Söyleşi kategorisi için arşiv

Cazkolik

Posted in Söyleşi etiketler ile , , , , , , , , , , on 13 Şubat 2010 Cumartesi by Özgür Özçınar

Caz müziğin online adresi 1 yaşında!

İyi günler Feridun Bey. Cazkolik ne zaman başladı bize anlatır mısınız? Şu an nasıl gidiyor ve amacına ulaştı mı? 

Selamlar. Cazkolik Şubat ayında 1 yaşına girecek. Henüz çok genç bir portal. Burayı açarken kendimize bir takım hedefler koymuştuk elbette, bu hedeflerin bir kısmı içerik ile ilgiliydi, bir kısmı da ziyaret ve ziyaretçi sayıları ile ilgili hedeflerdi. İşin doğrusu -biz az öngörmüş olmaliyiz ki- yıl sonu için koyduğumuz hedeflerin tümünü 7 ayda yakalayıp geçtik, bu bizim açımızdan çok sevindirici oldu. İlk çıkıştan itibaren sınırlı bir basın desteğiyle başladık ama en iyi tanıtım beğenen birinin arkadaşına söylemesidir diyerek ilerledi sitenin tanınırlığı. Google ve Facebook’un da etkisi çok büyük oldu. Bu ağları başarıyla kullanmak çok önemli, sahip olduğumuz bilginin bu ağlar sayesinde geniş kesimlere çok hızlı ulaşabileceğinin farkına vardık. 

Amacımıza ulaştık, bu önemli, ama amaç konusu hedef koymak gibi değildir, olmamalı da zaten. Sayısal verilerin yüksek oluşu yanıltıcı olabilir, burada önemli olan hem dikey başarıyı yakalayabilmek, hem de derinlemesine etki sağlayabilmek. Bu ikincisi çok daha zordur ve biz Cazkolik olarak bu kısma aslında yeni yeni geçiyoruz, bundan sonra caz severler için kalıcı ve güvenilir bir yer olmamız gerektiğinin farkındayız. Ülkemizdeki herhangi bir cazsever o gün caz müziği ile ilgili minicik bir an yaşamışsa dahi bunun bir şekilde ortağı olmayı istiyoruz. Bundan sonra bunu sağlamaya çalışacağız, umarız başarabiliriz.

Sitenizde birçok sanatçının adı geçiyor. Caz müzisyenlerini hangi kriterlere göre seçerek sayfalarınıza iliştiriyorsunuz?

Cazkolik olarak cazı, türevleri ile birlikte görmek eğilimindeyiz. Önemli olan geniş kanatlara sahip caz müziğini hem bir portal olma iddiasıyla mümkün olabildiğince geniş perspektiften görebilmek, hem de caz olarak üretilen müziğin nitelik çıtasını iyi tespit edip Cazkolik okuruna yansıtmak.

Hazırladığınız parça listesi sayesinde birçok kişi yeni isimler öğreniyor. Bunları seçerken yeni dinleyicileri de hesaba katıyor musunuz?

Cazkolik’i kurarken genel anlamda Türk caz dinleyicisinin -genelleme yaparsak- sevdiği caz dünyasının belli isimlerden oluştuğunu, yeni isimlerin eklenmesinde, ya da bırakın yeni isimleri, eski ama az tanınan hatta hiç de tanınmayan bir çok ismin müzikal beğeni skalamıza girmesinde sorun olduğunu farketmiştik. Biz biraz bunu kırmaya çalışıyoruz.

Bu seçimleri yaparken dinleyicimizin yeni mi, eski mi, genç mi, yaşlı mı olduğunu düşünmek galiba pek doğru bir şey değil! Açıkçası böyle bir ayrım yapmayı istemiyoruz.

Radyo programlarınızın kalitesi ve eşsizliği açık seçik kendini belli ediyor. Takip etmeyenlerin neler kaçırdığından bahsedebilir misiniz?

Umarız sizin gibi pek çok kişi böyle düşünüyordur, açıçası gelen yorumlardan, e-postalardan, ilgiden bunu doğrulayan pek çok övgü alıyoruz ve bu da bizi gururlandırıyor.

Takdir etmek okurumuzun yapacağı bir şey ama kalite konusunda iki önemli nokta var bizce; birincisi bu konudaki övgülerimizin en önemli bölümü programcılarımıza aittir. Hem sevgili Tunçel Bey, hem de Neşet Bey gerçekten programlarını yaptıkları müzikleri çok iyi bilen, tecrübeli, yıllardır bu işi yapan, çok geniş çevreye ve birikime sahip harika insanlar, Onların tümüyle bu müziğe olan sevgileri nedeniyle bu işi gönülden yapıyor olmaları Cazkolik için çok iyi bir şans. En başta Cazkolik olarak biz onlara teşekkür borçluyuz.

Diğeri ise Cazkolik programları dinlediğiniz normal radyo programlarının üretildiği teknik altyapıdan emin olun daha iyi şartlarda yapılıyor. Stüdyo sponsorumuz olan Marşandiz şu anda Türk müzik sektörünün en önemli kayıt stüdyolarından biri ve sağolsunlar bize kapılarını ardına kadar açtı. Programlar kaydedilirken olsun, aktarılırken olsun hiç bir şekilde sıkıştırmaya tabi tutmuyoruz, bu da teknik kaliteyi artırıyor ve pek çok okurumuzun övgüsünü alıyor ki bundan da memnunuz açıkçası.

Ankara Caz Festivali bitmek üzere. Son dönem caz etkinlikleri hakkında fikirleriniz nedir?

Evet, her yıl bir tema üzerinden hareket eden festival bu yıl da piyano üzerinden bir konsept oluşturmuş durumda. Cazkolik olarak tüm festivallerle ortak bir ilişki içinde yürümeyi istiyoruz ve açıldığımızdan bu yana yaptık da zaten. Geçen yaz İstanbul Caz Festivali, sonbaharda Akbank, Ankara, İzmir, Afyon derken cazın nefes aldığı alanlarda özel dosyalar, sayfalarla var olmak ve konserleri, müzisyenleri tanıtmak, anlatmak, programlara konuk etmek istiyoruz ve zaten de yapıyoruz.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti denildiğinde aklınızdan ilk neler geçiyor? Kültürel mirasımızın şerefine atılan adımlar hakkında yorumlarınız nedir?

Aklımızdan geçen İstanbul’un ayrıca bir caz başkenti olması. Tüm kültürel kesişim noktalarında bunu gerçekleştirmeye en yakın şehirlerden biri bizce İstanbul.

Ülkemiz dinleyicilerinin caz müziğine karşı olan reaksiyonlarını düşünürsek eskilere göre olumlu bir gelişme var diyebilir miyiz? Sizce artık daha fazla insanın bilinçli bir şekilde bu müzikten zevk aldığını düşünüyor musunuz?

Gelişme var, kesinlikle var… Olmaması mümkün değil zaten. Caz müziğinin ülkemizde güzel bir damarı var, altmışlı yıllara kadar uzanan belki sayıca az ama iyi bir dinleyicisi oldu hep, bu dinleyici zaman içinde önemli bir sayıya ulaştı. Azalması mümkün değil, giderek de artacaktır ki Cazkolik’te yaptığımız ankette de bu sonuç çıkıyor zaten. Şu anda -sonuçlar birbirine yakın olmakla birlikte- en önemli yaş grubu genç kesim. Bu da bizim için gayet iyi bir veri.

Okurlarımızın yerlerinden kalkıp izlemeye gitmelerini tavsiye edeceğiniz bir canlı performans, dinlemelerini önereceğiniz yeni albümler var mı?

Cazkolik’te duyurduğumuz her konseri yakından takip etmelerini öneririm.

Blogger Schizo! hakkındaki fikirleriniz nedir?

Doğrusu çok ilginç bir blog, tebrik ediyorum! Yoğun bir güncellemesi var, pek duymadığımız albümler, ilgi çekici isimler, blog tipi kişisel bir pencerenin spesifik olarak oldukça başarılı bir örneği!!!

Yanıtlarınız için çok teşekkürler, Cazkolik için bol başarılar!

Biz teşekkür ederiz. Blogger Schizo! okurlarına sevgilerimizi iletiyoruz. 

Kevin Talley

Posted in Söyleşi etiketler ile , , , , , , , , , , , , on 19 Kasım 2009 Perşembe by Özgür Özçınar

Hayatının anlamı baterileri!

Ne kadar zamandan beri bateri çalıyorsun ve onunla tanışman nasıl oldu?

20 yıldan bu yana çalmışlığım var ve kendim baterilere merak saldım çünkü ağabeyim sürekli bateri çalmak isterdi. Teçhizatımız vardı ve çalarken bir yandan kendisi gitara geçerdi. Sonra sevdiğimiz metal parçalarını çalmaya başlardık. Eski Metallica, Sepultura hatta Guns N’ Roses toplulukları parça listemizde olurdu.

Dinleyerek büyüdüğün kimler var ve şu anda hangi bateristleri takdir ediyorsun?

Metallica, Sepultura, Morbid Angel, Deicide, Slayer ve Pantera ekiplerinde benim sevdiğim bateristler var. Bu toplulukların parçalarını çalmayı hep sevdim. Aralarındaki Deicide en zor olanıydı.

Bateri çalış tarzın için en çok sevdiğin tarz diyebilir miyiz?

Tarzımın geneli Lars, Igor ve Vinny Paul’dan geliyor. Onların alışkanlık yapan havaları var ve gitarları takip etmeden bateri partisyonları yazabiliyorlar. Müziklerine yumuşaklık ve sertlik ilavelerini yapıyorlar ve bu kısımlar birçok dinleyici için ilgi çekici gelebiliyor.

Sence hangisi diğerinden biraz daha önemlidir: yetenek mi, tecrübe mi?

Şimdi kendimi tecrübeli bir hale getirmiş bulunuyorum, biliyorum ki tecrübeler yetenekten daha önemlidir. Tecrübeli bateristler dinleyicilerin kendilerini iyi hissetmelerini sağlayabilirler. Bu işe uzun süreli vakit ayırmakla ilgili bir şeyden söz ediyorum, ilerleme yatak odasında çalmakla ilgili değildir.

Bu noktada geliştirdiğin teknikler konusunda kendini rahat hissediyor musun, yoksa öğrenmek isteyeceğin şeyler var mı?

Evet, çalışımdan memnunum tabii ki. Ama öğrenmem gereken birçok şey var. İstersem her şeyi yapabilirim ama daha fazla öğrenmek yazma becerisi açısından daima gereklidir… ve keyiflidir.

Ayak hızından memnun musun?

Evet, memnunum. Her ne kadar hızlıysam, hızımı arttırmaya ihtiyaç hissetmiyorum. Groove kısımlara ve çift bas içeren partisyonları yazmaya çalışırken bu konu biraz uzakta kalıyor. Artı 230 bpm ölçülerini aşan çift baslı parçaları sevmiyorum. Çok hızlı olurlarsa güçlerinden kaybetmeleri söz konusu olabiliyor.

Bateri firmaları tarafından desteklenir bir duruma nasıl geldin?

Tarihçemi onlara göndererek desteklenmeye başladım. Onlar sadece işime yarayacak olan hangi ürünü tanıtacağımı bilmek istiyorlar. Zildjian favorimdir, bana $10,000 değerinde ücretsiz büyük zillerini vermişlikleri var. Onlar bu işin ustası!

Misery Index, Chimaira ve Dååth zamanların bir yana Blogger Schizo! için favori Talley performansları Dying Fetus dönemine denk düşüyor. O günleri nasıl hatırlıyorsun?

Evet, Dying Fetus günlerini seviyorum. Çok eğlenmiştik ve özellikli sesler elde etmek istediğimde herhangi bir baskı altında kalmamıştım. Yapmak istediğimiz müziği tam anlamıyla üretmiştik. İyi zamanlardı.

Singapur taraflarından Absence Of The Sacred topluluğu ne alemde?

Onların albümünü kaydettim ve şu anda bitiş çizgisine yaklaşıyorlar. Uzun sürdü diyebilirim. Bence birkaç ay içinde son noktayı koyarlar.

Sen ve müziğin hakkında ne hissediyorsun ve geleceğin?

Şöyle ki ben bir stüdyo bateristiyim ve bunu seviyorum. İnsanlar bana kaydettikleri parçaları gönderirler ve bende üzerine bateri partisyonlarını yazarım. İnternet sayesinde bugün her şey daha kolay. Web sayfalarımı gezerseniz bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgiyi sağlayabilirsiniz. Bateri çalmaya gelecekte devam edeceğim. Vazgeçemeyecek kadar da çok seviyorum!

Çaldığın topluluklar dışında dışarıda ne gibi aktivitelerle ilgileniyorsun?

Tenis sporunu severim, snowboard, kamp ve doğa ile türlü şekillerde iç içe olmayı tercih ediyorum. Kısa filmler çekmekten hoşlanıyorum. YouTube kanalında “Pool Killer” adlı video çalışmasını inceleyebilirsiniz. Dehşet verici!

Yanıtların için teşekkürler Kevin! Bir gün İstanbul’da çalacak mısın? İyi eğlenceler!

Gerçekten Türkiye’de olmak isterim. Baterilerime ihtiyaç duyan bir grubunuz olursa atlar uçağa gelirim!!! Albüm kaydettikten sonra performans sergilemek için de gelebilirim!

Söyleşi için teşekkürler!

Kevin Talley

The Empire Shall Fall

Posted in Söyleşi etiketler ile , , , , , , , , , , on 13 Kasım 2009 Cuma by Özgür Özçınar

Etiketçiliğe karşı, hayranlarıyla bütün!

Selamlar Nick! “Awaken” için tebrikler. Bu albüm hakkında heyecan duyduğunuzu biliyoruz. Lütfen ilk albümünüzü biraz anlatır mısın?

Merhaba ve çok teşekkür ederiz. “Awaken” çalışmamızı nihayet çıkardığımız için heyecanlı ve gururluyuz. Bu albüme başlayıp bitirmek 6 ayımızı aldı. The Dear Hunter topluluğuna ait bir stüdyoda bateri kayıtlarımızı yaptık. Gitarlar ve bas bölümlerini kendi ev stüdyomuzda ve sonrasında Greg Tomao ile birlikte hallettik. Vokaller Providence, Rhode Island’daki Sound Ape Stüdyoları’nda kaydedildi. Miksaj/yönetim kısmı Sean Small (We Were Gentlemen, ABACAB) tarafından ele alındı. Yapımcımız ise gitaristimiz, Marc De Lisle’dir. Bir metal albümü için çok çeşitli bir albüm ve iyice düşünüp taşındıktan sonra hazırladığımız 8 parçayı kapsıyor.

Albümden favori parçan hangisidir, ya da aklına sürekli takılıp kalan bir parça var mıdır?

Hmm… Söylemesi zor. Hepsi takılıp kalıyor çünkü birbirinden farklı seslere sahip parçalarımız var. Kişisel olarak “Our Own” derim. Bence albümün en sert kısımlarını içeriyor. Bencilce olacak ama ondan hoşlanıyorum çünkü çaldığım kısımların eğlenceli olduğunu düşünüyorum. Bol bol çift elle çalıyorum. Hepimizi şaşırtan bir parça var ki o da “These Colors Bleed” dir. Hepimiz onun tamamından çok hoşlandık, geri dönüş yapan ustalarımızın olması iyi, performansını yaparken hayli soluk soluğa kalmıştık.

Parçalarınızın yazım ve kayıt aşaması nasıldı?

Sanırım ilk soruda yeterince yanıtladım, ama biraz daha bahsetmek gerekirse: Bizim yazım aşamamız alışılmamış bir şeydi. Jesse (şimdi de Marc), binlerce mil uzaklarda yaşıyorlar, yani kendisi otomobiline atlayıp prova yapmaya gelemez. Esasen her şey internet üzerinden dönüyor. Jake yazımların büyük kısmını yapıp demoları elektronik postayla bizlere ulaştırıyor. Sonra dinleyip öğreniyoruz, kendimize ait ezgileri belirliyoruz. Enstrümanlar bir araya geliyor ve prova yapılıyor, değişiklikler yapılıyor, kısımlar ekleniyor. Sonra üretilenleri kaydediyoruz ve Jesse’ye mp3 şeklinde yazması için elektronik posta gönderiyoruz. Bu bizim için kafi görünüyor. Aslında bence daha iyisi olabilir çünkü biz bir şeyler üretirken vokalsiz iş görüyoruz, yani olmayan vokallere güveniyoruz. Herhangi bir vokal melodisinden bağımsız parça şekillerini öğrendik. Yeni nağmeler için dezavantaj, bir de onları canlı çalacağız, Jesse’nin farkında olmadan hareket ediyoruz.

Albümden ne umuyorsunuz ve Angle Side Side Records ile birlikte olmanız hakkında neler söyleyebilirsin?

Dürüst olmak gerekirse bu albümden ne ummamız gerektiğini bilmiyoruz. Benim küçük markam Angle Side Side’tan yayınladık. Tişört satışları ve şovlardan kazandıklarımızla yapılmış bir albümdür. Daha fazla para isteseydik, davranışlarımı o yönünde değiştirirdim ve kar edebilirdim. Kendin yap felsefesiyle müzik üretenlerden daha fazla para cebimize girmiyor, arada ipek kumaşlı tişörtlerimizi giyip evlerimizde kendi enstrümanlarımızı çalıyoruz, küçük markamızdan albüm yayımlıyoruz. Umarız insanlar albümü dinlerler ve anlatmak istediklerimizi anlarlar. Açık değilse, mesajlarımızın merkez noktasında yozlaşan politik çevreyle karşı yapılan bir savaşım var. Bunun topluluğun en önemli yanı olduğu kanısındayız ve bu albümle birlikte insanların müzikten daha fazla şeylere ulaşmasını ümit ediyoruz.

“Awaken” için yapılan fotoğraflar çekimleri eğlenceli görünüyor. Yeni resimleriniz için ne düşünüyorsun?

Evet, fotoğraf çekimleri esnasında eğlendik. Emily Stamp gibi harika bir fotoğrafçımız var. Tanıtıma yönelik geçmiş fotoğraflarımızda yine kendisiyle çalışmıştık. Onunla çalışması kolay ve şaka kaldırabiliyor. Ama yeri geldiğinde bizleri düzeltiyor ve gereken ciddiyeti kazandırıyor. Birisinin sizle grup şeklinde çalıştığını anlaması önemlidir, aksinde resimler beceriksiz işi olabilir ve sen o resimlerde olabilirsin. Emily Stamp ile mutluyuz.

“Bağımsız Müziği Destekleyin”… “Awaken” tanıtım video klibiniz sonunda niçin bu mesajı veriyorsunuz?

Biz bağımsız bir topluluğuz. Bu toplulukla elde ettiğimiz her şey sıkı çalışmamızın bir ürünüdür. Kendi kendimize yetiyoruz. Bu yolda destekleriyle bize yardımcı olan insanlar var olsa da kesinlikle bağımsızız. Birçok insan plak firmalarından ya da dağıtımcılardan destek almadığımızı anlayamıyor. Gençler CD’mizi her yerden bulabileceğini ya da İngiltere’de düzenlenmesi olası bir tur afişinin en üst sırasında yer alacağımızı düşünüyor. Böyle bir şey yok… Tamamen. Bağımsız sanatçılar özen göstermek için zaman harcarlar, şovlara çıkarlar, piyasaya müzik sürerler, temel ihtiyaçlarını satın almaya güçleri yettikleri kadar karşılarlar. Bu yüzden video klibimize “Bağımsız Müziği Destekleyin” ibaresi eklerken, bağımsız sanatçılara karşı olan farkındalığı arttırmayı denedik çünkü insanlar hayranlarımıza ne kadar fazla güvendiğimizi anlamıyor.

Metalcore sahnesi Boston, Massachusetts bölgesinde kendisini nasıl tanıtıyor ve büyüyor? Bu eyalet için fikirlerin nedir?

Gerçekten bilmiyorum. “Metalcore” kategorisinin bir parçası olmak istemiyoruz. Burada yanlış bir şey yok, düzenli seslerle limitli olmayı gerçekten istemiyoruz. Metalcore sahnesini çok fazla takip etmedim. Bir topluluktan hoşlanırsam, CD’sini alır ve onları desteklerim ama onların ne olduğunu çok fazla düşünmem.

Kişisel etkilenimlerin hangi topluluklardır ve The Empire Shall Fall genel olarak hangi topluluklardan etkilendi?

Topluluk olarak etkilendiğimiz çok şey var, bireysel olarak da. Hepimiz metal müziği seviyoruz, besbelli, ama hepimizin çeşitli ilgi kaynakları var ve bu yüzden etkilendiklerimizi sayıp dökmek uzun olabilir. Şahsen Gavin Castleton, Between The Buried And Me, Radiohead, The Dear Hunter, Converge ve birçok diğer isimle ilgileniyorum. At The Gates, Refused, Edge Of Sanity, Meshuggah, Pink Floyd ve The Hidden Hand toplulukları etkilenimlerimiz arasındadır.

The Empire Shall Fall’un şu anda ne tür amaçları var (kısa vadede ve uzun vadede)?

Şu anda albümümüzü yaymaya yoğunlaştık. Hepimizin işleri/okulu var ve bu sebeple gerçek manada turlayamıyoruz, umarız bir gün buradan çıkarız ve mesajlarımızı çevreye yayarız.

2009 yılının kalan kısmı için planlarınız nedir?

Kuzey Doğu Amerika bölgesinde bazı şovlarımız olacak. Sonra biraz ara vereceğiz ve arkadaşlarımızla, ailelerimizle zaman geçireceğiz. Bu albümümüzün yapım aşamasında yaşadığımız altüst olma durumlarını unutacağız, 2010 yılındaki ikinci bir albüm için hepimizin gevşemeye ihtiyacı var.

İleride ortaklık yapmayı düşündüğünüz birileri var mı?

Hmm… İlginç soru. Bunu çok düşünmemiştim. Bizim limitlerimizi zorlayan bir yapımcıyla çalışmak olabilirdi, yaratıcılık anlamında. Kim olurdu emin değilim ama grup olarak harika bir yapımcıyla birkaç haftalığına stüdyoya kilitlenebilirdim, metal albümlerinin “Dark Side Of The Moon” u için olabilirdi, göreceğiz.

Sence tüm zamanların favori albümleri nelerdir?

Geri dönelim ve yeniden “Dark Side Of The Moon”, ama bu albüme aşığım. Bence gerçekten tüm zamanların en iyi albümlerinden biridir. Yapımı çok ilginç, özellikle yayımlandığı zamanda. Bana kalırsa Between The Buried And Me’nin bu yönde attığı adımlar var, metal albümleriyle ilgili kaygıları yok. Son albümleri başyapıttır. Kişisel olarak bu gruptan metal müziğin olmadığı bir albümü dinlemek isterdim. İddiasına girerim yaparlar.

Çok beğendiğiniz bir anınız var mı ya da ürperdiğiniz ya da bunun gibi başka bir şey?

Çok beğendiğim bir anı? Birçok hatıra için yeterli derecede şov yapmadık, ama Oneonta, New York’ta çalarken komik bir şeye şahit olmuştuk. Hepimiz otel odalarımızdaki yataklarımızda oturup televizyondan Bob Ross’un resim yapmasını seyrediyorduk. Neler olduğunu baktığımızda şaşırıp kalıyorduk. Adam göl ya da ona benzer bir şeyler çizecekken resmin üzerine küçük siyah bir damla döküp mahvetmişti, ne yapıp edip sonradan o berbat kısmı şaşırtan bir ağaca dönüştürdü. Anlatırken pek ilginç bir şey gibi gelmeyebilir ama biz bu adamı 45 dk. izledikten sonra bunu başarabildiğine şaşırdık. Topluluk olarak tanıklık ettiğimiz komik bir anımızdır.

Yanıtların için teşekkürler. Son olarak The Empire Shall Fall hayranları için herhangi bir bilgilendirme yapar mısın?

Albüm hakkında konuşmamıza olanak sağladığın için teşekkürler. Zannedersem hayranlarımız demek “Teşekkürler” demek oluyor. Bizler mesajlarımızı eksik etmeyeceğiz ve albüm tanıtımlarımızı sürdüreceğiz. Bazen bazı şeyleri gerçekleştirdiğiniz için insanlara dönüp saniyelerce teşekkür etmeyi mümkün hale getiren insanlar var, adi gelebilir. Bizim hayranlarımız olmasaydı, bu albümü çıkaramayabilirdik. Hayranlarımız sonuna kadar hayranımızdır ve destekçidir. Evet, sizlere teşekkür ediyoruz! Gördüğünüzden daha fazla anlamına geliyor.

Squirrel Nut Zippers

Posted in Söyleşi etiketler ile , , , , , , , , , , on 5 Kasım 2009 Perşembe by Özgür Özçınar

Bekleyenleri arttı!

Ne haber Chris? “Lost At Sea” isimli ilk konser albümünüz 27 Ekim günü Southern Broadcasting/MRI etiketiyle yayınlandı. Bize bu çalışmadan neler umduğunuzu söyleyebilir misin?

SNZ materyallerinde olan klasik şeyleri bu çalışmamızda bulabilirsiniz. Şu anda enstrümanlarımızı daha iyi çalmayı bildiğimiz için dua ediyoruz. Mizah duygumuz bu kayıtlarla ortaya çıkıyor. Artı harika bir ambalaj yaptık! Bakmalısınız. Versiyonları web sayfamızdan rahatlıkla görülebilir. Çok iyi bir malzeme.

2010 yılında gelecek albümünüzü yapacağınızı belirtmiştiniz. SNZ ekibinden ne gibi yeni şeyler duymayı bekleyebiliriz?

Umarım 2010 yılının sonunda yeni albümümüzü yayınlayacağız. Bu yıldan sonra turlayacağız, plak firmalarını inceleyeceğiz, gençleşeceğiz, kokteyller içeceğiz, çocuklarımızla ilgileneceğiz. Meşgulüz yani, kaptın!

Bu ayın ortalarında NPR Mountain Stage’te yeni performanslarınızı banda kaydettireceksiniz. Biraz bundan bahsedebilir misin?

Evet! 13-15 Kasım gibi hafta sonuna denk gelen bir tarihte yayımlanacak. Sevenlerimiz myspace.com/mountainstage ve facebook.com/mountainstage adreslerine bizler hakkında yorum girebilirler. Bunun dışında mountainstage.org/mtnstageaffiliates.aspx adresine bakarsanız radyo frekanslarını bulabilirsiniz. YouTube kanalında Jimbo ile yapılan hoş bir röportaj var; youtube.com/mtnstage adresine göz atabilirsiniz.

Şu anda Chapel Hill, North Carolina’daki müzik sahnesi için ne söyleyebilirsin?

Buraları güzeldir, kırsal ve üniversite kasabasıdır. Yenilenen dar kafalı beyazların yeridir derim. Güneye ait mükemmel yemeklerimiz vardır, kızarmış tavuklar ve barbekü, artı sanat, kültür ve müzik. Cennet gibi!

Amerika’yı saymazsak, nerelerde çalmayı seviyorsunuz?

Üzülerek belirtmek isterim ki Amerika dışında fazla dışarıda çalmadık. Yine de Kolombiya’da çok heyecanlandığımızı hatırlarım. Yiyecekleri seviyoruz, sende sizlere özgü şeyleri bizlere abartarak anlatabilirsin!

Favori SNZ kaydınız hangisi? Başarıya ulaştığını düşündüğünüz albüm hangisi?

“Perrenial Favorites” albümü bizim kesinlikle favorimizdir. Topluluğun yaratıcılığını iyi gösteriyor. “Hot” albümü ise en başarılı olanıdır. Ben yeni albümün büyük bir hayranıyım çünkü insanlara nasıl çaldığımızı açıkça gösteriyor. Tamamen güçlü bir çalışma!

Şu günlerde yeni müzikleri işitmek için internet en iyi yol olarak karşımıza çıkıyor, internet ortamında retro-swing tarzını takip eden insanların kalabalıklaşmasına ne diyorsun? Sana göre internet yeraltı müzisyenleri için yardımcı mıdır yoksa yaralayıcı mıdır?

Ooo bilirsin, hayatta kalma mücadelesi veriliyor. Otlar, karıncalar, sivrisinekler, sinekler ve SNZ! Gerçekten bence bu mükemmel. Şanslıyız ki ortaya koyduğumuz bir markamız var ve internet bizi büyük miktarda yaralamıyor. Eğer bizlerin istediği gibi sanat projelerimizin yapılmasına olanak olmazsa… Biliyorsun!

Faturalarınızı ödemek için hangi işlerde çalışıyorsunuz?

Topluluğu ben idare ediyorum, televizyon şovları için müzik besteliyorum ki en sonuncusu Comedy Central’daki Lil Bush’tur. The Jesus And Mary Chain’den tanıdığınız William Reed ile stüdyoda zaman geçiriyorum. The Dickies ile turluyorum. The Bangles’dan Vickie Peterson’la bir araya geldik ve The Lamps adı altında yeni bir yan proje kurduk. Los Angeles kökenliyiz, Chapel Hill’de olmadığım zamanlarda vakit geçirdiğim yer burasıdır. Jimbo uzun bir süredir Buddy Guy ile çalıyordu. Herkesin meşgul olduğu yan projeleri var. Sanırım kurttan bir adım uzaktayız.

Yeni müzikler hakkında konuşursak, son zamanlarda dinlediğiniz yeni albümler hangileridir?

Hepimiz Elvis Perkins’in kayıtlarını dinlemekten hoşlanırız. Şu sıralar müzik bakımından yavaşça değişiyorum ki inanılmaz derecede eskilerdeyim. Hala ses kayıt bantlarını dinliyorum!

Senden sulu bir tur öyküsü alalım.

Olur, sana portakallardan çıkan portakal suyunu anlatacağım. Gerçek değil tabi, geçen hafta North Carolina’da jambon satan taşraya özgü bir dükkana gittim ki Los Angeles’ta bu jambonlardan yoktur. Tura gidiyordum ve jambonları rastgele eşya kutularının içine koydum. Şova gittiğimde imza vermeye başlamıştık ki bir de ne göreyim; jambonlarımı satıyorlar! Üç tanesine imza atmak zorunda kaldım. Jambonlarımı yediler! Popomun üstüne oturdum adamım. Bu adama jambon yok.

Blogger Schizo! takipçileriyle paylaşmak istediğin başka şeyler var mı? Yanıtların için teşekkürler.

Hey! Hepiniz buraya bakın, sizlerle birlikte olmayı bekleyemeyiz. Lütfen bize sevgi verin ve oraya gelmemizi sağlayın. Sonra “The Ghost Of Stephen Foster” parçamızın konser görüntülerini izleyin. Alkışlar!

Skyfire

Posted in Söyleşi etiketler ile , , , , , , , , , , , on 4 Kasım 2009 Çarşamba by Özgür Özçınar

Herkesçe bilinmek güzel olabilir!

Selamlar Martin, umarım “Esoteric” albümü çıktıktan sonra her şey iyi gidiyordur.

Teşekkürler! Her şey iyi.

Stüdyodayken başınıza gelen en komik şey neydi?

“Esoteric” çalışmasını kendi stüdyomuzda kaydettiğimizden beri birlikte çok zaman geçirdik, normalde bir stüdyoya 2 haftalığına girip geceli gündüzlü klasik kayıt mantığıyla hareket etmedik. Böylesi daha çılgın olabiliyor. Bu sefer üzerimizde aynı baskıları hissetmedik, korkarım sana anlatabileceğim hasta işi şeyler yok. “Esoteric” albümünün kayıtları biter bitmez parti yaptık ve hayli vahşi geçmişti. Bende dahil olmak üzere hiç kimsenin bir şey hatırladığını sanmıyorum, ama iyi zaman geçirdiğimizden eminim.

Kayıt esnasında öğrendiğiniz en önemli şey ne oldu?

Aldığımız en önemli ders “yazılmış yeni bir parçanın üzerine beta versiyonunu kaydetme” oldu. Daha iyi, çünkü seni daha sonradan ekstra çalışmalardan kurtarıyor.

Sence son albümünüz önceki çalışmalarınıza göre farklı mı?

Peki, hala melodik ve orkestralı müziklerin içindeyiz ama “Esoteric” belki de eskilerin arasında en hızlı, aynı zamanda en ilerici ve ağdalı olmasıyla dikkat çekiyor. Sanırım bazı noktalarda önceki albümlerimizin karışımı olduğunu söyleyebilirsiniz, ama koro ve orkestralı örnekler gibi yeni elementleri ekledik, solo kısımlar ve daha farklı değişimler söz konusu.

Adınızı daha önce duymayan birisine “Esoteric” albümünü nasıl tanımlarsın?

Belki de çeşitli melodilere ve farklı ritimlere sahip teknik metal albümü diyebilirdim, orkestra ve koroyu atmosfere eklediğimizde kendinizi bir filmde bulabilirsiniz (destansı çarpışmalar ve kılışların olduğu filmler).

“Esoteric” çalışmasında en sevdiğin bölüm ya da parça nedir?

“Misery’s Supremacy” parçasının ortaları en sevdiğim bölümlerden biridir. Tüm enstrümanların aksiyona bulaşması ve ilerici olunması hoşuma gidiyor. “Darkness Descending” parçasında geçen mısralar da diğer bir favorimdir. Ritim üzerine kurulu, Joakim’in vokalinin gitar ve baterilerle harika uyuşması çok güzel diyebilirim. Gerçekten tek bir favori parçam yok çünkü bu sorunun cevabı bende her zaman değişiklik gösteriyor, şu sıralar için “Under A Pitch Black Sky” parçasını tercih ediyorum. En sevdiğim nakaratlardan birine sahiptir. Hem de canlı çalması zevklidir.

Pivotal Rockordings ile anlaşmaya varmak ne kadar zordu? Piyasa rekabet içinde ve çok riskli.

Kendileriyle anlaşırken bizler sorumluluk alıp alamayacağımızı tartışmıştık, Pivotal bizden emin olmak istedi. Güvende kalmamız adına topluluğumuzla ilgili bizlere ileriye dönük sorular sordular. Başlangıçtan bu yana her zaman profesyoneldiler. Bence onlar gibi bir plak firmasına sahip olduğumuz için şanslıyız. Ama evet, piyasa kesinlikle rekabet içinde, Pivotal Rockordings genç bir firma ve Skyfire üyeleri para kazanmıyor. Bunu denemeye ihtiyacımız var, gözümüz açık olmalı ve gerçekten büyürken en iyimizi yapıyoruz. Müzikle gelen şeyleri inkar etmiyoruz, tanınma konusunda para anahtar bir faktördür. Olması gerektiğini söylemiyorum, ama yeterli paranız varsa, grubunuzu daha meşhur bir hale getirebilirsiniz.

14 yıllık kariyerinizde en önemli noktanız, mihenk taşınız… ne olabilir?

İlk mihenk taşımız “Timeless Departure” adlı ilk albümümüzü çıkarmamızdır, sonrasında ilk Avrupa turumuzu yaptık ve çok şey öğrendik. Diğer büyük tecrübemiz Güney Kore, Busan Rock Festivali’nde Soilwork ve Arch Enemy gibilerle aynı sahneyi paylaşmamızdır. Hayrete düşürücüydü. Ve evet, seneler içinde müthiş zamanlar geçirdik ve buna en iyimizi yaparak devam edeceğiz. Umarım gelecekte daha destansı işlere imza atar, daha fazla tecrübe kazanırız.

Yerel olsun, ulusal olsun fark etmez; günümüz İsveç yeraltı sahnesi hakkında bizlere ne diyebilirsin?

Bence İsveç’ten çıkmış harika topluluklar var, yeni çıkanların da yeni fikirlerinin var olduğu görülüyor. Dediğim gibi, gerçekten emin değilim, bende yeraltı müziğin içinde çok fazla zaman geçirdim garip, geriye dönüp baktığımıza internet yoktu. Kasetlerimizi fanzinlerden sipariş ederdik. Belki de şu anda internet üzerinden bu tarz talepleri yollamak daha kolay, bilemiyorum. Hala yeni müzikleri dinliyorum, ama yaşımın daha genç olduğu zamanlarda yaptığım büyük araştırmalara artık girmiyorum. Şu günlerde arkadaşlarım bana sevdiği müziklerin linklerini gönderiyor ya da partilerde yeni şeyler duyuyorum ve öyle gidiyor.

Büyük festivalleri mi yoksa küçük mekanları mı tercih edersin? Neden?

Benim için önemli değildir. Sesler harika çıkıyorsa, dinleyici duymak istediğini duyabiliyorsa problem yoktur. Bu iki unsur buluşursa, daha mutlu olamam.

Geniş bir tur yapma planınız var mı?

Bize uygun, Kasım ayı için İngiltere’de turlayacağız, ama ümit ederim ki gelecek yılbaşında buna bir ya da iki tur eklenir. Açıkladığımız herhangi bir şey yok, bunun için çalışıyoruz ve hayranlarımızı MySpace sayfalarımızdan sürekli bilgilendiriyoruz.

Genel olarak bugünün müzik paylaşımı konusunda fikirlerin nedir? Değiştiğini görmek istediğin bir şey var mı?

Farklı bir şeyler yapmadan istediğine ulaşabiliyorsun, ama benimde düşününce canımı sıkan şeyler var. Müzisyen olmaktan mutluyum, müziklerimi yayınlayabiliyorum, tur yapabiliyorum. Metal müzik yükselişte görünüyor, bence bu güzel bir şey. Bence metal tarzında yavaşta olsa daha fazla insan iyi müzikler üretiyor gibi görünüyor.

Bugünlerde en çok hangi albümlere kulak veriyorsun?

Çok müzik dinlerim, ama son birkaç günde dinlediklerim; Textures – “Silhouettes”, Symphony X – “The Odyssey”, Opeth – “Watershed” ve Embraced – “Within” diyebilirim.

Büyük zevkti, Blogger Schizo! okuyucularına ve buradaki hayranlarına son sözün nedir?

Söyleşi için teşekkürler! Umarım “Esoteric” albümümüzden hoşlanmışsındır ve ileriki turlarımızda sizleri de görmek isterim.

Rolo Tomassi

Posted in Söyleşi etiketler ile , , , , , , , , , , , , on 26 Ekim 2009 Pazartesi by Özgür Özçınar
Her şey yolunda!

Her şey yolunda!

Hey James! Şu anda kayıt yapıyorsunuz. Yeni albüm kayıtlarınız nasıl gidiyor?

Harika gidiyor, teşekkürler. 2 haftadan bu yana stüdyodaydık ve geriye sadece vokaller kaldı. Sesin nasıl olacağı konusunda gerçekten hepimiz heyecanlıyız.

2010 yılında gelecek CD’nizi yayınlamayı planlıyorsunuz. Hangi albüm adını kullanacaksınız?

Henüz emin değiliz. Kafamızda birkaç fikir var ama netleştirdiğimiz hiç bir şey yok!

Diplo’nun yapımcılığınızı üstlenmesi konusunda nasıl karar verdiniz?

Bu yılın başında bize remiks kaydetmesi ve bu tarz şeylerle ilgili kendisiyle e-postalaşmıştık. Bizim kayıtlarımızla ilgilenerek ortaya yeni bir şeyler çıkaracak farklı biri olması konusunda heyecanlıyız, bu fikirle işbirliği yapmıştık.

Gelecek albümünüz adına parça yazım/kayıt anlamında ne gibi değişikler içine girdiniz?

Bu albümü yazmak için daha az zaman harcadık ama pratiğini yapmak daha heyecanlı oldu. Bana kalırsa şu an yaratıcı damarlarımız attığı için şanslıyız ve buralara kadar geldik. Bir şeyleri son haline getirme zamanına göre çalışmak bizlere yardımcı oluyor, ama istediğimiz müziği elde etmek konusunda tehlikeye giriyoruz. Kayıt aşaması ise çok farklı olmuştu. Geçmişte daha çok evlerimize kapanırdık. Şimdi Diplo gibi bizleri heyecanlandıran bir yapımcıyla çalışmak için Los Angeles seyahatine çıkmış bulunuyoruz.

“Hysterics” ile bir kıyaslama yaptığınızda gelecek albümünüzü nasıl tarif edersiniz?

İlk albümümüzden sevdiğim kısımları kapsıyor ve daha da iyileri var. Bence turladıktan sonra elde etmek istediğimiz müzikleri çalmak konusunda kafamızda daha iyi fikirler oluştu. Biliyoruz ki kullandığımız ekipmanlardan gittikçe daha iyi verim alıyor, en iyisini istiyoruz ve yeni müzikler için yeni enstrümanları kullanıyoruz. Daha uçmuş, daha sert ve daha ilerici bir albüm olacak!

Bu CD’nizden ne umuyorsunuz?

Dünyayı daha düzenli turlamayı umuyorum. Dünya çapında yayınlanabildiği kadar yayınlanırsa mutlu olacağım ama sanırım asıl amacımız “Hysterics” çıktığı vakit gidemediğimiz ülkelerde gidip çalmaktır.

Gelecek albümünüzün parça sözleri hakkında detay verebilir misiniz?

Peki, sözlerin çoğunu Eva yazar ama bende yazarım, ve onun yazdıklarının bazıları belli bir kavram içinde genelleştirilirse “uzay ve zaman” üzerinedir. Geçtiğimiz yıllarda Eva’yla yolda çok zaman geçirdik, bu tarz konulara yoğunlaştık ama daha sonra yazdığımız sözleri okuyup başka manalar çıkardık. Benim için bir çok şey devir ve hayatın tekrar etmesidir.

“Hysterics” piyasaya çıktıktan sonra tarafınıza ulaşan karşılıklardan memnun muydunuz?

Kesinlikle. Bence eleştirel boyut açısından hiç birimiz bu kadarını hayal edemezdi, ama daha önemlisi, onu satın alan insanlardır. Hepimizin içtenlikle gururu okşanmıştır.

“3 Track Demo” adlı çalışmanızdan gelecek albümünüze kadar olan süreçte nasıl bir evrim geçirdiniz?

Sanırım ilk demo çalışmamızda olabildiğince hızlı çalmaya ve seslerin mümkün mertebe deli işi olması için uğraştık. Başlangıcımızdan bugüne baktığımızda daha deneyseliz. Bana sorarsanız topluluk olduğumuzda bu yana zevklerimiz değişmiş ve şimdi aldığımız yeni etkilenimler üzerinden yankılanıyoruz.

Hangi Rolo Tomassi parçalarıyla gerçekten gurur duyuyorsunuz?

Gelecek albümümüzde “Party Wounds” isimli bir parça var ki beni hayli mutlu ediyor. Tüm müziğimizi, sözlerimizi bunun için yazarız ve kesinlikle umutluyumdur. Fazla gururlandığımı nadiren görürsünüz!

Yoldayken yaşadığınız en aptalca şey neydi?

Bir zamanlar şova gidiyorken yolun bir tarafında kavga görmüştük. Durduk ve adama yardım edelim dedik ki bu adam sebepsiz yere kötü bir şekilde dövülmüştü. Şiddetlice!

Gelecek planlarınız neler? İstanbul’a gelmek konusunda planınız var mı?

Bu yılın geri kalan kısmı için zor ama gelecek yıl başlayacağız. Avustralya turu için bizi ayarladılar ve bunu bekleyemeyecek kadar heyecanlıyız. Bizi çağırırsanız seve seve İstanbul’a geliriz!

Hangi topluluklardan ilham alıyor ya da motive oluyorsunuz?

Bu işe ilk başladığımızda The Dillinger Escape Plan, At The Drive-In ve The Red Chord topluluklarıydı. Şimdi herkes daha farklı müzikler içinde görünüyor. Geçenlerde parça yazarken M83, Meshuggah ve Mew ekiplerinden etkilendik.

Bir izleyici olarak en son kimin konserine gittiniz?

Geçen hafta La Roux’u izlemeye gittik. Arkadaşımız Will onun bateristi ve bu sanatçının single parçalarını seviyorum. Canlı bir performans izlemek adına bakılması gerekir. Harikaydı!

Sizinle turlayacak bir topluluk seçseydiniz, bu kim olurdu?

Throats. Onlar İngiltere’den sevdiğimiz birkaç topluluktan biridir ve Throats ile bunu gerçekten iyi başardık.

Yanıtların için teşekkürler. Bahsetmek istediğin ya da reklamını yapacağın bir şeyler var mı?

Teşekkür ederim! Lütfen www.rolotomassi.tumblr.com sayfalarını takip edin, düzenli olarak güncelliyoruz! Yeni albümümüz gelecek yılın başında çıkacak.

Mitch Dickinson

Posted in Söyleşi etiketler ile , , , , , , , , , , , on 3 Ekim 2009 Cumartesi by Özgür Özçınar
Tarihin tanıklarından biri konuşuyor!

Tarihin tanıklarından biri konuşuyor!

Mitch Dickinson burada! Yeni “Grind Madness At The BBC” albümü (Heresy, Unseen Terror / Napalm Death, Carcass, Bolt Thrower, Extreme Noise Terror, Godflesh ve Intense Degree topluluklarını da kapsıyor) için tebrikler! Bu nasıl gerçekleşti?

Teşekkürler. John Peel bu toplama çalışmasında yer alan her sanatçının çok büyük bir destekçisiydi ve bütünüyle ona teşekkür ediyoruz, bu kayıtlarla birlikte kendisinin vizyonunu görebiliyoruz. Bence harika bir adam için 3 CD’den oluşan bu set çok uygun. Sahip olabilseydi o da severdi. Kayıtlar yalnızca BBC’ye ait ve şimdiye kadar kullanılabilir değildi. Earache Records bu kayıtları tam olarak toparlamayı çok önceden düşünmüştü ve şimdi, yerinde ortak bir anlaşma gerçekleşti, BBC nazik davranıp bu çok özel esere yayınlanma izni verdi.

Bu eksiksiz bir Peel dönemi grincore belgesi. Gerçekten önemli ve unutulmaz. 2004 yılında John Peel’ı kaybettiğinizde hisleriniz nasıldı?

Elbette! Çok önemli bir kayıt olduğuna katılıyorum. Şu anda tarzın dünya çapında nereden nereye geldiğini çok özel zamanlarla belgelendiriyor. Birçok insan bu kayıtları duymayacaktır ve biliyorum ki çok zaman ayrılarak tutkuyla bu proje hazırlandı. Earache Records çalışanı Dan Tobin bu müziğin hakiki bir hayranıdır ve bana geçenlerde bu işin sevgiyle emek harcanarak yapıldığından bahsetti. “Başkan Kennedy vurulduğunda herkes nerede olduğunu hatırlar” şeklinde eski bir deyiş vardır. Bence aynı durum John Peel’ın vefalı takipçileri içinde geçerlidir. Onun öldüğünü öğrendiğim günü asla unutmayacağım. Nottingham’da bir bilgisayar firmasında çalışıyordum. Bayan bir meslektaşım ofisime gelmişti ve bana “Duydun mu? Radyo DJ’i, John Peel bu sabah ölmüş!” demişti. Kulağa günlük dedikodular gibi geliyordu. Bu haberi bastırılmış bir üzüntü ile karşıladığımı hatırlıyorum. Gözlerim donuktu ve çok duygusallaşmıştım. Şok olmuştum. John Peel benim çok takdir ettiğim bir insandır. Yanında birkaç gözyaşı damlası döktüğümü itiraf etmem gerekir. Bu toplamada Mick Harris’in yorumları da hemen hemen aynıdır. John Peel’ın yerini alabilecek birini tanımıyorum. Az bulunur biriydi.

Müziğe nasıl adım attınız ve sizi ekstrem tarzda müzik yapmaya iten şey neydi?

Gerçekten bu işlere epey geç başladım. Resmi duran müzisyenler ilgimi çekmezdi, daha çok heavy metal dünyasında olan biten şeylerle ilgileniyordum. Okuldaki müzik derslerine zıt düşen şeylere karşı eğilimlerim vardı. 1983 yılında Metallica ve Slayer’ı duyduğumda gitarist olmak istedim. 15 yaşındaydım ve bu noktadayken geleceği duyduğumu düşünmüştüm. Agresiflik ve hız içimdeki bir ateş gibiydi. Bir an önce bu tarz bir şeyi topluluk halinde yapmak istedim. Ucuz bir gitar aldım ve bir arkadaşım bana akorlarını nasıl çalmam gerektiğini gösterdi. Diğer bir arkadaşım da notaları gösterdi. Yol almam için bunlar ilk etapta yeterliydi! Düzenli bir ders almadım. Her gün oturup saatlerce sevdiğim albümlerle birlikte gitar çalardım. Slayer gibi grupların yaptıkları hızlı numaraları biliyordum. Bugüne kadar hiç bir zaman bu kadar arzulu bir şekilde gitarist olmayı arzulamamıştım. Sürekli riflerle ilgiliydim. Kerry King benimkine benzer hikayeler anlatıyor. Çok küçük yaşlarda gitar çalmaya başlamıştır, çok az eğitimle tamamen vahşi ve rastgele sololara ulaşmıştır, ama rifleri şeytan gibi çalar! Eski dönemlerde Jeff Hanneman ve Kerry King beni etkilemiştir. Sonradan çok çeşitli şeylerden etkilenmiştim, ama tarzım aynı kaldı. Benim etki alanlarım 1980′lerin altın dönemleridir.

Heresy ve Unseen Terror topluluklarında nasıl yer aldınız?

Shane ve ben aynı kasabada büyüdük ve aynı okullarda okuduk. 1980′lerin ortalarında ciddi bir şekilde yapılan kaset değiş tokuşu işine bulaştık. İlk değiş tokuş yaptığım dostum Bill Steer’dir. Ona yazmaya başladığımda Warhammer’da çalıyordum, bateride Shane vardı ve bende gitar çalıyordum. Yıllardan 1985′ti. Bu önemlidir, Warhammer ilk İngiliz death metal topluluğudur. Bill’e bizim kayıtlarımızın da olduğu bazı kasetler gönderdim ve bize büyük bir ilgiyle karşılık vermişti. İlerleyen yıllarda bana tonla sağlam kaset gönderdi. Yolladığı kasetlerden biri de Heresy’nin “Never Healed” adlı demo çalışmasıydı. Duyduğumda coşmuştum. Harikaydı! Şaşırtıcı derecede sıkı, süper hızlı ve… bir İngiliz grubundan duyduğum en iyi şeylerden biriydi. Takip eden aylarda kendisiyle iyi dostluklar geliştirdim. Bu arada 1986′nın ortalarında Shane ile Unseen Terror topluluğunu kurdum. Warhammer’ın şekli değiştirilerek genişletilmiş bir hali gibiydi. Patlayıcı vuruşlar, sağlam gitar tonları! Mümkün olduğu kadar akılda kalıcı, hızlı parçalar yazmak istedik. İçerikle birlikte müzik deli işiydi, ama daima melodi ve iyi parça yazımını önemsemişimdir. Unseen Terror’ı çok dikkatli dinleyenler melodinin neresinde olduğunu anlamışlardır. Ticari bir şey değildi, sadece yazdım. Her neyse, 1986 yılına isabet eden deli yıllarda Heresy’nin korkunç bir hayranı oldum. Mümkün olduğu kadar onları sık izlemeye giderdim. Shane ve ben parça yazmaya ve prova yapmaya devam ediyorduk, ama tekrar eden bir problemimiz vardı. Yerel bölgemizden bize uygun bir bas gitarist bulamıyorduk. İki kişilik bir topluluk olarak çok eğleniyorduk ve daima ilham alıyorduk, ama zamanımızı bu yönde çok harcamıştık. Prova kasetlerimizi bilmesi gereken herkese göndermiştik ve bu bize iyi bir anlaşma getirmişti. Anlaştığımız firma kuşkusuz Earache’ti! Eylül, 1986 yılında Heresy Avrupa turundayken bu kasetten parçalarımızı çalmıştı. Tur sonrasında orijinal gitarist topluluktan ayrılmıştı. Sonra bas gitarist Kalvin Piper’dan telefon aldım. Bana Heresy’e katılıp katılmak istemediğimi sordu! Biraz çekinerek tabii ki dedim ona, ama Unseen Terror’ın kendim için önemli olduğunu söyledim. Her iki ekipte çalmam konunda anlaştık, problem olmadı. Sonradan anladım ki bence Shane ve ben büyüdüğümüz, yaşadığımız yerlerde boşa kürek çektik. Benim kaçma fırsatım oldu ama o Ağustos, 1987′de Napalm Death’e katıldı.

Daha önce sizleri dinlememiş olan potansiyel hayranlarınıza müziğinizi nasıl tarif edersiniz?

Unseen Terror’ı açıklamak gerekirse, 20 yıl öncesinin bu tarzda müzik yapan birkaç grubu arasındadır. Prodüksiyonu bakımından önemli değildir ama tamamı tecrübedir. Hardcore punk etkileşimli hızlı ekstrem metal müziği diyebiliriz. Hem söz, hem de müzik açısından tutku dolu ve samimidir.

En favori şovunuz ya da buluşmanız hangisi olmuştur?

Peki, bu soruya mahcup edici bir cevabım var: Unseen Terror sadece tek bir tane resmi şov yapmıştır! Eski bas gitar problemimiz bu konserde kağıt üzerinde çözülmüştür. Mart, 1986′da Washington D.C.’den Government Issue’ya destek veriyorduk. Nottingham’daki mekanın adı Mardi Gras’ti. Kimsede bir tane bile olmayan bu şov görüntülerini her izlediğimde hoşuma gider. Henüz daha piyasaya çıkmadı. Nihayet tam bir kadromuz vardı. Arkadaşımız (eski Warhammer üyesi) bas gitar çalıyordu ve Mick Harris manyaklar gibi vokal yapıyordu! Klasik! Şov çok iyi geçmişti ve keşke daha fazla olabilseydi…

Eski grup arkadaşınız Mick Harris “grindcore” teriminin yaratıcısıdır. Bunun öyküsünü sizlerden alabilir miyiz? O günleri nasıl hatırlıyorsunuz?

Geçmişle ilgili birçok harika anılarım var. Mick Harris eşi az bulunur bir karaktere sahip yerinde duramayan biridir! Bence dünya onun. Her zaman kelimeleri ve cümleleri o yapar. Çoğu kez hep kahkahayla güler. Buraya listeleyemeyeceğim çok fazla şeyi var. Gözlemlediği her şeye kendi kelimeleri vardır. “Grindcore” kelimesinden önce “Grind” tabirini çok şiddetli, biçimi bozulmuş bas gitar sesleri için kullanmıştı. O Swans ile yakından ilgiliyken kendisiyle ilk bir araya geldiğimde yanımızda Shane’de vardı, “Cop” ve “Filth” albümlerinden bazı klasikleri birlikte çalmıştık. Swans’ın ilk dönemlerini dinlediyseniz “Grind” teriminin bas sesleri ile uygun düştüğünü görebilirsiniz. Ve tabii ki hızlı “hardcore” vardı, özetlersek, hardcore müziğin hız ve agresifliğini biçimi bozulmuş bas gitar sesleriyle karıştırırsak “Grindcore” u elde ediyoruz. Bu tabir kelime hazinemizde varken Mick, Repulsion’ı duydu. Onlarında üşütük olduğunu fark etti. Hızlıydılar, punk’tılar ve bas gitar sesleri hoşuna gitmişti. Bay Harris’e teşekkürler, Grindcore kelimesi sonradan geniş bir çapta yayıldı. Gerçek öyküdür.

Ekstrem müzik dünyası kendi artılarını ve eksilerini paylaşıyor. Burada müzik endüstrisinde ya da grindcore sahnesinde genel olarak bir farklılık yok mu ya da hepsini aynı kulvarda mı görüyorsunuz?

Dürüst olmak gerekirse, “Human Error” çalışmamızın yayınlanmasının ardından 22 yıl geçti ve ben böyle bir soruya yanıt vermeyi hayal bile etmemiştim. Albümümüzün şu anda ne kadar da etkileyici olduğu ve bugünün efsanelerinin referans noktalarından biri olduğu beni şaşırtmaktadır. Düşünüyorum da eğer bir şeyler değiştirebilseydim salgınlaşan beleş indirme sorununu çözerdim. Bu noktada Lars Ulrich gibi vaaz vermek derdim değil. Sadece kişisel olarak insanların müzik dükkanlarına gidip albüm alma zevklerini kaybedeceklerinden endişeliyim. Dükkanlara gidip araştırma yapmayı seviyorum. Bazı insanlar dosya paylaşımının eski kaset değiş tokuşuna benzetiyor. Hayır, bu olamaz. Bir demoyu bazen haftalarca bekleyebiliyorum. Heyecan verici bir şeyler vardı, bekliyorduk. Bugünün çocuklarının hayal bile edemeyeceği bir şeydir. İnternet her şeyi mümkün kılmıştı ve bu kesinlikle dezavantajdı. İnsanların bir dosya için linkleri karıştırıp kurcalamasına lafım yok ama lütfen gidip bir albüm satın alın. Sevdiğin sanatçıları destekleyin. Çalışırken müzik dinlediğim bir iPOD’um var, ama onu CD çalıcımın ikinci bir sürücüsü olarak görüyorum. Bence bu anlık elde edilebilirlik, gizem ve yeni müzikleri keşfetmenin yerini aldı. İnsanlar kayıt koleksiyonlarını satmaktan bahsediyor, 180GB iPOD dosyasının 1.500 albüme tekabül etmesi beni güldürüyor, çünkü günün sonunda iPOD’un çalınırsa ya da kaybolursa sen hiç bir şeysin ve hala hayatımın koleksiyonları plak ve CD formatındadır. Onun için daima sanatçıların albümlerini satın alarak destek vereceğim. Vinyl formatını tek geçerim!!! Mümkün olduğu kadar vinyl satın alırım. Birçok plak firmasının hatalarını anlayıp yeniden vinyl yayınlamaya başlamalarını görmek güzel. Daima her formattan daha uzun yaşayacak ve koleksiyoncuları olacak. Genel olarak grindcore sahnesinin gelişimi konusunda değiştirilmesini istediğim bir şey yok, hala yeraltı müziğidir, takdir etmeniz için hala kendisine has bir kodu vardır, tam destek veriyorum. İyiye giden, sağlıklı, gelişen, ve kararlı bir temeli var ki bunları hala görebilmek güzel. Ayrıca silmek istediğim bir şey de var. Tetiklenmiş baterilerden NEFRET ederim!!! Nasıl yapılıyor bilmiyorum, ama büyük metal kayıtları hep aynı standart bateri seslerini kullanıyor. İşitsel olarak yanlış sesler var, gerçek bir dinamiği yok. Modern metal müziklerinin %99′u bana düz ve güm güm vuran bir tarzda geliyor. Eski Black Sabbath ve Led Zeppelin kayıtlarında gerçek bateri teçhizatının kullanıldığını işitebiliyorsunuz. Modern metal albümü dinlediğimde gerçek bir bateristin yakalamak istediği dinamiği duyamıyorum. Tek duyduğum bir bilgisayarın basmakalıp gaddar vuruşları… Hah!

Şu günlerde hangi toplulukları ya da albümleri dinliyorsunuz?

Daima müziği geniş bir şekilde dinler, takip ederim ama kalbim daima metal müziktedir. Geçen hafta en çok dinlediğin 15 albümü paylaşmam gerekirse şunları sıralayabilirim:

Repulsion – “Horrifed”, Sunn 0))) – “Black One”, Kill The Client – “Cleptocracy”, Weezer – “The Red Album”, Suffocation – “Blood Oath”, Insect Warfare – “World Extermination”, The Beatles – “Please Please Me”, Nurse With Wound – “Spiral Insana”, Insect Warfare – “Evolved Into Obliteration”, Descendents – “Milo Goes To College”, Magrudergrind – “Magrudergrind”, Carcass – “Necroticism – Descanting The Insalubrious”, Morbid Angel – “Blessed Are The Sick”, Hate Forest – “The Most Ancient Ones”, Coil – “The Ape Of Naples”.

Tüm sorularım bu kadar, hayranlarınıza söyleyecekleriniz var mı ya da belirtmek istediğiniz bir şey? Çok teşekkür ederim!

Şu ana dek MySpace aracılığıyla Unseen Terror’a destek verip ilgi gösteren herkese teşekkür etmek istiyorum. Oradaki insanlardan aldığımız pozitif yorumları görünce hayrete düşüyoruz. Bunlar ilham verici nitelikte şeylerdir. Son olarak, uzun rötarlı bir ikinci albüm üzerine çalışıyorum. Demo çalışmalarımızı kayıt etmiştim ve yeni parçalar yıllar önce yaptığımız şeylerden farksız olmayacak. Bu sefer de salakça parçalar yok! Sadece saf grind/metal! Benimle irtibata geçmek istiyorsanız detayları veriyorum:

http://www.myspace.com/unseenterrorbirminghamengland (Hayranlarımız için yardımım dokunur)

http://www.myspace.com/mitchfinder_general (Şahsi sayfam)

Bu söyleşi için sana da teşekkür ederim. Her şey gönlünce olsun.

Mitch D.

Kittie

Posted in Söyleşi etiketler ile , , , , , , , , , , , , on 1 Ekim 2009 Perşembe by Özgür Özçınar
Yeniden doğdular!

Yeniden doğdular!

Son albümünüz “In The Black” Eylül ayının 15’inde çıkmıştı. İnsanlardan aldığınız ilk tepkiler neler oldu?

Şimdiye kadar olan tepkiler pek bir şey sayılmaz ama pozitiflerdi! Bu albümümüz müzikal olarak bizim dönüm noktamız oldu ve birçok kişi buna dikkat etti. Kariyerimizin en iyi albümü ve bundan gurur duyuyoruz!

Yeni Kittie albümü nasıl kaydedildi? 4′üncü albümünüz “Funeral For Yesterday” ile arasındaki farklar nelerdir?

“In The Black” albümü arkadaşımız Sigfried Meier tarafından Goderich, Ontario, Kanada’da kaydedildi. Kendisiyle “Oracle” albümünde de çalışmıştık, ses bakımından iki albüm birbirlerine çok benziyor. Net olmak gerekirse sert tonlara sahip bir müziğe döndük ve bir şeyler bir önceki albümümüze göre tamamen zıt düşüyor. Hepimiz istediğimiz şeyleri yakaladık, ve kendisi bunu sağlamamıza yardımcı oldu!

Bu albüm için çok zaman harcadınız mı? Sonuçlar için iyi diyebiliyor musunuz?

“In The Black” albümünde işitilenler hayrete düşürücü! Sadece 3 hafta içinde kaydettik, önceki iki albümümüze göre daha kısa sürdü. Kayıt konusunda çabuk olarak yapılması gerekenler tespit edilmişti ve o zaman ki durumlara göre hareket edildi.

Parça yazarken bir metodunuz var mı ya da enstrümanlardan çıktığı gibi bir oluşum mu söz konusu? Ya da tamamen duygusal bir şey mi?

Parçalarımızın çoğu bir rifle ya da bir fikirle başlar ve akışını durduramadan yazarız. Genellikle birlikteyizdir ve parçaların farklı kısımlarını beraber oluştururuz, uğraştığımız şeyler heyecan verici bir hal almadan ayrılmayız. Akabinde sözleri ve melodileri şekillendiririz.

“Cut Throat” ve “Sorrow I Know” adlı yeni video kliplerinizi izlerken içiniz rahat mı? Bu çekimler nasıl geçti?

Her iki video klibimiz “Cut Throat” ve “Sorrow I Know” için heyecanlı bir şekilde meydana getirildiler diyebiliriz. “Cut Throat” terk edilmiş bir ambarda çekildi ve bu mekanda enerji yoktu, havalandırma yoktu. Kittie’nin bilmeniz gereken, sevdiğiniz görüntülerini bu klipte bulacaksınız. Kolay bir video klip performansıydı. “Sorrow I Know” ise daha durgun, ama öyküsü ve ekstraları açısından daha ayrıntılıydı. Görüntülerimiz yayınlandığında izlemek isteyen bir sürü hayranımız var ve bizler bu kliplerin herkesçe görülmesini sağladık!

Hangi E1 Music sanatçılarını dinliyorsunuz?

Şu anda Arkea ve Straight Line Stich birlikte dışarıda turluyoruz, onları eskiden beri dinleriz ve tabii ki Hatebreed.

Birkaç yıl önce Slipknot’ı İngiltere’de desteklemiştiniz. Hala onlarla konuşuyor musunuz?

Maalesef onlarla yıllardır konuşmadık. Uzun bir süre sonra onları buralarda bir ya da iki defa gördük, cana yakınlardı, ama bunun dışında onlardan fazla bir şey duymadık.

Topluluğun yaptığı kaç tane yorum parçası var? Pink Floyd’un “Run Like Hell” parçası dışında ürettiklerinizi paylaşır mısınız?

Pink Floyd parçası dışında kimsenin parçası üzerinde çalışmadık.

David Lander’ın ölümünden sonra Kittie’nin menajerliğini kim yapıyor? Toprağı bol olsun. Başka birileriyle çalışıyor musunuz?

Babamız olmadan yaşadıklarımız bizim için çetindi. O bizim her şeyimizdi ve daima bizi güvende hissettirirdi. Şu anda onun yönetimini kaldığı yerden biz devraldık.

Başarınızda internetin rolü ne kadardır? İnternet başında çok zaman geçirir misiniz?

Kesinlikle var. Sürekli hayranlarımızla bağlantıya geçer, onları güncel bilgilerimizle aydınlatırız. MySpace, Facebook ve Twitter işlerimizi kolaylaştırmamıza yardımcı oluyor!

Şu ana kadar Kittierocks.com vasıtasıyla aldığınız en çok güldüren ya da şok eden geri bildirim neydi?

Bizlere iyi kritiklerle gelen hayranlarımız daima naziktir! Kittierocks.com mesaj panomuzda sürekli çok gülünç şeyler döner.

Günümüzün metal müzik sahnesi hakkındaki düşünceleriniz nedir?

Geriye dönüp baktığımızda bu müziğin daha uçlara doğru genişlediğini görmek bizleri memnun ediyor, kendilerini geliştirmiş seyirciler tarafından kabul görmek daha kolaylaştı. Bizce metal müzik şimdiden tezi yok gelişmesini devam ettirmeli!

Şu sıralar en çok hangi toplulukları dinliyorsunuz?

Behemoth’un son albümü “Evangelion” iyi gidiyor.

Türkiye hakkında ne biliyorsunuz? Hiç buralara gezmeye geldiniz mi? İstanbul’da çalmak ister miydiniz?

Türkiye hakkında çok fazla bir şey bilmiyoruz, ama öğrenmek isteriz. Ülkenizin ilginç hikayelere sahip olduğunu biliyoruz ve oralara seyahat etmeye gelip çalmak harika bir tecrübe olabilirdi!

Söylemek istediğiniz herhangi bir şey var mı? Teşekkürler ve iyi şanslar!

Çok teşekkür ederiz! Yeni albümümüz yakında Türkiye’ye geliyor!

God Is An Astronaut

Posted in Söyleşi etiketler ile , , , , , , , , , , on 30 Eylül 2009 Çarşamba by Özgür Özçınar
12 Kasım'da Jolly Joker Balans'talar!

12 Kasım'da Jolly Joker Balans'talar!

Merhaba Niels! Başlangıçta müziğin içine nasıl girdin ve seni müzisyen yapan ne oldu?

10 yaşındaydım, Metallica’nın “Kill ‘Em All” albümünü dinliyorken Cliff Burton’ın bas sololarını işittim ve bu sesleri çıkarmanın harika olabileceğini düşündüm. Yıl sonunda babam bana ilk bas gitarımı aldı, onun bas gitaristliğini yaptım ve bana nasıl çalacağımı öğretti.

Müzik yazarken ne tip ilerlemeler kaydediyorsunuz? Oluşturduklarınız hayatın ne kadar içinden?

“God Is An Astronaut” albümünün yapımı başlangıcında melodi ve duygular çok önemliydi, parça yazarken odak noktamızı hala bunlar oluşturuyor. Yapabildiğimiz kadar yaptık, karakterlerimizin ve duygularımızın tamamının hayattan olduğunu düşünüyorum ya da en azından bu hayattan kaçış olduğunu düşünüyorum.

Çalışınızı etkileyenler kimlerdir ve sizleri hayran bırakan diğer İrlanda sanatçılarından bahsedebilir misiniz?

Başladığımızdan bu yana ilham kaynaklarımız değişmedi, sadece severek seslendirdiğimiz müzikleri yapmak istiyoruz. Tarz olarak ‘90 döneminin rock, dans, big beat ve elektronik müzik sanatçılarından esinlendik. İrlanda’dan “Whipping Boy” ve “My Bloody Valentine” topluluklarından ilham aldık.

Bu yıl yeni GIAA albümü üzerine çalışıyorsunuz. Gelecek albümünüzün öncekilere göre farkı ne olacak?

Gelecek kaydımız daha fazla duygulu ve daha çeşitli olacak. Bütün parçaların üretimini aynı şekilde yapmayacağız; bazıları büyük çaplı ve yoğun olurken, bazıları tamamen yumuşak olacak. Gelecek albümümüzü son albümümüz kadar kavramsal yapmak istemiyoruz ama daha sıkı bir kayıt ve güçlü bir rock prodüksiyonu olması için uğraş vereceğiz.

İleride yeni albümünüzün tanıtımı için liste başı görüneceğiniz turlara çıkacak mısınız?

Evet, gelecek yıl 2011′e doğru bir dereceye kadar mümkün görünüyor. Bir yıl kadar da olabilir, sonra kesebiliriz.

“Shining Through” isimli single parçanızın arkasında yatan hikaye nedir?

Bizler daima yeni parçalar yazıp kaydederiz, “Shining Through” hayranlarımız için hazırlanmış ücretsiz bir parçadır. Bu parçanın yeni bir versiyonu gelecek albümümüzde yer alacak.

7 yıl sonra hala aynı reaksiyonları alıyor musunuz?

İlk günlerimizden bu yana umduğumuzdan daha fazla tepki aldık. Tepkiler hala çok iyi ama daha fazla tanındıkça eşit ölçüde nefret mesajları da aldık.

Gün ışığına çıkacak olan yayınlanmamış materyalleriniz ya da kaydedilmiş canlı şovlarınız var mı?

Çok fazla müzik yazdık, şu anda 30 tane yeni parçamız var ve gelecek albümümüzde sadece 9 ya da 10 tanesini kullanabiliriz. Günün birinde B-side tarzında ücretsiz bir şeyler çıkarabiliriz.

Savaş, terörizm ve din hakkında ne hissediyorsun?

Hepsini aşamaz mıyız? Evet, ama politikacılar, dini liderler insanları düş kırıklığına uğratmaya devam ederler. Şahsen bayrak dalgalandırmaya meraklı biri hiç olmadım ve dini eğilimler içersinde değilim. Belki birgün din ya da politikacılar adına insanlar birbirlerini öldürmezler, ama o gün, üzücü ama çok uzaklarda görünüyor.

Yollardan bir sürü öykünüz vardır. En beğendiğiniz hangisi, en az sevdiğiniz hangisi?

Öyle çok fazla bir öykümüz yok, bizim turlamamız bir yerden öbür yere geçmek için kamyonete bir günde ortalama 7 saat boyunca tıkılmamız demek oluyor. Belçika’da bir festival vardı ve feribotumuz iptal edilmişti, onu kullanabilmek için çok uğraşmıştık, bu arada sahnene bizleri görmeyi bekliyorlardı, bir buçuk gün uyanık kaldık, daha kötüsü şovdan sonra İrlanda’ya aynen geri dönecektik. Eve döndüğümüzde 72 saat uyumadığımızı fark ettik, garip olan şeyler hep sonradan insanın aklına geliyor…

Sahnedeyken yaşadığınız en en eğlenceli şey neydi?

Bize çeşitli eşyalar fırlatılmıştır; Erich Von Däniken’in kitapları, sütyen (biraz daha lütfen) ve hatta bir festivalde parçalanmamış ağaç.

Müzik yapmadığın zamanlarda en çok hangi albümleri dinliyorsun?

iPod listeme göre en çok Metallica dinliyormuşum.

“Fragile” adlı parçanız birkaç yıl önce MTV2 İngiltere ve MTV The Comedown Şovu’nda çalınmıştı. Neler hissetmiştiniz?

Birkaç yıl öncesi için harika bir başarıydı, plak firması haricinde anlaşması bulunmayan bağımsız bir topluluğun videosunu MTV’de görebilmek nadir bir şeydir. Sonrasında kendimizi kısa süreli de olsa yıldızmış gibi hissetmiştik.

Şu anki post-rock müzik sahnesi için ne düşünüyorsun?

Yapılmakta olan birçok iyi müzik var, belki müziğin diğer türlerine göre kıyaslarsan küçük dinleyiciler için çok fazla müzik var denilebilir. Bence bu müzik daha genişleyecek ve diğer müzik sahneleri gibi sözleşmeli yapılacak.

Söyleşi için teşekkürler, umarım Kasım ayında görüşürüz!

Teşekkür ederim! Niels.

Common Enemy

Posted in Söyleşi on 8 Eylül 2009 Salı by Özgür Özçınar
Hızlı kaykaycılar!

Hızlı kaykaycılar!

Reading, Pennsylvania’ya selamlar! Çalışmalarınızı bilmeyenler için bizlere tarihçenizden bahsedebilir misiniz?

Justin: Nereden başlamalıyım? Bizler hızlı çalmayı, eğlenmek için kaykay yapmayı, alkol almayı, Nintendo oynamayı, ot içmeyi, ve iyi zaman geçirmeyi severiz. Bu bahsettiğim şeylerden hoşlananlar aşağıdakilerden en az birini inceleyebilir:

“Party On! Volume 1″ Aggressive Force / Common Enemy split 7″

“Living The Dream?” CD / LP

“L.E.A.R.N. / Common Enemy / Woof / Sidetracked” 4 way split CD

“Common Enemy vs. Everybody’s Enemy” split CD

“When Cops Attack” Common Enemy / Weot Skam split 7″

“Till Death” Common Enemy / L.E.A.R.N. split 7″

“Groovy” 7″ EP

“Common Enemy / Weot Skam” split Cassette

“T.U.I.” (Thrashing Under The Influence) CD

“Late Night Skate” Cassette

“Let’s Have Fun!” 7″ EP

“Circle Pit Split” Eyes Of Hate / Common Enemy split 7″

“One Shall Stand, One Shall Fall!” Common Enemy vs. The Twats split 7″

“Late Night Skate” CD

Bugün çıkan “Living The Dream?” adlı albümünüzden bahsedebilir misiniz?

Tank: Bence uzun süreden bu yana yaptığımız en iyi parçaları hazırladık. Daha fazla zaman harcayıp, daha fazla bira içtik.

Greg: Rüyamızı yaşıyoruz… Aynı zamandan en iyi albümümüz!

Gary: Evet, tek geçerim!

Justin: Ciğerlerinize yüklenerek okuyacağınız parçalar eşlinde odanızda çember oluşturacağınız bir albüm!

Neden “Rampaları İnşa Edin, Bombaları Değil!” mesajını veriyorsunuz?

Tank: Savaş ahmakçadır! Kaykay yapmayı yeğlerdim!

Greg: Bombalar bir halta yaramaz!

Gary: Kaykay rampaları çok sevimlidir, bombalar iğrenç!

Plak firmanızın promosyon, dağıtım, pazarlama ve bunun gibi şeylerle ilgili çalışmalarını beğeneniyor musunuz?

Tank: Kendin Yap Felsefesi. Hata yapmaz, hiç kimse sana ne yapacağını söylemez.

Justin: EVET ya da HAYIR. Daima daha iyisini yapabileceğimize inanıyorum. Ben topluluğun mükemmeliyçilerindenim. Dünyadaki herkesin müziğimizi duymasını isterim.

11 yıldan bu yana hardcore/punk alanının bir parçasısınız. Orada sizleri etkileyen yeni topluluklar var mı ya da daha eski isimleri mi tercih ediyorsunuz?

Tank: Her ikisi de. Gelişmekte olan harika gruplar var, ama hala eskileri seviyorum.

Greg: Hem eskiler hem de yeniler diyebilirim. Burada çok fazla topluluk var!

Justin: Bunlara katılıyorum.

Hayranlarınızla ne tür bağlantılar içersindesiniz?

Tank: Onlar bizim arkadaşlarımız gibidir. Onları seviyoruz, daima bizlerin harika zaman geçirmesini sağlıyorlar.

Justin: İşte bu, onlar hastalığımızı yaymamıza yardımcı oluyorlar. Bizim hayranlarımız en iyisidir.

Birlikte turlamak istediğiniz bir topluluk var mı?

Justin: Birkaç tane öyle korkunç topluluk var, bu harika çocuklar Hellmouth, Disaster Strikes, The Gloominous Doom, Sidetracked, Kill The Car ve The Twats olabilir çünkü onları özlüyoruz.

Greg: Çok! Hangisini tercih etmem gerektiği konusunda emin değilim.

Gary: Tonla var!

Common Enemy ile birlikte yaşadığınız en unutulmaz anınız nedir?

Tank: Tur zamanları, 4 arkadaş, 1 kamyonet, fazlaca bira ve dayak!

Greg: Üçüncü ranzadan aşağıya düşmem ve yüzümün yapıştırıcıyla bezenmesi.

Gary: Hatırlayabilseydim bir tanesini anlatırdım!

Yakın gelecek planlarınız nelerdir? Öncelik vereceğiniz şeyler olacak mı?

Tank: Dünyaya baskın yapacağız, bir sürü video oyunu oynayacağız, bolca bira içeceğiz, bunlar olağan şeylerimiz!

Greg: Dışarı çıkıp çalacağız ve bira tüketeceğiz!

Gary: Daha fazla turlayacağız, çalışacağız, split albümlerle ilgileneceğiz, inişler çıkışlar ve Nintendo oynayacağız!

Justin: Disaster Strikes, Alarmstufe Gerd ve Hellmouth ile birlikte split 7″ formatında birkaç çalışma hazırlamayı konuşacağız.

Bizim dinleyicilerimiz yakında sizleri ülkemiz sahnelerinde görebilecek mi?

Gary: Umarım!

Tank: Türkiye’ye gidebilmeyi isterdim, işte bu!

Greg: Diğer ülkelerle birlikte Türkiye çok iyi olabilir!

Yanıtlarınız için teşekkürler, Blogger Schizo! okuyucularına son sözleriniz ne olacak?

Tank: Eğer bizleri görürseniz içten partilerimize gelin!

Greg: Hiçbir çalışmamızı dinlememiş olsanız bile yeni albümümüze bir bakın!

Justin: Mahvetmeye devam!

Common Enemy “Living The Dream?” CD / LP @ See Of Sound

www.commonenemy2000.com

www.myspace.com/commonenemy