Söyleşi kategorisi için arşiv

The Dead Lay Waiting

Posted in Söyleşi on 7 Eylül 2009 Pazartesi by Özgür Özçınar
Genç ve üretken yıllarındalar!

Albümlerini dizeceğe benziyorlar!

Blogger Schizo! ya hoşgeldiniz! Nasıl gidiyor?

TDLW: Bizler iyiyiz, teşekkürler!

Yeni albümünüz için şimdiye kadar aldığınız yanıtlar ne oldu?

TDLW: İnsanların işittiği parçalar hakkındaki korkunç karşılıklarını almaya devam ediyoruz!

Parça yazımı ve kayıt süreciniz yeni albümünüz için farklı mıydı?

TDLW: Kayıt aşaması çok farklıydı. Biz tek demo parçamızı bir günde kayıt etmeye alışkın bir ekiptik.

James: 3 haftamızı Ipswich’te geçirdik ve öncelere göre daha sıkı çalıştık.

Bu CD için konuşursak sizleri en çok ne etkiledi?

Luke: Hayatımın geçmiş dönemlerinde edindiğim tecrübelerden ilham aldım. Gerçek hayata dair tecrübeleri kullanmayı seviyorum çünkü bir şeyler hakkında parça okurken bu parçaların üzerine daha fazla samimi duygu ve his eklenmiş olduğunda daha manalı oluyor.

Albüm başlığının ardında yatan önem nedir?

TDLW: Albümün adına “We Rise” verdik çünkü şu an TDLW olarak yaptığımız şeyleri yansıtıyor.

Çok gurur duyduğunuz bir parçanız var mı?

Luke: Bence “We Rise” ya da “We Stand As One” en iyi parçalarımız olmalı!

Tom: “Show Your Worth” benim favori parçamdır. Acımasız bir parça ve onu beğeniyorum.

James: Benim için “Anxiety” ya da “5OS” favorilerimdir, bunun sebebi ise canlı olarak çalındığında heyecan verici olmalarıdır.

Bugünün müzik sahnesine uygunluğunuz hakkında ne düşünüyorsunuz ya da kendi yerinizi oluşturmaya çalışıyor musunuz?

TDLW: Bizler etiketlendiğimiz zamanlarda deathcore tarzının altına yerleştirildik ama müziğimiz daha fazla melodiyi kapsıyor, melodik kısımları sert breakdown kısımlarla karıştırıyoruz. Bu sahneye kendi ağımızı örmeyi seviyoruz!

Şu anda ilgilendiğiniz projeleriniz neler?

Tom: İkinci albümüzü yazma konusunu yolu yarıladık, yakında geleceği için gerçekten çok mutluyuz. Ben’in TDLW ekibine katılmasından sonra müziğimiz hayli gelişim gösterdi. İlk albüme göre bir parça farklı olacak ama müziğimiz değişmeyecek.

Şu günlerde müziklerinizi oluştururken nelerden etkileniyorsunuz?

Luke: Şu anda yozlaşmanın geldiği vaziyet ve günümüz toplumlarının yalanlarından etkileniyorum, bunlar beni güçlendiren şeyler.

Ben: Daha çok metal olmayan şeyler. Miles Davis ya da spoken word türü şeylerle ilgileniyorum, özellikle Henry Rollins.

James: Tüm türlerden etkileniyorum. Şu anda Architects ve A Day To Remember gibi topluluklarla ilgileniyorum ama tüm türleri dinliyorum. İyi müziği takdir ederim!

Amaçladığınız akıllı müziğe tam manasıyla ulaştığınızı düşünüyor musunuz?

Luke: Sahip olduğumuz müzikten memnunum. Yine de geriye dönüp baktığımda üzerine bir şeyler eklemek isterdim, ama bunlar ikinci albümde olacak.

James: Gitarlar olarak amaçlarımızı gerçekleştirdik! Peavey 6505, Hughes And Ketner TriAmp MKII ve Ibanez ürünlerini kullanarak ekstra sesler elde ettik.

Tom: Geçmişi düşünüyorum da bazı kırıntılar var ve keşke daha üzerine düşünebilseydim. Ama bu ikinci albümün çok korkunç olacağını neden göstermesin ki? Bunda her şey olacak. Keşke şu anda uğraştığımız şeyleri ilkine de koyabilseydim, hatta fazlasını!

İlk şovunuzu nasıl hatırlıyorsunuz? Bundan bahsedebilir misiniz?

Ben: Benim TDLW ile olan ilk şovum Nisan ayındaydı, buradaki barda ve sahnenin önünde kalabalık izleyiciler vardı. Alışkın olduğum performanslara göre farklıydı.

James: İlk şovumuz oturduğumuz yerlere yakın olan 12-Bar adlı mekanda gerçekleşmişti. O gün, Tom’un TDWL için ilk günüydü ve sadece üç parça seslendirmiştik.

Luke: Eğlenceliydi.

Şimdiye kadar çaldığınız en iyi ve en kötü şovlarınız hangileri olabilir?

Luke: En kötü şovumuz denilince aklıma Camden Barfly geliyor, her şeyin kötü gittiği gerçekten berbat performanslardı. Bence en iyi şovumuz Gloucestershire Guild Hall mekanında gerçekleşti, ateşli bir atmosfer vardı!

James: Belki de üç kişinin yaşadığı Copsale adlı küçük bir köyde verdiğimiz performans en kötüsüdür. Diğer topluluklarla birlikte üç saat yolculuk yapmıştık ve ben bu zamanları hasta olarak geçirmiştim! Bristol’daki The Croft konseri en iyimizdir, tüm şov boyunca şaşırtıcı bir hava hakimdi.

Tom: Müzik olarak Corny olabilir, ben canlı çalmayı seviyorum. Önümüzde 1 ya da 1.000 kişi olması önemsizdir.

Birlikte turlarken en keyif aldığınız topluluk kim olmuştu?

Many Things Untold turladığımız en iyi topluluk olabilir. Plymouth’ta bir şov vermiştik ve bunu apartman konseriyle sona erdirmiştik.

Tom: Neredeyse çatıdan aşağıya uçtuğum olan mıydı?

Eski topluluklar bir yana, hala yeni toplulukları dinleyip etkilendikleriniz oluyor mu?

Luke: Piyasaya çıkan birçok yeni topluluktan etkileniyorum, ama köklerim hala klasik metal ve j-rock tarzlarındadır.

Ben: Daha çok eski gruplarla ilgiliyim, Slayer gibi ve eski Metallica benim için en iyisidir. Yeni sayılabilecek ekiplerden Between The Buried And Me, The Faceless ve Sylosis modern metal adına güçlüler, onları takip ediyorum.

James: Birçok topluluk beni etkiliyor ama dinlediğim ilk metal ekibi Metallica’nın hala içindeyim ve onlar beni hayli etkiliyorlar.

Sizden imza almak isteyen birisiyle yaşadığınız en garip hikaye neydi?

TDLW: Sadece küçük bir kağıttı… Sonra bu adam gidip üzerine dövmesini yaptırttı.

Plak firmanızın sizin için gösterdiği efordan memnun musunuz?

TDLW: Rising Records kendileriyle imzaldığımızdan bu yana bizim için istisnasız iyidir ve şüphemiz yoktur ki ilerlememiz için her şeyi yapacaklardır. Yeni video klibimize bakın.

Müzikle çok zaman harcıyorsunuz. Dışarıda neler yapmaktan hoşlanıyorsunuz?

Luke: Oyun delisiyim, Xbox oynuyorum ve fotoğraf çekmeyi seviyorum.

Ben: Boktan işlerde çalışıyorum. Hiç kasmıyorum. Ve kız arkadaşım ve belki de kaykay.

James: Gitar çalmasını öğretiyorum, ve partiler… Her gün ve her gece.

Tom: Gerçekten bilmek istemezsin!

Tur planlarınız arasında Türkiye’ye uğramak var mı? Eğer turlayacağınız bir grup olsaydı, hangisi olurdu ve niçin?

TDLW: Şu dönemler için maalesef bu mümkün değil, ileri gelmeyi umuyoruz! Turlayacağımız tek topluluk ise; Suicide Silence, Killswitch Engage, Job For A Cowboy ve bu çizgide olan isimlerden biri olabilirdi.

Blogger Schizo!? hakkındaki fikirleriniz nedir? Sizler kişisel blog sayfalarınıza ne tür şeyleri koyuyorsunuz?

TDLW: Blogger Schizo! yu SEVİYORUZ! Kendimize ait olan kişisel bloglarımıza turlar, duyurular, yeni parçalar ve video klipler gibi bir sürü şey yüklüyoruz. Bunun için www.myspace.com/thedeadlaywaiting adresine göz atabilirsiniz!

Söyleşi sorularını yanıtladığınız çok teşekkürler, son sözler sizin!

TDWL: ŞİMDİ GİDİP “WE RISE” ÖN SİPARİŞİ VERİN!

Rome

Posted in Söyleşi on 31 Temmuz 2009 Cuma by Özgür Özçınar
Üretkenlikleri sürüyor!

Üretkenlikleri sürüyor!

Blogger Schizo!’ya hoş geldiniz! Nasıl gidiyor?

Güzel, teşekkürler!

Yeni albümünüz “Flowers From Exile” için şimdiye kadar ne gibi yanıtlar aldınız?

Şimdiye kadar olanlar gerçekten iyiydi. İnsanların çoğu müzikte geldiğimiz noktayı gerçekten takdir ediyor, bizlerde bu durumdan dolayı çok mutlu oluyoruz.

Parça yazma ya da kayıt aşamalarınız yeni albümünüz için farklı mıydı?

Evet, tamamen farklı bir şekilde çalıştık. Hemen hemen hiç bir şekilde bilgisayar kullanmadık, sesleri önceden kaydetmedik. Hepsi el yapımıydı, daha önceki albümlerimize göre çok daha fazla vaktimizi aldı.

Bu CD’nizde yer alan sözleriniz için sizleri ne etkiledi?

Kısmen otobiyografik şeylerdir. Konuları İspanya İç Savaşı ve sürgün edilen savaşçıların hayatı üzerine kurduk. Ailelerimizin bu savaş yüzünden hemen hemen 40 yıl kadar bir süre boyunca sürgünde kalmışlığı var. Bu kayıtları hazırlarken nedenimiz oldular.

Sizce bu albümünüzün adının arkasında yatan önem nedir?

Güzel, kaydın ne hakkında olduğu bilinirse (İspanya İç Savaşı, etc.) gayet açıklayıcı olabilir.

Çalarken en çok gurur duyduğunuz parça nedir?

Gerçekten “The Accidents Of Gesture” ile “The Secret Sons Of Europe” ama diğerlerinden de tabii ki gurur duyuyorum. Ama bu iki parça tüm albümün omurgasını oluşturuyor ve onlar için çok çalıştık.

Bugünün müzik sahnesine kendinizi uygun buluyor musunuz ya da bilinçli bir şekilde kendi yerinizi mi yaratıyorsunuz?

Biz kendi yerimizi yaratıyoruz, evet. Kendimize ait hikayeleri anlatan klasikleri yapıyoruz, ya da ne dersen de.

Şu anki projeleriniz neler?

Alışılmış olarak yeni albümümüz için çalışıyoruz. Avrupa’nın çevresinde, ve yılında sonunda Amerika’da çalacağız.

Şimdilerde müzik yazarken nelerden ilham alıyorsun?

Her şey, gerçekten. Okumaktan keyif duyuyorum. En önemlisi, nereden ilham aldığımdır.

Amaçlamış olduğunuz müziğe tam anlamıyla ulaştığınızı düşünüyor musunuz?

Şu an çaldıklarımız bir yana, müzik üretmeye başladığımız ilk günlerdeki yaptığımız parçaların vaziyetini asla tahmin bile edemezsin. Daima vizyonumuz vardır, üstü kapalıyız. Kayıt yaparken daima aklımızı kullanırız. Sadece çalışırız. Övünmediğimiz ve ikna olmadığımız bir kaydı asla yayınlamayız.

İlk şovunuzu hatırlıyor musunuz? Bunun hakkında bahsedebilir misiniz?

Hiç. Şu anki canlı performanslarımıza göre kıyaslandığında rezildir… Oynayan bir video, kötü bir müzik ve sahnede yalnızsın… Buydu.

Çaldığınız en iyi ve en kötü şovlarınız nedir?

Teknik olarak ilk birkaç şov, ama hala sıkıntılar olabiliyor. Madrid’de çaldığımız bir konserin seyircisi şaşırtıcıydı… öyle böyle değil. Harika bir seyirci işleri kötü de yapabilir. Geçenlerde Mannheim ve Leipzig’de verdiğimiz konserler en iyimizdi. Çünkü seyirciler sağlamdı.

Turlarken en iyi vakit geçirdiğiniz grup hangisidir?

Şimdiye kadar bir araya geldiğimiz toplulukların çoğuyla iyi geçindik. O.R.E. ve Spiritual Front ile turlamayı seviyoruz. Birlikte birçok şov yaptık. Bu çocuklar harika ve eğlendiricidir.

Etkilendiğiniz yeni topluluklar var mı yoksa bu konuda eski toplulukları mı tercih ediyorsunuz?

Gerçekten olan bitenle aram iyi değil. Benim kahramanlarım var ve hala aynılar. Yine de müziğin bütün çeşitlerini dinliyorum.

Sizlerden imza almaya gelenlerin istediği en garip şey ne oldu?

Başka birilerinin CD’si. CD’nin hangi topluluğa ait olduğunu hatırlamıyorum, ama kesinlikle bizimkilerden biri değildi.

Plak firmanız Trisol Music’in sizin için gösterdiği destek eforundan memnun musunuz?

Evet, şimdiye kadar her şey çok iyi görünüyor.

Müziğe çok zaman ayırıyorsunuz. Dışarıda ne yapmaktan hoşlanıyorsunuz?

Dışarıda çok fazla bir şey yapmıyoruz. Bu bizim hayatımız. Patrick’in Almanya’da kendisine ait bir kayıt stüdyosu var, öyle ya da böyle daima müzik üzerine yoğunlaşıyor. Bizler her şeyi sanatımızla bütünleştiriyoruz; okumak, film izlemek… ama özel hayatımızı korumayı gerçekten çok seviyoruz.

İleride Türkiye’yi turlama fikriniz var mı? Eğer bir toplulukla turlama şansınız olsaydı, o kim olurdu ve niçin?

Şimdiye kadar, maalesef. Güzel ülkenizde turlamak konusunda bir planımız yok ama ileride umut ederiz. Sanırım The Village People ile bunu gerçekleştirirsek eğlenceli olabilirdi.

Blogger Schizo! hakkında fikirlerin nedir? Ve kişisel bir blog sayfan olsaydı, içini ne tür şelerle donatırdın?

Dürüst olmak gerekirse, bloglama işiyle aram çok iyi değil. Çünkü işim gereği başka konularla ilgili bilgisayarlarla çok fazla zaman harcıyorum. Ama blogların konseptlerini beğeniyorum. Paylaşım ve iletişim için harika bir araç.

Söyleşiyi yanıtladığınız için çok teşekkür ederim, son sözler sizin?

Güzel, ROME ile ilgilendiğin için SANA teşekkür ediyoruz. Dediğimiz gibi, umarım ileride gelip çalarız! Her şey gönlünce olsun!

Cumhur Canbazoğlu

Posted in Söyleşi on 15 Temmuz 2009 Çarşamba by Özgür Özçınar
Sıradaki kitaplarını hazırlıyor!

Sıradaki kitaplarını hazırlıyor!

Şu ana kadar müzik alanında yaptığınız ve yapmakta olduğunuz şeyleri okurlarımızla paylaşabilir misiniz?

Her şeyden önce iyi, dikkatli ve meraklı bir müzikseverim. Bunun dışında, 1994-2001 yılları arasında Cumhuriyet Gazetesi’nde kesintisiz her Cumartesi müzik sayfası hazırladım ve diğer günlerde de müzikle ilgili haberler, eleştiriler kaleme aldım. 1997’de, bir ara, Cumhuriyet Radyo’da Müzik Cumhuriyeti adlı bir program ürettim ve sundum. Ardından çeşitli dergi ve gazetelerde yine müzikle ilgili yazılarım yayımlandı. Şu anda yazılı basında, sık olmasa da, yazılarım çıkarken kendi internet sitemde müzikle ilgili her tür bilgiyi aktarmaya devam ediyorum.

Bir Anadolu Pop Rock kitabı yazdınız. Bunu ihtiyaçtan dolayı mı yazdınız? Uzun süredir planladığınız bir şey miydi?

Cumhuriyet’te müzik yazıları hazırlarken, özellikle, yerli pop’la ilgili güvenilir kaynak sıkıntısı çektim. Görünüşte dönemin dergi ve gazetelerinde bol haber vardı ama bunlar genelde magazin ağırlıklı, bilgi fakiri kaynaklardı. Bu arada 2001′de Fikret Kızılok’u yitirdik ve o gün rahmetliğinin doğum tarihinin 1945 ya da 1946 olduğunu tam saptayamadık. Çok yakın bir tarih olmasına karşın hiçbir yerde doğru bilgi yoktu; ancak ailesine danışarak 1945 olduğunu öğrendik. İşte o gün, yerli popla ilgili az sayıdaki kitaba bir tane ben ekleyeyim dedim ve en iyi bildiğim tür Anadolu Pop-Rock’la başladım. Ayrıca, Anadolu’nun müziğini evrensel platforma taşımaya çalışan bu bir avuç kentsoylu genç müzisyene saygımın bir ifadesi de oldu bu çalışma.

Kitabı Anadolu Pop akımının Haluk Levent’le başladığını sanan bir müzik yazarına ithaf etmenizin altında ne yatıyor?

İnternet bir dolu olumlu katkısının yanında, bilgi kirliliği açısından büyük tehlike olmayı sürdürüyor. Özellikle genç müziksever birçok konuyu internet aracılığıyla elde etmeye çalışırken bu kaynakta mevcut, çoğu yalan yanlış bilgiyle muhatap olmak zorunda kalıyor. İşte, basında kalem oynatan bazı yazarlar da, araştırma zahmetine katlanmadan, internette ne buluyorsa üzerine atlayıp umarsızca bunları kamuoyuna aktarabiliyor. Çıkışı 1994 olan Haluk Levent’i Anadolu Rock’ın yaratıcısı olarak görmek de bu kolaycılığın bir uzantısı.

Pan Yayıncılık etiketli yeni kitabınızı özellikle tavsiye ettiğiniz kesimler var mı? Okurlar bu kitabı nerelerde bulabilir?

Vallahi, yerli pop’un nereden nereye geldiğini öğrenmek isteyenler için iyi bir kaynak olduğunu düşünüyorum kitabın. “Kentin Türküsü: Anadolu Pop-Rock” ın öncelikle büyük kitapçılarda satıldığını, daha mütevazı kitapçılara da ısmarlanarak elde edilebildiğini biliyorum. Tabii, bir de internetten sipariş gibi iyi ve daha ucuz bir alternatif de var.

Takip ettiğiniz müzik yazarları kimlerdir?

Abartı değil; işim icabı yazılı basında yayımlanan her tür müzik haberini okuyorum ve işime yarayacakları, arşiv değeri olacakları kesip saklıyorum; özellikle geçmişle ilgili olanları. Görsel ve işitsel basın ile internette ise, ancak rast geldikçe müzik haberlerini ve yorumları takip ediyorum.

Mehmet Tez bize ülkemizde yeterince pop müzik yazarı olmadığından bahsetmişti. Bu dalda iyisiyle kötüsüyle bu kadar yoğunluk varken ciddi eleştirmenlerin olmaması sizce de düşündürücü müdür?

“Yeterince” ve “ciddi” lafları görece. Bence bu tablo halkın ve sektörün duruşuyla orantılı. Demek tüketicinin “ciddi eleştiri” talebi yok ki yeterince pop müzik yazarı ortaya çıkmıyor. Bugün bir albümü almak için plakçıya uğrayacak tüketicinin merakını giderecek bilgiyi basın bültenleri, magazin haberleri ve video kliplerle vermeyi tercih ediyor müzik sektörü. Bir eleştirmenin yazacaklarından çok, örneğin ünlü bir assolistin her yeni albüm öncesi klasik hale getirdiği “eşinden boşanma” haberleri daha fazla etkiliyor yapıtının satışını.

Türkiye’de müzik kitaplarına karşı olan ilgisizlik hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Yukarıdaki soruyla bağlantılı olarak yanıt vereyim; bizim müziksever kitap ya da eleştiri yoluyla tüketmeyi sevmiyor müziği. Bu sinemada da böyle, diğer sanat dallarında da. Sanat kitapları satmıyor Türkiye’de. Bunun temelinde belki, sadece bugünü yaşamayı sevmemizin etkisi vardır.

Türkiye’de neden bu kadar az müzik kitabı olduğuna dair bir fikriniz var mı?

Az önce de dediğim gibi sadece müziğin sorunu değil kitap azlığı. Araştırma, soruşturma isteyen, tarihi zaptı rapt altına alacak zahmetli çalışmalar gerektiren girişimler 70 milyonluk ülkede hala bir avuç meraklının omuzlarında. Yerleşik düzene geçmekte zorlanan, hala 5 milyon vatandaşı Avrupa’da akıncı ruhuyla yaşayan bir ülke için normal bir durum aslında.

Yasal olmayan dijital dosya indirmeleriyle aranız nasıl? Müzikle ilgili alışverişlerinizi nasıl yapıyorsunuz?

Müziğin, albüm kapağıyla, şarkı sözüyle ya da kartonetteki bilgi, fotoğrafla bir bütün olduğunu düşünenlerdenim. Dolayısıyla yayımlanan albümleri, paramın yettiği ölçüde, plakçıdan alıyorum.

Kitaplarınızın korsan versiyonlarının çıkması sizin üzerinizde ne gibi tepkiler uyandırır?

Yerli müzik kitaplarının korsanının çıkmasını tarihi bir olay olarak algılarım ve sevinirim. Daha sonra kendime gelir, fikir ve emek hırsızlığı yapılıyor diye kızarım herhalde.

Gelecek projeleriniz arasında yeni bir kitap yazmak olacak mı? Ya da başka projeler?

Şu anda ikinci kitap “Türkiye Popüler Orkestralar ve Gruplar Tarihi” adlı ansiklopediyi hazırlıyorum. Cahit Ağabey vakit bulursa, üç yıldır bir türlü bitiremediğimiz “Cahit Berkay Biyografik Kitabı” nı da tamamlayacağız inşallah.

Blogger Schizo! sayfaları için yorumlarınızı alabilir miyiz? Ve eklemek istediğiniz bir şeyler varsa söz yine sizde… İyi şanslar!

Ciddi yayımcılık yapılması etkiledi her şeyden önce; çünkü internetteki müzik haberciliğinde bunun eksikliğini çok hissettiğimi, niceliğin niteliği esir aldığını söyleyebilirim açık açık. Bu nedenle, aynı çizgide ilerleyip bir portal haline gelmesini diliyorum.

Kolay gelsin: Cumhur.

Noctem

Posted in Söyleşi on 10 Haziran 2009 Çarşamba by Özgür Özçınar
Tarzlarına hayranlar!

Tarzlarına hayranlar!

Selamlar Exo & Beleth! Yeni albümünüze “Divinity” adını verdiniz ve o kısa bir süre önce yayınlandı. Yazması ve kaydetmesi ne kadar sürdü? Bu arada, güzel albümünüz için teşekkürler!

Exo: Selam Özgür! Tüm materyallerimizi neredeyse bir yıl içinde yazdık. Kayıt bölümleri için Viyana, Noisehead Stüdyoları’nda yirmi günümüz geçti. Sürekli alkollü dolaştık. Her gün sekiz saat kayıt yapıldı, ama çok heyecanlıydı.

Parçalarınızdan herhangi birine video yapma planınız var mı?

Beleth: Tabii ki. İlk single çalışmamız “Under Seas Of Silence” için bir video kaydetmiştik. Bu video çalışmayı MySpace sayfamızda ya da YouTube kanalında bulabilirsiniz.

Noctem’in çaldığı müziğin türünü nasıl tanımlıyorsunuz?

Güzel. Farklı ekstrem müzik tarzlarının birleşmesiyle oluşan bir müzik çalıyoruz. Death metal, thrash metal, modern “black metal”… Yani ekstrem metal müziği çaldığımızı söyleyebiliriz.

Neden albümünüzün ismine “Divinity” koydunuz? Arkasında yatan özel bir manası manası var mı?

Beleth: “Divinity” tanrıdan aşağı insandan üstün göksel yaratıklar üzerine kurulu bir albüm, ve onlar Atlantida halkının tanrılar derecesine sahip simgeleridir.

Noctem’in yıllardan bu yana müzik bakımından gelişime uğradığını düşünüyor musunuz ve düşünüyorsanız eğer ne bakımdan gelişti?

Exo: Tabii ki, evet! İlk MCD çalışmamızdan bu son albümümüze kadar her yeni albümün büyük bir adım olduğunu düşünüyoruz, bir sonraki seviyemiz için onlar ölçektir.

Son albümünüz hakkında herhangi bir kritik okumuş muydunuz? Medya ve dinleyenleriniz yeni çalışmanızı nasıl karşıladı?

Exo: Gazeteciler albüm hakkında çok iyi şeyler yazıyorlar, yaptığımız işin çok iyi karşılandığını görmek harika… Ve dinleyenlerimiz Noctem’in en önemli elementlerinden biridir, çünkü onlarla çok özel birlikteliklerimiz var.

Noisehead Records ile nasıl anlaştınız? Ve diğer birçok plak firması sizlerle ilgilenmiş miydi?

Beleth: Noisehead Records geçen yaz bizimle irtibata geçti. Bize çok iyi bir anlaşma sundular. Bu teklifi kıyas ettikten sonra seçim hakkımızı kullandık ve sonra onlarla sözleşme imzaladık. Çok profesyonel bir firma ve bizim için çok sıkı çalışıyorlar!

Geçmiş yıllarda Noctem birçok konser verdi değil mi?

Beleth: Geçen yıl son MCD çalışmamız “God Among Slave” i tanıtım kapsamında sekiz şov yaptık. Bu etkinlikler Noisehead Records’ın ilgisini çekti, çünkü biz canlı performans grubuyuz. Doğrudan doğruya sahneyi yıkarken müziğimizi icra ediyoruz. Böylece topluluk olarak Noctem’in konsepti performanslarımızın özünü oluşturmuş oluyor.

MySpace’te sayfası bulunan bir grup olarak MySpace’in topluluklar için iyi bir promosyon kanalı olması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Exo: Evet, evet ve evet. MySpace birçok topluluğa müziklerini göstermeleri için yardımcı oluyor, plak firmalarıyla ve aracılarla iletişime geçilmesini sağlıyor, dinleyicilerle bağ kuruyor. Bugünün bütün toplulukları için çok gerekli bir araç.

En son geçenlerde hangi müzikleri dinlediniz?

Beleth: Metal müziğin bütün türlerini dinliyoruz; Cannibal Corpse’un klasiklerinden The Black Dahlia Murder gibi harika toplulukların müziklerine varana kadar. Geçenlerde Türkiye’den Episode 13 dikkatimizi çekti.

Bugünün İspanyasında metal müzik havası ne yönde esiyor? Hala ülkenizin ekstrem kulvarlarında ilerleyen Avulsed, Haemorrhage, Machetazo, Gruesome Stuff Relish, Human Mincer ve Guilles De Rais’in parçalarını dinliyorum. Dave Rotten’ın “Spain Kills” i gerçek bir toplama çalışmasıydı. Türkiye’ye göre daha fazla sıkı ve aktif topluluklara sahipsiniz. Hala bu çalışmayı almak istiyorum!

Exo: Evet, “Spain Kills” toplama çalışmasında görünmüştük. Burada çok iyi gruplarımız var. Bir topluluğun büyümesi ve gelişmesi için gerekli olan ortama sahibiz. Birçok plak firmasının ilgisini çeken ve onların kararlarını etkileyen bir ülkeyiz, bu harika.

Noctem’in şu anki planları neler?

Beleth: Tur tarihlerimizi şu anda kesinleştiriyoruz ve zaman “Divinity” i her yere tanıtma zamanı. “National Tour 09″ isimli etkinliklerimizin ortasındayız ve sonrasında Almanya, Portekiz, İngiltere gibi ülkelere geçeceğiz. Bu yaz aylarında ikinci video klip çalışmamız “Divinity” hazır olacak, heyecanlı olacak.

Sorumlarımı yanıtlamak için zaman ayırdığınız için teşekkür ederim, geleceğin sizin için parlak olmasını diliyorum. Blogger Schizo! okuyucularına ve buradaki sevenlerinize mesajınız varsa söz sizin.

Exo: Hey milet arenalarınızı yakında dağıtmayı umuyoruz, ekstrem metal müziği dünyaya gösterme mücadelemize katılın!

Edna

Posted in Söyleşi on 22 Mayıs 2009 Cuma by Özgür Özçınar
Bursa'nın yükselen sesi!

Bursa'nın yükselen sesi!

Merhaba Pınar! Nasıl gidiyor? Şu sıralar Edna olarak nelerle meşgulsünüz?

Selamlar! Bu aralar önümüzdeki konserler için parça listesi oluşturma ve yeni çıkardığımız demo albümümüzün promosyonu ile uğraşıyoruz.

Biraz kendinden bahsedebilir misin? Sıradan bir günün nasıl geçiyor? Müzik hayatının neresinde yer alıyor?

Sondan başlayarak ilerlemek istedim bir an… Müzik hayatıma spontane bir olgu olarak girdi. Başlangıç biraz klasikti de diyebilirim; korolar, çeşitli enstrümanların öğrenim süreci, her çeşit tarzı barındıran müzisyenlerin icralarına kulak vererek kimi zaman teorik kimi zaman içsel yaklaşımlarla 8 yılı aşkın süreçte müziğin günlük yaşantımda düşündüğümden daha kemikleşmiş olduğu da bir gerçek.

Sıradan bir gün içinde yaptıklarımız genele bakıldığında aynıdır. Dinlediklerimiz ve ruh halimiz doğrultusunda tepkilerimiz farklıdır. Ben güne kahveden bile önce keyifli bir parça listesi ile başlamayı tercih ediyorum. Hatta öğün araları şeklinde farklı tarzlara da rastlayacak şekilde mutlaka kulağıma bir şeyler gelmesini istiyorum. Dinlemek gerçekten güzel bir şey; fakat asıl keyif duyabildiğimizde çıkıyor.

Kendimden bahsetmek gerekirse; eğitim sürecimin son günlerini geçirmekte, mesleki kapital temel ile müzik arasındaki dengeyi kurmaya çalışan, gitar – cubase – condenser kutsal üçlemesine inanan bir müzisyenim.

Önceki yıllarda Edna ismini önemli bir internet sayfasında “gelecek vaat eden topluluklar” arasında görmüştüm. Şimdi dinlediğim başarılı parçalarınızla o haberi hatırlayabiliyorsam taşlar yerine oturmuş demektir. 2003′ten bu yana hangi sıkıntıları çekerek geldiniz? 6 yıl az bir rakam değil…

Kesinlikle. Grup 2003’ten beri yorum parçaları çalma, kendi bestelerini oluşturma, eleman değişiklikleri, yeni elemanlarla birlikte yeni müziklerin oluşturulması, konser verme, ismini duyurma, bestelerini dinleyicilerle paylaşma gibi süreçlerden geçti ve bunların hepsi kendi içinde gruba bir katkı şeklinde oluştu. Doğrusunu belirtmek gerekirse, gruba dahil olmam bu sürecin EP albüm aşamasında başladığı için maalesef bu uzun dönemde yer alamadım. Telafisinin gelecekte olması dileğimdir.

Bursa çıkışlı olmanız size ne gibi avantajlar ve dezavantajlar getiriyor dersin?

Türkiye açısından baktığımızda Bursa için müziğin kalbi diyemeyiz belki ama kesinlikle müziğin ruhunun orda saklı olduğunu söyleyebilirim. Hiçbir yerde kendimi müziğin içerisinde bu kadar hissederek bulmamıştım. Geçmişe bir göz attığımızda kaliteli gördüğüm müzisyen kişiliklerin büyük çoğunluğunun Bursa temelli olduğunu da belirtmek isterim.

Dalınızda diğer yerli toplulukları düşünerek nasıl bir yerde olduğunuzu düşünüyorsunuz?

Klasik bir cevap olarak yolun başındayız yanıtını kullanmayacağım çünkü hepimiz bireysel olarak zaten uzun zamandır müzikle iç içeyiz. Grup olarak neyin ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini biliyoruz. Müziğe profesyonel olarak bakıyoruz, işlerimizi profesyonel olarak düzenleyip sunmaya çalışıyoruz ancak profesyonel değiliz çünkü bu işten hayatımızı geçindirecek kadar para kazanmıyoruz. Sanırım yerli grupların çoğu böyle olmasa da ufak bir kısmı bizimle aynı durumu paylaşıyor.

“Günışığına Masallar” çalışmanızı dinlerken kendinize has bir müzik çıkarmayı denediğinizi, müzikaliteye önem verdiğinizi ve profesyonel bir duruşu ciddiye aldığınızı söyleyebiliyorum. Devamında sizlerden başarılı bir plak firmasıyla anlaşma bekleyebilir miyiz dersin?

Öncelikle yorumlarınız için teşekkürler. Kendi müziğimizi bozmadan, istediğimiz doğrultuda bizimle çalışmak isteyen bütün plak şirketlerine kapımız sonuna kadar açık. Tabii bu kadar rahat bir şekilde hangi plak şirketiyle çalışabiliriz bunu da önümüzdeki aylarda göreceğiz.

Neden yeni çalışmanızı internet üzerinden paylaşıma sunmayı tercih ettiniz?

Satışa çıkarsaydık kimse para verip almayacaktı. Bu yorum ilk başta sanki müzik kalitemizin kötü olması ile ilgili bir hava yaratsa da aslında işin özünü oluşturuyor. Aslında müziğimizin kalitesine inancımız sonsuz. Ancak müzik endüstrisinin ne durumda olduğunu hepimiz biliyoruz. Evet, ülkemizde para ile satılan demo albümler var ve eminim onun da belli bir kitlesi var. Ancak daha fazla insana ulaşmak istediğimizden ve bunun en kolay yöntemi internet olduğundan bu yolu seçtik.

Ses rengin hakkında konuşalım. Bu anlamda kendini geliştirmek için neler yapıyorsun? Vokaline tesir edecek kadar etkilendiğin solistleri öğrenebilir miyim?

Sürekli vokal egzersizleri yapmaktayım. “Hamdım, piştim” evresini vokal olarak henüz tamamladığımı düşünmediğimden egzersizlerin yanı sıra profesyonel şan eğitimime hız vermeye başladım. Tarzları birbirine tezat birçok solist kendi tarzımı belirlemede bilinçli ya da bilinçsiz olarak etkisi olmuştur diyebilirim. Amanda Marshall, Anneke van Giersbergen, Maysa Leak, Tracy Chapman, Stevie Nicks,Tori Amos bunların başında gelir.

Çalışmanızda söz ve müziklerde yer almadığı görüyorum. Edna’da yorumcu olarak kalmayı düşünüyor musun?

Yukarıda da belirttiğim gibi albüm çalışmalarının altyapılarının oturmuş olduğu bir dönemde gruba dahil oldum. Genel olarak hepimizin yapmak istedikleri ve müziğe bakış açımız aynı. Edna’nın bir parçası olmaktan mutluyum, şu an için önümüzde hiçbir aksi engel yok, umuyorum ki daha fazla kitleye ulaşabilir, sesimizi duyurabiliriz.

İngilizce ve Türkçe sözler dışında “Ederlezi” parçasında üçüncü bir dili kullandığınız fark ediliyor, bu parçaya albümünüzde yer vermek kimin fikriydi?

“Ederlezi” yi kullanmak çok önceden verilmiş bir karardı. Herkesin beğendiği bir yorum parçasıydı ve bunu albüme koymak kaçınılmazdı.

En son herkese tavsiye edebilecek kadar kimlerin albümlerini dinleyip beğendin?

Heaven And Hell – “The Devil You Know”

Senin gözünde iyi bir sanatçı ya da topluluk, iyi bir dinleyici, ve iyi bir müzik yazarı nasıl olmalıdır?

Aslında bu bahsettikleriniz bir ülkede müziğin gelişmesi için gereken üç ana unsur. Hepsinin arasında saygı ve desteğe bağlı bir ilişkinin olması bunların hepsini kendi alanlarında iyi yapar.

Gelecek planlarınız neler?

Verebildiğimiz kadar konser verip müziğimizi bilmeyen ancak bu müziği sevebilecek insanlara ulaşmak istiyoruz. Ayrıca şu anda zaten müziği bilen takipçilerimizle tekrar buluşma isteğimiz var. Ayrıca yine yaklaşık 1 yıl içerisinde yeni bir albüm/ep düşüncemiz mevcut.

Blogger Schizo! için yorumların nedir?

Gayet profesyonel olmasının yanı sıra kritiklerdeki kendine özgü bakış açını ayrı bir takdir ettim diyebilirim, başarın daim ola.

Vaktini ayırıp sayfamıza göz attığın ve müziğimize kulak verdiğin için ayrıca teşekkür ederim.

Tekrar görüşmek dileğiyle,

Müzikle kal,

Pınar TEKİN

Mehmet Tez

Posted in Söyleşi on 21 Mayıs 2009 Perşembe by Özgür Özçınar
25 Mayıs'tan itibaren Milliyet'te!

25 Mayıs'tan itibaren Milliyet'te!

Türkiye’de müzik yazarlığının geldiği son noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Etkin olmadığını düşünüyorum. Ki bu önemli bir kriterdir. Türkiye’de bilgi ve yazma becerileri açısından çok değerli insanlar var. Ama Türkiye’deki müzikten çok kopuklar. Hatta kendimi de katayım ki birilerini hedef almadığım anlaşılsın. Şunu demek istiyorum; tüm dünyada müzik basınının etkin olduğu yerler aynı zamanda iyi müzik çıkan, sektörü besleyen yerlerdir. Sanatçılar ve eleştirmenler birbiriyle itiş kakış halindedir ama bu durum güzel şeyleri ve kaliteyi getirir. Türkiye’de yapılan pop müziği bugün gerçekten de kritikleyen kimse yok. Rock, hip hop, alternatif, metal, klasik ve caz… Bu alanlarda yazarlar var. Popta yok. Ülkenin çoğunluğu pop dinliyor. Demek ki eksik ve olmayan bir şey var. Bunda elbet bizim kabahatimiz vardır. Pop müzik magazin basınına bırakılmayacak kadar önemli bence…

İkinci önemli eksik şu: Müzik yazarlığı bir albüm dinleyip iyi olmuş, kötü olmuş demek değildir. O albümün ardındaki olayları, gerçekleri, yaşananları, bilinmeyen yönleri anlatmak ve okuyucuya bir bilgi vermek, bir profil çizmektir. Yani burada sen dinleyince gitar sesi duyarsın. Ama hikayesini bilirsen anlama düzeyin derinleşir. Farklı bakarsın. Ama tabii iyi ve kötü şeyler var her zaman. Bu yazarın tercihidir. Ama sağlam argümanlarla ikna etmelidir okuru.

Sanatçıların da bir noktada şöyle bir sorunları var. Çoğu müzisyen gerçekten çok cahil, sabit fikirli ve tek yönlü. Anlatacak hikayeleri yok, kendilerini ifade edemiyorlar, dünyada olan biteni yeteri kadar takip etmiyorlar ve açıkçası çoğu söyleyecek bir cümlesi dahi olmadan albüm yapıp, başarısız olunca bunalıma giriyor. Bu yanlış. Yazarların bunda bir kabahati yok. Eğer bir sanatçı izleyicisiyle buluşuyorsa eleştirmen ne dese ancak fikir zenginliğidir zaten. Yani beni tanıtmadılar, yazmadılar o yüzden başarısız oldum diye bir şey kabul etmiyorum… İyi bir şeyse o duyulur zaten illa ki…

Sabah Gazetesi’nin eklerinde size ait olan yazıların eski zamanlara göre çok daha fazla yer kapladığı fark ediliyor. Bu aktiflik nasıl meydana geldi?

Pazartesi günü itibarıyla Milliyet’te başlıyorum. O yüzden sanırım bu soru güme gitti…

Ciner Grubu’nun Ocak ayında yayınına son verdiği dergiler arasında Rolling Stone’da vardı. Müzik dergiciliğinde dünya çapında bir marka olan bu derginin ülkemizdeki eksikliği adına neler söyleyebilirsiniz?

Üzgünüm tabii ki. Keşke çıkmaya devam etseydi. Sonuçta iyi araştırılmış, üzerinde çalışılmış yazılar ve yorumlar okuyabilmeli müzikseverler. Sanatçıları, yazarları, sinemacıları tanımak hayatı tanımaktır. Yurtdışından gelen yazılar tamam. Ama asıl mühimi Türkiye’deki insanların ne yaptığına bakmak, onların hikayesini anlatmak. Bunu yaparken de poptur, arabesktir diye korkmamak. Bunu kimse yapmıyor. Herkes kendi gettosunda kendi kendine takılıyor. Diğerini snobe ediyor.

Müzik dergisi okuyucusu da inanın çok küçük bir kesim dışında inanılmaz tutucu ve sabit fikirli. Herkes sadece kendi sevdiği grup hakkında yazılıp çizilsin istiyor. Tarzlar konusunda da çok tutucu herkes. Dergicilik bu değil ki. O zaman her ay Tokio Hotel posteri vermek zorunda kalıyorsun ki buna mecbur bırakıyorlar seni. Kimse merak edip de “burada bir adamla ya da bir kadınla röportaj var, kim bu acaba, belki bir şey keşfederim” demiyor. Bunu buradaki festivallerde de görebilirsin. İnsanlar sevdikleri grubu izlemeye gidip, konser bitince dönüyor. Yahu yan sahnede biri var ona da baksana belki beğenirsin ufkun açılır… Hayır, öyle olmuyor. Yurt dışındaysa insanlar kimin çaldığına bakmıyor festivallerde. Keşfetmeye ve anlamaya çok daha açıklar. Daha sahne kadrosu belli olmadan pek çok festivalin biletlerinin tükenmesinin bir nedeni de bu.

Yurt içi ile yurt dışı okur kitlesinin birbirlerine çok yakın olmadığını biliyoruz. Rolling Stone ilk sayı hazırlık aşamalarında ülkemiz okuyucularına has ne gibi uyarlamalar yapmıştınız?

Bir dergi ilk sayılarda hep bocalar. Dört beş sayı sonra oturur. İlk sayılarda okura ileride nelerle karşılaşabileceklerini anlatmak için çok fazla farklı şeyi bir arada sunarsınız. Sonra içeriğiniz okurun tercihleriyle değişir. Okur bu çeşitlemeden bir bölümüne ilgi gösterir. Bu çok doğal. Tüm dergiler dünyada bu şekilde hareket eder. Biz de öncelikle yerli hikayelere önem verdik. Şarkılarını dinlediğimizi filmlerini izlediğimiz, televizyonda gördüğümüz insanlara yakından baktık, onların hayatına girdik. Bize müsaade ettiler elbet ve bu şekilde oldu. Çok yardımı dokunmuştur sanatçı dostlarımızın. Biz derginin kültürünü yansıtmak istedik ama çeviri dergi olmasın istedik. Yerli konular, yerli listeler bunun için önemliydi. Bizim kendi müzik tarihimize baktık dünyayla beraber. Bunun gibi şeyler şu anda aklıma gelenler.

Müziği geniş perspektifte dinlemenize rağmen yeri geldiğinde genelde aynı şeyleri dinlediğiniz hissiyatına kapıldığınızı tahmin ediyorum. Bu noktayı nasıl aşıyorsunuz (müzik dinlemeye ara vermek, başka konulara merak sarmak, yeni albüm dinlemek vs.)?

Bu zaman zaman başıma geliyor. Kendimi mankafa gibi sürekli müzik dinleyen biri olarak görmek istemiyorum. Müziğe dışarıdan bakabildiğiniz zaman çok daha fazla şey görüyorsunuz. İşim gereği çok benzer ve tercih etmediğim şeyleri de dinlemek zorundayım. O biraz yorucu oluyor. Çünkü artık sadece plak şirketlerinin yayınladığı albümler yok. İnternet üzerinde binlerce, on binlerce keşfedilmeyi bekleyen müzik var. Ve iyilerine ulaşabilmek için bir sürü berbat şey de dinlemek zorundasınız. İşte aslında bence bugün müzik yazarı insanlara bu noktada yol gösteren insandır. Ve inanın iyi bir şeyle karşılaştığınızda bunu anlıyorsunuz. Konu onu bulmak ve tanıtmak.

Ben hep aynı şeyi dinlediğimi düşündüğüm zaman pikabın başına geçerim. Kulaklığı takarım ve tamamen doğal, derinliği olan, her enstrümanı tek tek duyabildiğim orijinal plaklarımı dinlerim. Eski şeyleri. Çoğu zaman da klasikleri. Bu Coltrane olur, Fleetwood Mac olur, George Benson olur, Debussy olur, America olur, The Cure olur… Yıllar önce birilerinin acayip şeyler yapmış olduğunu hatırlarım ve saygı duyarım. Bu bir süre iyi geliyor…

Profesyonel bir müzik yazarı olarak basına aktardığınız materyalleri nasıl ve neye göre seçiyorsunuz? Size ulaştırılan malzemeleri incelemek konusunda mecbur kaldığınız zamanlar oluyor mu?

Aslında gündeme göre ve ilgimi çekip çekmemesine göre seçiyorum. Milliyet’te de aynı şekilde olacak. Zaman konusunu galiba yukarıda anlatmış oldum.

2009’un başında aktif olan, ancak geçenlerde Ekşi Sözlük sayesinde keşfettiğim “Hafif Müzik” isimli blog sayfalarınız gayet güzel görünüyor ve siz de blog sayfalarının eksikliğinden yakınan yazarlardan bir tanesisiniz. Peki bu eksikliğin faturasını sizce neye ya da nelere kesmek gerek?

Fatura kesmeyelim de şöyle diyelim; insanlar internet medyası kavramına daha yeni ısınıyorlar. Ne olduğu hakkında bir fikirleri yoktu. Şimdi şartlar interneti değerli kılıyor. İstediğin içeriğe, habere ve müziğe kolayca ulaşabilmek, gerçek zamanlı yayıncılık ve sosyalleşme çok önemli. Bugün artık gazete okumanın neredeyse bir anlamı kalmadı. Hayatı internetten takip etmeye alışan biri için orada sadece bayat haber var… Sanırım klasik medya ve mensupları olan benim gibiler de yeni bir bakış açısı geliştirmek zorunda…

Elinizde sihirli bir değnek olsa dünya müzik piyasasında hemen değiştirmeyi düşüneceğiniz üç şey ne olurdu?

Dünya çok iddialı. Ben Türkiye’yi çözeyim önce: Kötü şarkı sözleri, ‘esnaf’ video klip yönetmenleri (üstü açık arabayla kızlar bitsin artık), fotoşoplanmış promo fotolarla donatılmış albüm kapakları ve buradaki yazım yanlışları…

Geriye dönüp Radikal, İstanbul Life ve Aktüel dönemlerinize baktığınız zaman ne görüyorsunuz?

Çok eğlendim. Eğlenmezsen yapılmaz bu iş zaten.

Bir dönem gitar hocalığı yaptığınızı yeni öğrendim. Buna devam etmeniz söz konusu olabilir mi yoksa çok eskilerde kalan bir şey midir?

Yok yok. Çok eskidendi. Ders vermek bana göre bir şey değil. Ben evde basımı çalıyorum, o yeter bana…

Son zamanlarda yeni keşfettiğiniz ve daha dinlerken “keşke önceden bulup dinleseydim yahu!” dediğiniz sanatçı veya topluluklar kimlerdir?

Son zamanlarda favori gruplarım Band Of Horses, Wolfmother, TV On The Radio, Ratatat ve MGMT. Proudpilot’ın albümünü beğendim (sahnesinden daha iyi). Şu ara St. Vincent dinliyorum. Bir de tabii çok şey var iyi bulduğum ama kişisel zevkim çok geniş bir yelpazede. Groove Armada, Daft Punk, Mr. Oizo, Daryl Hall & John Oates, Howard Jones, DJ Shadow, Iron Maiden, Faith No More, Röyksopp ve Massive Attack’i aynı anda severim, ardı ardına dinlerim. Hiç gocunmam.

Kings Of Leon’u geç keşfettiğim için (ikinci albümde) şaşkınım valla. Bir de Notwist’i geç keşfettiğim için pişmanlık duymuştum. “Neon Golden” dan önceki albümlerini hiç bilmiyordum…

Müzik alışverişlerinizi nasıl yapıyorsunuz?

Amazon. Ya da en sevdiğim şey yurtdışında küçük müzik mağazalarına girip dağıtmak. Burada plak aldığım da çok oluyor. Vintage, Zero, DeForm ve Galatasaray’daki sahaflar var.

Müzik piyasasından silinmesini düşünebileceğiniz birkaç sanatçı ya da topluluğu sıralayabilir misiniz ve neden onlar?

Hmm. O kadar gaddar değilim…

İlerleyen dönemlerde DJ performanslarınız olacak mı?

DJ’lik yaptım bir iki kere. Ama hoşuma gitmedi. Çok kıyak bir ortam denk gelirse olabilir…

Beğendiğiniz blog sayfalarına yer verdiğinizi bildiğim için merakla soracağım; Blogger Schizo! sayfalarını nasıl buluyorsunuz?

Bilgilendirici buluyorum. Benim fazla derin olmadığım bir alan. Ne var ne yok diye görmek için bakıyorum…

Sorularımı içtenlikle yanıtladığınız için teşekkür ederim. Söylenenler haricinde eklemek isteyeceğiniz bir şeyler varsa söz yine sizin. Hayatınızda başarılar dilerim!

Teşekkürler. İyi şanslar…

Fleshgod Apocalypse

Posted in Söyleşi on 16 Mayıs 2009 Cumartesi by Özgür Özçınar
Death metal için her şey onlarda!

Death metal ile klasik müzik birleşti!

Selam Francesco ve Paolo! İlk önce, Fleshgod Apocalypse’nin son zamanlarda neler yaptıklarından bahseder misiniz?

Francesco: Selam! Son günlerde F.A.’de neler gerçekleşti sorusunun cevabını vermem gerekirse; topluluğu devam ettirmeye ve ilerletmeye niyetliyiz. Aslında, bateristimiz Francesco Struglia ile yollarımızı ayırdık. Kendisi yeni baterist arayışlarımız sonrasında ekibe dahil olmuştu, ve müziklerimizi çalabilen biriydi, ayrıca bize ihtiyacımız olan dikkati gösterebiliyordu. Ama topluluk için düşündüğümüzde en iyi kararın kendisinin ayrılması, ve topluluğun kendi içinde değişmesi gerektiği şeklinde oldu. Çok radikal gibi görünebilir ve belki de öyle… ama gerçekten bir şeyler yapmak istiyorsanız: bu tarz şeylerle kapışmak zorundasınızdır. Artı her şey benim için iyi gidiyor ve Paolo bizim yeni rolümüz içinde görünüyor, eminim bu doğru bir seçimdi. Gitar bölümleri için uzun bir süreden bu yana canlı performanslara ben çıkıyordum, şimdi yeni üye olarak Tommaso Riccardi’yi aldık, bizim iyi bir arkadaşımızdır ve Fleshgod Apocalypse’nin hayranıdır.

Hikayeniz nasıl başladı ve Fleshgod Apocalypse’i kurarken amaçlarınız neydi?

Paolo: Güzel, Fleshgod Apocalypse bizlerin geldiği topluluklardan farklı olarak yeni bir şeyler yazma ve çalma üzerine kurulmuş bir proje olarak başladı. Belli ki bizler daima uç müziklerin farklı formları hakkında konuşmayı seviyoruz. Ben bir yerden gelmedim, Francesco S., T.E.R.’dan, Francesco P., Hour Of Penance’dan, ve Cristiano, Promaetheus Unbound’tan gelmişti. Fikrimiz; biraz farklı bir şeyler üretmekti, çeşitli death metal etkileşimlerimiz var, ve tabii ki klasik müzik. Amaçlarımız kesinlikle mümkün olduğu kadar parça yazmak + çalmak, büyümek ve müzisyenlik tecrübelerimizi geliştirmek olmuştu.

Death metal müziğine olan güçlü ilginiz nereden geliyor? Diğer bir deyişle, doksanlara geri dönecek olursak sizleri kim etkiledi?

Paolo: Tabii ki ilham kaynaklarımız doksanların büyük death metal topluluklarından geliyor, ve aynı zamanda etrafımızda dönen ne varsa ciddi bir şekilde dinliyoruz. Bir müzisyenin zekasını müziğin gelişmesine yönelik kullanması gerçekten önemlidir. Geçmiş, şu an ve gelecekten bahsediyorum. Bazı harika toplulukların isimlerini vermek gerekirse; Morbid Angel, Cannibal Corpse, Vader, Behemoth ve Nile diyebilirim.

Neden din karşıtı parça sözlerini tercih ediyorsunuz?

Paolo: İlk önce söylemem gerekir ki din bizim değindiğimiz şeylerin sadece bir kısmıdır. Niyetimiz genelde insanlığa acı veren tüm zorbalıklara karşı sesimizi yükseltmek ve bu yolda ilerleyen insanların önüne geçmektir. Tabii ki, bu anlamda din en ciddi problemlerden biridir, ama genel konseptimiz korku salarak ve aldatarak, inanç ve dogmalar (sadece din değil) sayesinde insanları kontrol altında tutan günümüz “zorbalar” ıdır.

“Oracles” prodüksiyonunuz hakkında bir şeyler söyleyebilir misiniz?

Francesco: Albümü Roma’da 6th Cellar Stüdyoları’nda yapımcı Stefano Morabito ile kaydettik. Çalışmanın aşırı derecede şiddetli olması için, aynı zamanda sesin temiz ve sıkı çıkması için oldukça çalışıldı. Oluşum sürecinde merkez noktası albümün sesiydi ve her çalgı aleti için ayrıca uğraşıldı. Bir orkestrayı karıştırmak gibi bir şeydi; önemli olan şey tüm orkestra sesinden çıkan sonuçtur, sadece kemanın ya da başka bir şeyin değil…

Şu an çalıştığınız firmalar olan Neurotic Records, Willowtip Records/Candlelight’tan memnun musunuz?

Francesco: Tabii ki memnunuz. Willowtip ve Candlelight firmaları ilk dakikalarımızdan bu yana bize muazzam ilgi göstermiştir ve onlar ilk albümümüz için çok yönlü çalışıyorlar. Onlar harika.

Müzikal silahlarınız neler? Gitar, bas gitar ve bateri markalarınız nedir? Niçin onları seçiyorsunuz? Ne kadar müddet pratik yapıyorsunuz ve her gün ne kadar süre müzik çalıyorsunuz?

Francesco: Biliyorsun, seçtiğin enstrümanın çaldığın müzikle daima bir tür bağlantısı vardır. Yani, karar verirken ilk önce ihtiyacın olan sesi ararsın, ve sonra tabii ki enstrüman arayışına geçersin. Bu noktada Paolo ve Cristiano LTD enstrümanlarını çalıyor, ben Tama baterilerini çalıyorum. Tommaso ise en iyi Jackson gitarlarını kullanır. Pratik olarak her gün en az 4 saat çalıyoruz ve çalışıyoruz, 8 saate kadar çıktığımız oluyor… Buna ihtiyaç duyuyoruz: bir enstrümanı çalarken, kararlı bir şekilde sahip olduğumuz şeyleri devam ettirmek, ayrıca hünerlerimizi arttırmak istiyoruz.

Geçmiş ve şu anki İtalyan brutal death metal sahnesi için düşünceleriniz neler?

Paolo: Güzel, İtalyan ekstrem müziği uzun süreler sonra ortaya çıktı, belki de bu durum ülkemizin doksanlardan kalma güçlü melodik metal sevdasından ileri geliyor. Şimdilerde isimlerini İtalya dışına taşımayı başarmış Hour Of Penance, Blasphemer, Illogicist, Putridity, Septical Gorge gibi bahsedilmeye değer topluluklar var.

Son günlerde müzik dinlediniz mi? Satın aldığınız en son CD hangisiydi?

Francesco: Tabii ki Cannibal Corpse’un “Evisceration Plague” albümü. Tanımlamaya kelimeler yetmez, onlar daima en iyi olacaktır ve bu sene içersinde birçok önemli albüm bekliyorum. 2009, death metal yılı olacak!

Zamanınız için çok teşekkür ederim. Final sözleriniz varsa, lütfen çekinmeyin!

Paolo: İlgin ve desteğin için sana teşekkür ederim. Ve death metal sözcüğünü her gün yayarak bize yardımcı olan bütün insanlara teşekkürler. Turda görüşürüz!

Hollenthon

Posted in Söyleşi on 5 Mayıs 2009 Salı by Özgür Özçınar
Blogger Schizo! ya hoş geldin Martin! Son günlerde neler yapıyorsun?
Teşekkür ederim! Yaz festivalleri sezonuna hazırlanıyoruz ve gelecek Hollenthon albümü için yeni materyaller yazıyorum.
Müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz ve onun içine ne derece kendinizi katıyorsunuz?
Yaptığımız müziğe etiket koymak konusunda güçlük çektiğim zamanlar oldu, çünkü içersinde çok çeşitli etkilenimler var. Klasik ve etnik elementlerle birleştirilmiş olan bir tür ekstrem metal, tüm söyleyebileceğim bu. Müziği yalnız kaldığımda yazıyorum, zannediyorum ki şahsiyetim parçalarda bir dereceye kadar var.
Parçalarını yazarken neler seni etkiliyor ve en çok hangi müzisyenden etkilendin?
Çok fazla şeyden etkilendiğim için bunu söyleyebilmem zor. Bunlar kitaplar, filmler, müzikler ya da hayatımla ilgili belli başlı tecrübeler olabilir. Ses ve ritimlerle deneyimlenmeyi seviyorum, bu bana sıklıkla yeni fikirler kazandırıyor.
Genç yaşlarında müzik yapıyorken ailenden ne şekilde destek gördün?
Ailem, müziğim konusunda bana daima destekçi olmuştur. Onlar enstrümanlarımı alıp, ders ücretlerimi ödemiştiler. Küçükken de hissettiğim tutkulara hala sahibim. İşe yaradığını söyleyebilirim ve benim için yaptıklarına minnettarım!
Bir müzisyen oların tecrübe ettiğin en yüksek ve en alçak noktalar nedir?
Kısa süreli olsa da ilk albümümü ellerime almam benim en yüksek noktamdır, en alçak noktam ise; 1995 yılına geri gidersek, Pungent Stench’i dağıtmak diyebilirim.
“Pungent Stench” i bir cümle ile özetleyebilirsen, ne dersin? Ayrıca, İstanbul konserleri hatıralarınızdan bahsedebilir misin?
Pungent Stench hayatımın en iyi zamanlarıydı! Hala İstanbul’daki ilk şovumuzu hatırlıyorum, 30 dakika çaldıktan sonra durmak zorunda kalmıştık, çünkü kalabalık çok patırtılıydı, güvenlik ortama müdahale etmişti ve şovu bırakmak durumunda kalmıştık. İğrençtiler, çünkü hayranlarımıza karşı hayli şiddet göstermiştiler, ve Sodom bu gecede bir parça bile çalamamıştı. Her şey durgun görünse de harika zamanlardı ve İstanbul güzel bir şehir! Burada tekrar benzeri problemleri yaşamadan çalma şansını yakaladığım için memnunum.
Büyük sanatçı ya da toplulukların kimlerdir?
Favori topluluklarımı mı soruyorsun? Çok var, ama daima Venom, Celtic Frost, Autopsy, Entombed, Thin Lizzy, Kiss, Jethro Tull, Cirith Ungol, Manilla Road vs. isimleri sevmişimdir.
İlk albümünüzden bu yana Napalm Records ile birlikte çalışıyorsunuz. Bu çok iyi! Plak firmanızı değiştirmeyi hiç düşünmediniz mi?
Napalm Records ile üç albüm yaptık, ama şimdi anlaşmamız sona erdi ve şu anda yeni bir firma arıyoruz. Napalm Records ile yeniden bir şeyler olabilir, ya da farklı bir firma. Ama şu ana kadar açıklanan ya da karar verilmiş bir şey ortada yok.
CD koleksiyonuma başlamak için sizin albümler dışında bir albüm satın almaya gitmiş olsaydım, o albüm hangi albüm olmalıydı?
Celtic Frost’un “Monotheist” i. Bu albümde her şey var.
Müzik endüstrisi sana ne gibi keyif ya da nefret sağlıyor?
Keyif? Kesinlikle hiçbir şey. Müzik hakkında konuşmuyorum, her şeye rağmen, yalnızca endüstri.
Bugün müzik hakkında ne düşünüyorsun (rap, rock, punk, r&b, etc.)?
Sadece günlerin geriye doğru gitmesi gibi, bazı iyi malzemeler var ama birçok saçmalıkta var. Modern rap müziğin büyük bir hayranı değilim, ama Geto Boys, NWA ve Public Enemy’nin yaptığı eski albümleri seviyorum. Çağdaş r&b müziğini çay niyetine tüketmiyorum ve bu punk müzik için de öyle – zaten punk 70′li yıllarda sahip olduğu ruhtan başka bir şey değil. Muse ve Franz Ferdinand gibi rock topluluklarını dinliyorum, Kings Of Leon’un ilk dönem müziklerini buna ekleyebilirim. Hala günümüzde iyi müzikler yapılmaya devam ediliyor, ama daha sıkılara bakılmalı, çünkü şimdi çok fazla topluluk ve albüm var.
Anımsadığın hangi performansları hiç unutamadın ve niçin?
Parlak günlerimde bazı deli şovlar yapmıştık, tamamen çatlak insanlar gelirdi ve harika zaman geçirirdik. Bunun gibi şovları hatırlamayı seviyorum, ama insanların incindiği şovlar da oldu, bunları asla unutamam. 1994 yılında Corona’da bir çocuğun bıçaklandığını görmüştüm ve büyük şok geçirmiştim, çünkü onun olması gereken yer bu konser değildi!
Hollenthon ve kendin için gelecekte neler planladın? Paylaşmak isteyeceğin yeni bir yan proje ya da sanat gösterin var mı?
Şu anda yaz festivalleri ve gelecek albüm için parça yazmaya öncelik tanıyoruz. Belki de “Opus Magnum” albümü için biraz daha tanıtım konseri adına Avrupa turu yapabiliriz, yeni albüm çıkmadan önce olabilir. Bazı proje fikirleriyle ilgiliyim, ama şu anda bunu söylemek için çok erken olur.
Yanıtlarınız için teşekkürler. Bilmemizi istediğiniz başka bir şeyler var mı?
Söyleşi için teşekkürler ve umarım ileride Türkiye’ye yeniden geliriz – Hollenthon ile ya da başka bir proje ile fark etmez, tercihan her ikisi!
Hiçbir zaman, bittigi yerde son bulmuyorlar!

Bittigi yerde son bulmuyorlar!

Blogger Schizo! ya hoş geldin Martin! Son günlerde neler yapıyorsun?

Teşekkür ederim! Yaz festivalleri sezonuna hazırlanıyoruz ve gelecek Hollenthon albümü için yeni materyaller yazıyorum.

Müziğinizi nasıl tanımlıyorsun ve onun içine kendini ne derece katıyorsun?

Yaptığımız müziğe etiket koymak konusunda güçlük çektiğim zamanlar oldu, çünkü içersinde çok çeşitli etkilenimler var. Klasik ve etnik elementlerle birleştirilmiş olan bir tür ekstrem metal, tüm söyleyebileceğim bu. Müziği yalnız kaldığımda yazıyorum, zannediyorum ki şahsiyetim parçalarda bir dereceye kadar var.

Parçalarını yazarken neler seni etkiliyor ve en çok hangi müzisyenden etkilendin?

Çok fazla şeyden etkilendiğim için bunu söyleyebilmem zor. Bunlar kitaplar, filmler, müzikler ya da hayatımla ilgili belli başlı tecrübeler olabilir. Ses ve ritimlerle deneyimlenmeyi seviyorum, bu bana sıklıkla yeni fikirler kazandırıyor.

Genç yaşlarında müzik yapıyorken ailenden ne şekilde destek gördün?

Ailem, müziğim konusunda bana daima destekçi olmuştur. Onlar enstrümanlarımı alıp, ders ücretlerimi ödemiştiler. Küçükken de hissettiğim tutkulara hala sahibim. İşe yaradığını söyleyebilirim ve benim için yaptıklarına minnettarım!

Bir müzisyen oların tecrübe ettiğin en yüksek ve en alçak noktalar nedir?

Kısa süreli olsa da ilk albümümü ellerime almam benim en yüksek noktamdır, en alçak noktam ise; 1995 yılına geri gidersek, Pungent Stench’i dağıtmak diyebilirim.

“Pungent Stench” i bir cümle ile özetleyebilirsen, ne dersin? Ayrıca, İstanbul konserleri hatıralarınızdan bahsedebilir misin?

Pungent Stench hayatımın en iyi zamanlarıydı! Hala İstanbul’daki ilk şovumuzu hatırlıyorum, 30 dakika çaldıktan sonra durmak zorunda kalmıştık, çünkü kalabalık çok patırtılıydı, güvenlik ortama müdahale etmişti ve şovu bırakmak durumunda kalmıştık. İğrençtiler, çünkü hayranlarımıza karşı hayli şiddet göstermiştiler, ve Sodom bu gecede bir parça bile çalamamıştı. Her şey durgun görünse de harika zamanlardı ve İstanbul güzel bir şehir! Burada tekrar benzeri problemleri yaşamadan çalma şansını yakaladığım için memnunum.

Büyük sanatçı ya da toplulukların kimlerdir?

Favori topluluklarımı mı soruyorsun? Çok var, ama daima Venom, Celtic Frost, Autopsy, Entombed, Thin Lizzy, Kiss, Jethro Tull, Cirith Ungol, Manilla Road vs. isimleri sevmişimdir.

İlk albümünüzden bu yana Napalm Records ile birlikte çalışıyorsunuz. Bu çok iyi! Plak firmanızı değiştirmeyi hiç düşünmediniz mi?

Napalm Records ile üç albüm yaptık, ama şimdi anlaşmamız sona erdi ve şu anda yeni bir firma arıyoruz. Napalm Records ile yeniden bir şeyler olabilir, ya da farklı bir firma. Ama şu ana kadar açıklanan ya da karar verilmiş bir şey ortada yok.

CD koleksiyonuma başlamak için sizin albümler dışında bir albüm satın almaya gitmiş olsaydım, o albüm hangi albüm olmalıydı?

Celtic Frost’un “Monotheist” i. Bu albümde her şey var.

Müzik endüstrisi sana ne gibi keyif ya da nefret sağlıyor?

Keyif? Kesinlikle hiçbir şey. Müzik hakkında konuşmuyorum, her şeye rağmen, yalnızca endüstri.

Bugün müzik hakkında ne düşünüyorsun (rap, rock, punk, r&b etc.)?

Sadece günlerin geriye doğru gitmesi gibi, bazı iyi malzemeler var ama birçok saçmalıkta var. Modern rap müziğin büyük bir hayranı değilim, ama Geto Boys, NWA ve Public Enemy’nin yaptığı eski albümleri seviyorum. Çağdaş r&b müziğini çay niyetine tüketmiyorum ve bu punk müzik için de öyle – zaten punk 70′li yıllarda sahip olduğu ruhtan başka bir şey değil. Muse ve Franz Ferdinand gibi rock topluluklarını dinliyorum, Kings Of Leon’un ilk dönem müziklerini buna ekleyebilirim. Hala günümüzde iyi müzikler yapılmaya devam ediliyor, ama daha sıkılara bakılmalı, çünkü şimdi çok fazla topluluk ve albüm var.

Hangi performanslarını hiç unutamadın ve niçin?

Parlak günlerimde bazı deli şovlar yapmıştık, tamamen çatlak insanlar gelirdi ve harika zaman geçirirdik. Bunun gibi şovları hatırlamayı seviyorum, ama insanların incindiği şovlar da oldu, bunları asla unutamam. 1994 yılında Corona’da bir çocuğun bıçaklandığını görmüştüm ve büyük şok geçirmiştim, çünkü onun olması gereken yer bu konser değildi!

Hollenthon ve kendin için gelecekte neler planladın? Paylaşmak isteyeceğin yeni bir yan proje ya da sanat gösterin var mı?

Şu anda yaz festivalleri ve gelecek albüm için parça yazmaya öncelik tanıyoruz. Belki de “Opus Magnum” albümü için biraz daha tanıtım konseri adına Avrupa turu yapabiliriz, yeni albüm çıkmadan önce olabilir. Bazı proje fikirleriyle ilgiliyim, ama şu anda bunu söylemek için çok erken olur.

Yanıtların için teşekkürler. Bilmemizi istediğin başka bir şeyler var mı?

Söyleşi için teşekkürler ve umarım ileride Türkiye’ye yeniden geliriz – Hollenthon ile ya da başka bir proje ile fark etmez, tercihan her ikisi!

Malignancy

Posted in Söyleşi on 18 Nisan 2009 Cumartesi by Özgür Özçınar
Soy geliştirilmesi biliminden feyiz alıyorlar!

Soy geliştirilmesi biliminden feyiz alıyorlar!

Ne haber Danny? Malignancy şu sıralar nasıl gidiyor?

Hey kardeşim! Malignancy iyi gidiyor, şu anda “Inhuman Grotesqueries” albümümüzde yer alan kadromuzla birlikte gelecek “Eugenics” isimli albümümüzü yazıyoruz. 

New York death metal sahnesi son günlerde ne alemde görünüyor?

New York sahnesi geri dönüş yapmaya çalışıyor. Birden ortaya çıkan topluluklar var. Bu durum 90′ların başında olanlara benzemiyor, New York’ta birçok katil topluluk vardı.

Amerika’ya göre kıyaslarsak Avrupa önceki albümlerinizi nasıl kabul etti?

Çek topluluk Intervalle Bizzare ile yaptığımız split albümden başka Avrupa’da yayınlanan resmi bir materyalimiz yoktu. “Inhuman Grotesqueries” kaydımızla Amerikan ve Avrupa asıllı firmalar ilk kez işbirliği yaptılar. Buna rağmen bu albüm Avrupa’da Candlelight Records etiketiyle yayınlandığında burada dört ay önce piyasaya çıkmıştı. Gelecek albümümüzün Avrupa ve Amerika’da aynı tarihlerde yayınlanmasını ümit ediyoruz.

Gitaristiniz Ron Kachnic ve sizin 2003 yılına ait “Bir Death Metal Belgeseli” çalışmasında yer aldığınızı biliyorum. Nasıldı? Bu materyal sizi tatmin etti mi? 

Evet, Death Metal Belgeseli, eğlenceli bir tecrübeydi, çok gurur duyduk. Hala bunun hakkında geri dönüşler alıyoruz. Neşeyle doluydu, New Jersey’de Suffocation ile birlikte çalıyorduk ve söyleşi yapmıştık. Eserin başında çıkan Suffocation’ın akıllıca ve çabuk yanıtlamaları gerçeğe uygundur.

Ron’un adı hala Mortician ile geçiyor. Mortician’a bakacak olursak 2005′den bu yana pasif görünüyorlar. Nedenini biliyor musunuz? 

Ron, Mortician ile artık çalmıyor, asla düzenli bir elemanı da olmamıştır. Onlar şimdi yeni bir albüm üzerine çalışıyorlar, tüm müziklerinin çoktan yazılmış olduğuna inanıyorum.

Gelecekte Willowtip ile çalışmak ister misiniz?

Willowtip ile bir albümümüz var. Kontratımız bittiğinde onlarla Malignancy’nin Willowtip ile olan geleceği hakkında konuşacağız.

Cenotaph, Carnophage, Decaying Purity gibi ekstrem topluluklarımızı hiç dinlediniz mi? Senin için iyiler midir?

Evet, bu toplulukları dinledim! Hepsi katil! Birkaç tanesi koleksiyonumdadır.

Malignancy’nin tur planları hakkında neler diyebilirsiniz? Yeni albümünüz çıktığında sahnenin yüzüne canlılık kazandıracağınıza inanıyorum, zaten aksini ümit edemiyoruz. Buralarda çalmak ister misiniz?

Yeni albümümüz çıktıktan sonra tur yapmayı planlıyoruz. Bizim için gerçekten iyi geçen küçük bir Kanada turu yaptık. Ne yapabileceklerimiz hakkında emin değilim; belki Amerika’da bir ay, Avrupa’da iki hafta kalabiliriz. Ne tür bir turu başarabileceğimizi görmeliyiz. Oralarda çalabilmeyi isterdik!

Yanıtlar için teşekkürler. Blogger Schizo! ya son olarak bir şeyler eklemek ister misin?

Söyleşi ve desteğin için tekrar teşekkürler Özgür! Bütün hayranlarımız, sizleri seviyoruz… ve kız arkadaşlarınızı da!!! Hah! Hah! Hah!

Misery Index

Posted in Söyleşi on 11 Nisan 2009 Cumartesi by Özgür Özçınar
Dur durak bilmeden yollarına devam ediyorlar!

Dur durak bilmeden yollarına devam ediyorlar!

Selam Jason! Bir süre önce Amerika’nın orta batısı ve Kanada’da The Black Dahlia Murder ve Soilent Green ile birlikte bir tur tamamladınız. Nasıl geçti, anlatır mısın?

O tur büyük ve gürültülü bir patlamaydı, çevremizdekilerle eğlenceli zamanlar geçirdik, ama bunu yaşadığımız problemler ve onunla ilgili olan gizli tehlikeleri ayrı tutuyorum. Kanada’nın endişe verici kışıyla yüz yüze geldik, buz ve karlar acımasızdı, dondurucu bir soğuğa maruz kaldık. Yollardaki buzlanmalar riskliydi, özellikle British Columbia ve Alberta kayalıklarının üzerisi için bunu diyebilirim, ama en kötüsü Quebec’di. The Black Dahlia Murder’ın eşyalarının olduğu vagon enkaz haline geldi, yollara dağıldı. Bununla birlikte, kendilerinin Montreal’deki geceye bizlerin ekipmanlarını kullanarak katılmak istemeleri vasiyetnameleri gibiydi. Son olarak, bizim için, birçok insanın önünde çıkıp çalabildiğimiz için harika bir turdu, aynı derecede The Black Dahlia Murder büyük çaplı bir konser verdi ve birçok insanı karşılarına çektiler.

Bu uzun ve zor yolculuğu takiben altı haftayı kapsayan Avrupa turuna çıktınız. İlgili konserlerin İngiltere ayağında Hate Eternal baş sıradaydı. Sahnede sürprizler var mıydı?

O tur da iyi gitti, en azından geçirdiğimiz zamanın büyük bir kısmı için bunu söyleyebilirim. Atlantic üzerinden gelen soğuklar kemiklerimizi dondurmuştu ve *oktan tur otobüsümüzün içinde titriyorduk çünkü aracımıza sıcaklık sağlayan bir şey yoktu. Avrupa karasında belirlenen tarihler çok iyiydi, sadece İngiltere’nin bazı yerleri kötüydü, küçük kasabaların içinden bahsediyorum, bizler sadece İrlanda ve İskoçya’da çalmayı planlamıştık, ama yolumuza geri döndük! Tur kendisini hava yollarını kullanarak İsveç’te sona erdirdi, gemiyle Baltık Denizi’nden geçtik, Finlandiya’ya seyahat ettik ve Finnish Metal Expo kapsamında çaldık (Kuzey Avrupa’nın dondurucu soğuğu yine bizleri zorladı). Yine de eğlence doluydu. Bitimine iki gün önceden evimize döndük ve The Faceless ile birlikte üç haftalık bir Amerika turuna katıldık. Yol şövalyelerinin sonuna geldik gibi görünüyor!

Topluluğunuzun Relapse firmasından çıkan ilk albümü “Discordia” ile “Traitors”, Kurt Ballou’nun Godcity Stüdyoları’nda kaydedilmişti. Bu yer, Massachusetts’te birçok ekibe ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Stüdyo günleriniz nasıldı? 

Stüdyo engebeli arazi gibiydi, daima stres içersindeydik ve ilerlemeler için kesinlik kazanmayan şeylerle uğraştık, ama Kurt yardımlarıyla yine harika olduğunu gösterdi ve bizlere harika bir performans çıkardı. Bazı yerlerde ferahladık, ama buradaki zamanımızı yerinde kullanmayı bildik. Baltimore’a yeniden dönme durumlarımız oldu. Aslında fazla da zamanımız yoktu, Wrightway Stüdyoları’nda son noktayı koyduk. Aslında bu yer, ileride gelecek albümümüzün kayıtları için uğrayacağımız bir yerdir. 

Son albümünüz “Traitors” 30 Eylül’de Kuzey Amerika’da Relapse Records etiketiyle çıkmıştı. En iyi albümünüz olduğunu düşünüyor musunuz?

Evet, bizler parça yazımı ve sözler konusunda dengeyi sağlamış bulunuyoruz, prodüksiyon ve seslerin kesinlikle aradığımız ölçülerde olduğunu düşünüyoruz; doğal bateri sesleri, gitarları düşünün, önemli ses tonları, yırtıcılık, vokallerin tarzı… Hepsinden memnunuz, buna karşın ikinci planda kalan değişimlere gidebiliriz, mutluyuz ve yeni bir albüm düşünüyoruz!

Video klibiniz “Traitors” iyiydi. MTV2 kanalının “Headbangers Ball” programında da yer alıyor. Bu kanalı tam anlamıyla önemsiyor musunuz?

Video klibimizi yaparken iyi zaman geçirdik, kısa bir parça oluşuna şükrettim çünkü onu defalarca tekrar edemezdik! MTV için ne desem bilmiyorum ama metal müziği çok fazla önemsiyor gibi görünmüyorlar, benim için kolektif birlik halinde çalışan hava cıva bir kanaldır. Eğer onlar daha iyi şeyler çalarsa – ya da her neyse, çalmazlarsa umurumuzda değildir.

Geçen Ocak ayında Power It Up Records etiketiyle Mumakil ile birlikte split albüm hazırladınız. Bu kayda ne oldu? Dinleyiciler split materyallerinizi alıyorlar mı? Bu formatların yavaş yavaş ölmesine dair endişeliyim.

Evet, yeraltı adına “eğlenceli bir kayıt”, albümlerimiz arasında geçiş yaparken neşemizi korumayı ve ilginç şeyler üretmeyi seviyoruz. KENDİN YAP! felsefesi ile yapılan işleri split olsun, 7″ olsun daima sevdik, bizim hayranlarımız arasında bu tarz şeylerle ilgilenenler var, bu tabiiki çok iyi, biz bir şeyleri devam ettireceğiz. Agenda Of Swine ile birlikte gelecek olan split albüm çalışmamızın bu sene sonunda piyasada olacağını müjdelerim. 

Maryland Deathfest’in 2009 ayağında (bence, 2009′un şovu) Misery Index de konfirme edildi. Kocaman festival ilanı düşünüldüğünde yorumlarınız nedir (Brutal Truth, Cephalic Carnage, Immolation, Napalm Death etc.)?

Hayrete düşürücü olarak görünüyor ve bizler festivalin bir parçası olmaktan çok mutluyuz! Bolt Thrower’ın 15 yıl aradan sonra Amerika’daki ilk şovunu daha fazla beklemek istemiyorum! Onlar çevresini hayretler içinde bırakacaktır ve bizler onların bir parçası olmaktan da çok mutluyuz.

Aynı zamanda Almanya’da Death Feast Open Air Fest, PARTY.SAN ve Summer Breeze Fest gibi etkinliklere katılma kararı almıştınız. Almanya’nın ekstrem metal sahnesinden, topluluklarından (Necrophagist, Defeated Sanity, Gut vb.) hoşlanıyor musunuz? 

Harika, The Scorpions’ı çok severim, gelmiş geçmiş en iyi topluluktur! “Worldwide Live” harika bir konser albümü, belki de en iyisidir, Iron Maiden’ın “Live After Death” albümlerini unutamam. 

Misery Index’e en güçlü desteği Avrupa’da kimler gösteriyor?

Almanya diyebilirim, özellikle Essen çevresi, Turock isimli bir yer var ve biz orayı çok seviyoruz, harika bir mekan, harika sesler, sanki ikinci evimize gelmiş gibi hissediyoruz!

İlk İstanbul, Türkiye konserinizi nasıl hatırlıyorsunuz? Dinleyicilerin birçoğu harika ama kısa sürdürdüğünüzü söylüyor. Ne düşünüyorsunuz? Ve, tekrar gelecek misiniz? 

Bu grupla geçirdiğim en iyi tecrübelerimden bir tanesiydi, gerçekleşmesi için Almanya’dan oraya fırtına gibi sürmüştüm, deli kaçık bir macera, şehriniz beni mıknatıs gibi çekti, güzeldi ve moderndi. Hayretler içinde bırakan bir havanız var, yeniden gelmek ve daha uzun çalmak isteriz, ama iyi konserdi, gerçekleşmesi için devreye giren herkese teşekkür ederim.

Siz Dying Fetus’ta çalarken onların ciddi bir dinleyicisiydim. Sonra, Misery Index tarzının büyük grubu oldu. Benim şu dürüst fikrim hakkında ne söyleyebilirsiniz: Misey Index In! Dying Fetus Out!

Dying Fetus’un büyük bir hayranıyım, ve hala her iki topluluğun da yoluna devam etmesi harika, gerçekten bu iki grubun karşılaştırabileceğine inanmıyorum çünkü onlar Misery Index’in geçtiği teknik brutal death metal yolundan geçmiyorlar, ama bence ilerlemek, istediğimizi çalmak ve hala arkadaş kalabilmek güzel. İşte bu da diplomatik cevabımdır arkadaşım!

Kevin Talley’nin Absence Of The Sacred’ın yeni albümünde baterileriyle olacağını duymuştuk. Kevin’ın bu Singapur macerası hakkında ne düşünüyorsun?

Kevin’in bugünlerde neler yaptığından emin değilim, gezegenin üzerinden farklı gruplar için zıplamış olması lazım, o halde bu güzel, kendisi harika bir baterist ve her yer de gücü yettiği kadar performans göstermeyi hak ediyor.

Yabancı medya ile Amerikan/Kanada basını arasında ne gibi farkların olduğunu görüyorsunuz?

Çok fazla farklılık yok, toplulukla ve arenayla ilgili sorular sorular geliyor. Asla şaşırdığımız şeylerle karşılaşmadık, ama şimdi veya sonra birileri daha eğlenceli ve zekice şeylerle bizlere gelirse bu hoş olur, çok ciddi sorulara maruz kalmıyoruz, orta karar sorularla muhatap oluyoruz.

Ekstrem metal tarzı içersinde Relapse Records’un sizce ciddi bir rakibi var mı? Relapse Records Contamination Turları için ne düşünüyorsunuz? İlk resmi zil tonları satan mağaza için fikriniz nedir?

Evet, bence birçok harika plak firması var, ama biz Relapse ile çalışmaktan memnunuz. Bir şeyi her şeyin dışında değerlendirip sadece onu takdir etmeyi ve saygı duymayı aslında sevmiyorum, ama Relapse hoşlandığı topluluklarla anlaşma imzalayıp onları cazibeli bir hale getirebiliyor, kısa sürede başarılı satış grafiği sağlayabiliyorlar. Yanıt verme konusunda çabukturlar, hoş insanlar ve her şeye açıklardır. Zil tonlarına gelirsek, benim umurumda değil, ama diğer insanlar hoşlanıyorsa, bu iyi olabilir.

Müzikal kariyerinde en çok gurur duyduğun şey ne olabilir?

Sanırım Dying Fetus’la olduğum zamanlar yaptığım “Destroy The Opposition” albümü en yüksek noktamdı, ve bence rifleriyle olsun sözleriyle olsun birlikte grupça yapılan kaliteli bir albümdü, favorimdir. Misery Index için son albümümüz “Traitors” diyeceğim. Şu zamana kadar yapmak istediğim bir albümdü, favorim olduğundan eminim. 

2009 yılı için Jason Netherton’ın planları nedir?

Seyahat, bir sürü şov sergilemek, mümkün olduğu kadar dışarıya çıkmak (gerçekten bilgisayarda bir şeyler yazmaktan hoşlanmıyorum) ve olabildiğince eğlenip hayattan zevk almaya bakacağım, diğer insanların daha iyi bir yaşama sahip olması için onlara yardım etmeyi deneyeceğim, yapabilirsem.

Tüm sorularıma yanıt verdiğin için teşekkür ederim; gelecek için sizlere şans diliyorum. Son sözler senin!

Söyleşi için teşekkürler, gecikme olduğu için üzgünüm, her şeyin gönlünce olmasını dilerim!