS’nin grindcore tarzı ile kendilerini bağdaştırıp bunu Terrorizer’a albümlerinin üzerinde tarzlarının yazmasına rağmen iletmediğini düşünürsek tabi, eğer böyleyse CS’te hataya düşmüş olacak ve Terrorizer’ın kritik tarzı eleştirilecektir. Gerçi böyle de şaşırtıyorlar zaten).

Neden yanlış yapılıyor? Birincisi, bu açıklamaları okuyan dinleyicilerin yazılanlara inanacak olanları için yanlış bir tanıtım olmuştur. Şimdilik kulaktan kulağa “ha onlar grindcore sanırım, dinlemedim ama, Türkler…” denecektir en fazla. İkincisi, bu haberin haberini veren Türk Metal Bands gibi iyi niyetli web siteler olacaktır. Türk Metal Bands diyor ki: “Amerika’nın en saygın extreme müzik dergilerinden Terrorizer, Türkiye’li grindcore grubu Chopstick Suicide’ın kritiğine yer vererek 6/10 vermişlerdir.” Görüleceği üzeri haber baştan yanlış gelişiyor. “Chopstick Suicide” ismi dergide doğru, sitede yanlış geçiyor. Ayrıca, Terrorizer çok meşhur bir İngiliz dergisidir, Amerikan falan değildir. Amerika’lı Terrorizer topluluğuyla karıştırılacak gibi de değil. Bununla birlikte, ekstrem (extreme değil de) kelimesinin kullanabilir olduğunu düşünüyorum, sizde deneyin (TDK’da geçer).

Categories: Köşe Yazısı

İnternetten ücretsiz mp3 indirmek haram, indirmeyin!

29 Eylül 2008 Pazartesi Özgür Özçınar Yorum yapın
Bu iş böyle hiç çözülemez!

Bu iş böyle hiç çözülemez!

Haberlere konu olsun maksat.. Her gece her gece ne anlatacaklar ki? Bu akşam haberlere bakanlar ATV kanalında “mp3 indirmenin haram olduğu” ile ilgili haberi gördü. Bu tarz haberler ilk değil. Dönem dönem İstanbul müftülüğü konuşalım bizde diyor. Neymiş; eğer ki eser sahibinin iznini alırsak, indirme işlerimiz haram olmaktan çıkıyormuş. Hıristiyan aleminin Papası, bizlerin de müftülüğü muhafazakar ötesi açıklamalarıyla bizleri kahkahalara boğmaya devam edecek gibi.

İstanbul Müftü Yardımcısı İsmail İpek geçen sene de şu açıklamaları yapmıştı: “İnternetten şarkı dinleme, indirme, bunun ticaretini yapma, korsan film ya da müzik eseri satın alma noktasında hüküm verirken kul hakkına riayet hususuna bakarız. Eğer ki burada eser sahiplerinin izni varsa problem yok. Ama izin verilmiyorsa bu kul hakkına riayet etmemektir, hırsızlıktır. Zaten bu yasalarla da yasaklanmıştır. İslam dini, korsan ürünlerin ticaretini yapmaya, bundan gelir elde etmeye kesinlikle izin vermez. Bunun hükmü haramdır. Eserlerin ilahi, ezan ya da şarkı olması fark etmez. Sahiplerinden izin almadan eserleri internette yayınlayanlar da suç işliyor, günaha giriyorlar. Birinci sorumluluk onların. Onu dinlemek de uygun değil. Ama korsan olduğunu bilmiyorsanız günah işlemiş sayılmazsınız. Çalıntı olduğunu öğrendiğiniz andan itibaren onu kullanmak uygun değildir. Mal sahiplerine haklarını geri ödeyip helallik almak ve Allah’tan af dilemek gerekir.”

İnternetten ücretsiz mp3 indirmenin haram olduğunun açıklanması ya da açıklanamaması neyi değiştirebilir bir düşünelim. Her şeyin çözümünü bulan dinimizin evrensel dijital download krizini çözmesini de bekleyebiliriz o halde. Ne kadar da masum değil mi? Şu ana dek genel anlamda mp3 stratejisi her topluluğun içine sinmedi. Dinleyiciler indirmek istediği mp3′leri izinli, izinsiz ya da ücretli olarak belki dinledi ama sanatçılar eserlerini indiren “destekçilerini” rakamlarla açıklayabildiler. Yani dinleyiciler tık sayılarının toplamı kadar genele tabii bir rakamdan ibaret. Bu durum böyle devam edecek gibi.

CD varken kaset satışlarının kötü durumda olduğu açık. “Hala kasetçalar var mı ki?” diyebilirsiniz ama iki sene önce öyle veya böyle 9 milyon kaset satılmış (!). 2000′de 3.5 milyon CD satılırken, geçen sene 13.5 milyon CD satılmış. Korsan satışların yasal üretimin tam iki katı oranında yapıldığı, sahibinden habersiz mp3 cd’lere para ödense ya da ödenmese dahi internet ortamına aktarıldığı, diğer web sayfalarında görülen illegal linklerin çoğaltımının yapıldığı, “soyut mülkiyet” kavramının iyi bilinmediği Türkiye’de emekler çalınmaya devam ediliyor. Buna “hırsızlık” diyen de var. Dünya buna hala kesin bir çözüm üretemediyse ve kendi içimizden tedbirli kararlar alamıyorsak bu sorunlar dönmeye devam edecek gibi.

Categories: Köşe Yazısı

Nerenle Dinliyorsun?

20 Eylül 2008 Cumartesi Özgür Özçınar Yorum yapın
Bahsedilenler dinleyicilerin tartılarından ibarettir!

Bahsedilenler dinleyicilerin tartılarından ibarettir!

Müziğe karşı sıkıldığımızı ona hissettirsek müzik de bizden sıkılır. Çok kurcalarsak onu boğarız. O halde tadında bırakmak, yetinmek gerekiyor. En azından bir müddet daha fazla tüketmemek adına. Dinleyiciliğin hakkını vermek için. “Öyleymiş”, “Biliyordum”, “Haa tipik XXX”, “hmm XXX çoktan bitti ama”, “70′ler gelmez”, “işte bu bana sert kaçar” diye giden ve çoğaltması mümkün olan bu yorumlar 30 saniyelik numune parçalar dinlense de yapılıyor, huzurla indirilen albümlerde de yapılabiliyor. “ıyyyy progresif”, “hyyy deneysel”, “hoooooo çığlık vokal”, “vıyyyyy…” gibi sürüp giden yorumlardan daha iyi olsa da bu durumun görünmeyen çok kötü bir yanı var ki dinlenilen albümlerin piyasaya giriş aşamasına kadar geçen zaman ile yapılan yorum süresi ve şekli kıyaslanırsa ortada büyük acımasızlık oluyor. Harcanan emeğe bir bakın siz. 

İliklerimize kadar hissettiğimiz kaç müzik, kaç albüm, kaç parça var? Enler bol, iyiler her yerde. Bizi anlatan ne tür işler var? Biz müziğin neresine bakıyoruz? Sadece enstrümanların iyi çalınmasına mı bakıyoruz? Sözlere ne kadar bakıyoruz? Duruş? Sahne performansları? Sanatçıların yorumları? Bütünlüğe bir bakın. Kaçımızda toplulukları birkaç kelime ile ama “hakkıyla” ifade edebilecek anathar cümleler var? Araştırma boyutundan çıkalım ve edindiğimize gelelim. Önümüzde duran şeye duygunluk gösteriliyor mu?

Müziğin her şeyine sahip olamazsınız. Etrafta hesaplanması güç derecede bir sürü müzik var. Sizin dinlediğinizi elde ettiğiniz ve dinleyebileceklerinizi bulabilecek kadar gücünüz olabilir. Ama daima kaçırdığınız, unuttuğunuz, keşfetmek konusunda geç kaldığınız, hiç yelken açmadığınız sularınız vardır. Müzikal anlamda dikkat verme noktaları ne yönde olursa olsun, bir dinleyicinin yaşantısı boyunca sadece başka dinleyicilerin seçimlerine dayalı bir dinleme alışkanlığı edinirse o kişi başkasının zevklerini sürekli dinlemiş olur. Olması gereken hassasiyeti başkasının müzikleriyle gösterememek iki kat daha acı.

Müzik yalnızca tutkunlarının hayatını kurtarır. Müzik dinleyememek sıkıntı yaratıyorsa, çok eskilerde dinlediklerinizi yeniden dinleyip büyük keyif alıyorsanız, arka fonda muhakkak bir şeyler çalsın diyorsanız, yeni müziklere karşı açıksanız, tarz ve türev demeden kendinizin iyilerini bulma yolunda ilerliyorsanız, yeni gelişmeleri yakından takip ediyorsanız, onun üzerinde konuşmadan hatta üretmeden yapamıyorsanız, herkese “ben müziğe tutkuyla bağımlıyım” diyebilecek kadar o her şeyiniz ise evet müzik bir hastalıktır ve siz de hastasınızdır. Ve sen hasta… Doğru anladığın ve fikirlerinle bağdaştırdığın müzikleri kendine saklamanda büyük fayda var.

Categories: Köşe Yazısı