Söyleşi kategorisi için arşiv

Nebelhexë

Posted in Söyleşi on 5 Nisan 2009 Pazar by Özgür Özçınar
Kendisiyle barışık ve olduğu gibi!

Kendisiyle barışık ve olduğu gibi!

Kongsberg, Norveç’e selamlar! Umarım her şey yolunda gidiyordur Andrea. Neler yapıyorsun? Eşiniz Samoth iyi mi?

Evet, iyiyim, teşekkürler. Ve Samoth’un da işleri yolunda gidiyor, ama o benim eşim değil, kendisi Kanada’lı özel bir sağlık antrenörü ile evlendi. Ben ise şu anda California’lı bir sörfçü ile çıkıyorum…

Nebelhexë’e ilk başladığınızda, projenizde sizi en çok rahatsız eden faktör neydi?

Beni rahatsız eden hiçbir şey olmadı. Ama Nebelhexë bir proje değil, benim sanatçı adımdır. Nebelhexë ben oluyorum. Manası “sis-cadısı” dır. Dans ederek sisleri ortadan kaldıran bir cadı, halk arasında görülmemiş siz cadılarına inananlar olmuştur, onlar seni alıp diğer bir dünyaya götürebilmektedirler. Özgürce bir şeyler yaratmayı, müziğimi yapmayı, sanat projelerimle ilgilenmeyi, yazılarımla uğraşmayı seviyorum. Bireysel olmaktan hoşlanıyorum ve hiçbir sahneye ait olmaya gerek duymuyorum.

“Laguz – Within The Lake” ve “Essensual” albümlerinizden gerçekten memnun musunuz?

Evet, “Laguz – Within The Lake” albümünden bir hayli memnunum. Parçalarımı, vokalimi, sanatımı ve konseptlerimi beğeniyorum… “Essensual” albümümden maalesef çok memnun değilim. Müzik yapmaktan hoşlanıyorum ve konseptlerimi seviyorum ve buna yazdığım sözleri de ekleyebilirim, ama “Essensual” çalışmasının yapım aşamasında az bir zaman harcandı ve sonradan ben hasta oldum. Yani daha zamanım olsaydı vokalleri daha iyi yapabilirdim… “Essensual” albümündeki vokalim beni memnun etmiyor. Daha doğrusu sesim güçsüz kalıyor ve müzikle yakın temas içinde bulunmuyor. Sanırım zamanım olmadığı için bu koşullar altında “Essensual” albümünü istediğim gibi mükemmel bir hale getiremedim. Bu sonuçlar benim için tamamen utanç verici ve kızgınlık uyandırıcıdır.

5 Mayıs tarihinde Candlelight Records etiketiyle piyasada olacak yeni albümünüz “Dead Waters” hakkında bizlere neler söyleyebilirsiniz?

“Dead Waters” albümünü hazırlarken daha fazla zaman ve efor harcadım. Yeni albüm ile kontrolü yeniden elime aldığımı düşünüyorum. Parçalarımı ve vokallerimi dinlemek bana keyif veriyor. “Dead Waters” diğer albümlerime göre daha organik oldu diyebilirim. Hayalci, çevreyi saran, kabileye ait bir yanı var ve kırsal kesimlerin karanlık taraflarına dair müzikleri (ya da bunun gibi bir şey) dinleyebileceğiz. Belki stüdyoda içtiğimiz Texas birası ile sıcak hava bizleri etkisi altına almış olabilir! Parçalar, alışılmış olduğu gibi, derin ve karanlık fikirlerimi kucaklıyor, rüyalar ve geçmiş tecrübeler… Olağan olmayan şeyleri göstermeye karşı doğal bir yeteneğim var, ilginç ve esrarlı durumlar… Daima bu tarz şeyler olduğunda gerilimler yaşıyorum. Ama daima sonunda eğlendirici öyküler ortaya çıkıyor.

Herhangi bir misafir vokal ya da planlanmış bir şeyler olacak mı?

Misafirler için planlarım var, evet, ama şu durumda isteklerim olmadı. Belki gelecek bir zamanda olur. 80′li yılların Nina Hagen ve Lene Lovich klasiği “Don’t Kill The Animals” parçasını yorumlamaya çalışıyorum. Bunun için Jarboe’yu ve Cattle Decapitation’dan Trevor’u davet ettim. Bir dereceye kadar garip ama ilginç bir kombinasyon olsun istiyorum… Kayıtları bitti ve son dokunuşlara ihtiyacı var.

Norveç’teki yeraltı metal sahnesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Oh! Hiçbiri kalmadı. 90′lardaydı…

Son dönemlerde takılı kaldığınız bir topluluk ya da albüm var mı? Ve hangi ambient folk topluluklarından hoşlanıyorsunuz?

Şu anda gerçekten The Knife’tan hoşlanıyorum ki kendileri İsveç’te elektronik müzik yapan harika bir topluluktur. Snow Patrol’ı da dinliyorum. Disturbed’ten de keyif alıyorum. Herhangi bir “ambient folk” topluluğu içinde değilim, hayır.

İnternetin müzik endüstrisini gerçekten öldürdüğünü düşünüyor musunuz?

Evet, bence birçok açıdan öldürüyor. Her şey çekinmeden içine konuluyor. YouTube ise tamamen kaos ve anarşidir! Ve biz sanatçıların müzikleri bir yerlere eklendiğinde kontrol edemiyoruz. İnsanlar artık albüm satın almamaya alıştılar. Ve bugün herhangi birisi için internete aktarılmış dosyaları indirip dinlemek çok kolay görünüyor, bunun içinde çokça kalitesiz müzikler de var. Ve gerçekten iyi sanatçıları dinleme şansımız artık kalmadı, onlar internet müziği denizinde boğuldular… Canlı performans sergilemek zor bir hale geldi, emin olun. 10 yıl önce daha kolaydı… Ama sanırım birileri kendimi bu konuda ifade ettiğim gibi ifade etmeye devam etmeli…

Diablo Swing Orchestra

Posted in Söyleşi on 26 Mart 2009 Perşembe by Özgür Özçınar
Müzikal tarzların onlara ihtiyacı vardı!

Müzikal tarzların onlara ihtiyacı vardı!

Selamlar Daniel! Nasıl gidiyor? Şu günlerde neler yapıyorsunuz?

Oralara selam! 6 Nisan’da stüdyoya girmeye hazırlanıyoruz. Göteborg, İsveç’teki In Flames Stüdyoları’nda Roberto Laghi (In Flames, Sonic Syndicate, Hardcore Superstar)’nin denetimi altında ikinci albümümüzü kaydedeceğiz. Şu anda ekstra müzisyenlerle ilgili kısımları oluşturuyoruz. Son birkaç aydır parçalarımızın üzerine tekrarlı bir şekilde çok sıkı olarak çalışıyoruz. Dolayısıyla başarılı bir albümün olacağı konusunda kendimizden eminiz.

Müziğe nasıl başladınız ve sizleri müzik yapmaya iten bir parça ya da albüm var mı?

Bana soracak olursanız doğduğumdan beri müzikleyim çünkü annem tutkulu bir opera solistidir ve hayatı boyunca korolarda söylemiştir. Yani daima yanımdaydı ama ben 16 yaşına gelip elime gitarı alana kadar müzikle aramda ciddi bir bağ yoktu. Zamanında Nirvana, Soundgarden vb. toplulukları ve İsveç punk müziğini sık dinlerdim. Acemi ve karmakarışık canlı performanslar hoşuma gidiyordu. Kulağa gelen bütün seslerin mükemmel olması hoşuma gitmiyordu, biraz sıkıcı tarafı vardı. Aslında etkilenimlerim sahnede oldu ama yıllar içinde evrim geçirdiler, bugünlerde ise parça yazmak ve düzenlemekten gerçekten keyif alıyorum.

Diablo Swing Orchestra nasıl başladı? Topluluğu nasıl kurdunuz ve üyelerinden bahseder misiniz?

Bu tarz bir şeydi: Orijinal Diablo Swing Orchestra öyküsü, 1500′lerde İsveç’te seyahat eden ve açgözlü dini liderler tarafından baskı altına alınmış insanlar için coşturan müzikler yapan bir grupla başladı. Bu topluluk zamanla popülariteyi yakalamıştı, kilise tehditler savuruyordu ve bütün her şeye nokta koymaya karar vermişlerdi. Onlar grup hakkında uyduruk yalanlar söylediler, Şeytana tapıldığını söylediler ve gözü dönmüş bir şekilde topluluk üyelerini acımasızca katletmekten bahsettiler. “The Devil’s Orchestra” olarak bilinmekteydiler, mecburi olarak yeraltında kaldılar, ama yazık, onların anımsanması güç durumları kendilerine yakışık kalmıyordu. Topluluk son olarak bir şov sergiledi ve bir de antlaşma yaptılar; 500 yıl içinde kendilerinin soyundan gelen kimseler toplanabilir ve topluluğu yeniden bir araya getirebilirlerdi. Fazla bir süre geçmeden onları astılar. 2003 yılında gelindiğinde antlaşma gerçekleşti ve Diablo Swing Orchestra oluştu.

Bana tarzınızı söyleyebilir misiniz? Niçin bu müzikal çılgınlığı tercih ettiniz? Eminim ki müziğiniz birçok dinleyici tarafından merak konusu oluyordur.

Dürüst olmak gerekirse bizler kendimizi “acayip” bir topluluk olarak görmüyoruz. Normal olarak parçalarımızın çizgisini bir kerede ve dört dörtlük olması için belirliyoruz. Hoşlandığımız konulara dair parçalar yazıyoruz ve onlar, müziğin geniş tayfı içinde yer alabilirler çünkü bizim geçmişte önceden dinlediğimiz şeylerin kapsamı çok geniştir. Müziğimizin bir parça da olsa, dans edilebilir şekilde olmasına dikkat ediyoruz. İnsanların ayaklarını kullanarak kafalarına kadar sıçramalarını istiyoruz.

Kayıt esnasında topluğunuz birlikte nasıl çalışıyor?

Zamanlara oturtulmuş şekilde ekipte herkesin farklı rolleri var. Pontus’un kayıt tecrübeleri yüksektir yani genelde nasıl bir kayıt yapacağımızı ve albümü ne şekilde yeniden ele alacağımızı o iyi biliyor. Johannes bütün partisyonlara ve dönemsel müzisyenler için birçok parçanın aranjesine bakıyor. Ben daha çok plak firmasında ilgili insanlarla birlikte kayıtların lojistikleri ve koordinatlarıyla ilgileniyorum. Kapak çalışmalarımızdan ve her türlü grafiğimizden bas gitaristimiz Andy sorumludur. Biz, grup olarak, kayıtlarda baterimizle, gitarımızla, bas gitarımızla, viyolonselimizle, vokalimizle vs. yıldızlar gibi olmalıyız.

Yeni D.S.O. albümü Eylül ayında çıkıyor. İsmine “Sing-Along Songs For The Damned & Delirious” koydunuz. Dinleyiciler bu materyalden ne gibi şeyler bekleyebilir?

Başlığı her şeyi açıklıyor! Eğer o biçimseniz ya da çılgın gibiyseniz hayatınızın geriye kalan zamanlarında bu parçalarla canlanacaksınız. “The Butcher’s Ballroom” albümünden sevdiğimiz şeyleri aldık, bizleri ilk albümlerimizden tanıyan dinleyicilerimiz bunu fark edeceklerdir. Enstrümanların birbirleriyle daha etkileşimli olmasıyla ilgili olarak parçalarımız daha iyi aranje edildi. Viyolonselin albümde daha açık bir rol üstlenmesini istedik; çoğu melodinin ve gitarların yaptıklarına nazaran daha ritmik olmasına yönelik çalıştık.

2009 yılında birçok albüm piyasaya sürülecek, gelecek albümünüzün diğer yeni çalışmalar arasında nasıl ayakta kalacağına dair neler düşünüyorsunuz?

Bir kişinin gelip de bize ticari bir grup olduğumuzu söylemesini isterdim. Hayır, ama cidden. İlk albümümüz bizlere nereye gideceğimize dair bir özgürlük verdi ve yeni materyallerimize ışık tutabilecek kadar dinleyici beğenilerini gösterdi. Bizce müziğin karışımını oluşturan maddeler içinde mizah var; parça yazarken ve aranje yaparken ciddi olabilirsiniz ama hala diliniz kocamandır. Ciddi fikirlerimizi korumak için palyaçoluğu bir kenara bırakabiliyoruz. Başarılı kalmak için doğru tarafta yer almamız gerektiğini düşünüyoruz, bunun anahtarlarından biri de diğer albümler arasında ayakta kalabilmemizle ilgilidir. Çünkü ilk albümümüzde fark ettiğiniz üzere yazdığımız parçaların bazıları agresif özellik taşıyor. Her ne kadar Nightwish ve Within Temptation gibi “bayan yüzlü metal” müziklerini çalmak konusunda kimseyle mutabık kalamasak da bu albümümüzle onlarla aramızdaki farkların görüleceğine inanıyorum, birçok topluluk hiç olmadığı kadar gün gibi ortada olacak.

Plak firmalarınız Candlelight, Sirenette ve MALS’ten gerçekten memnun musunuz?

Firmalarımızla çalışmaktan memnunuz ama şimdi başka bir plak firması Ascendance ile anlaştık. Firmanın sahibi Lee Barrett bizimle zamanında Candlelight için anlaşmıştı yani değişimin ardında kötü bir şey söz konusu değil. Firma biraz daha küçük ve albüm konusunda çok hevesli olduklarını görüyoruz, eminim ki kendi güçleriyle her şeyi yapıp başarılı olacaklardır.

Eylül ayında Progpower’da çalacaksınız. İleride gerçekleşecek olan bu festivale tarz olarak uygun olduğunuzu düşünüyor musunuz? 

Festivalde eksantrik bir topluluk olarak görünebiliriz ama etkinliğin progresif yanı olduğu için ve müziklerle meydan okunduğu için sanırım afişteki yerimiz oldukça uygun duruyor. Bence karışık bir dinleyici kitlesi tarafından karşılanacağız ve umarım diğerlerinden iyi bir performansla hepsini kazanacağız.

Daha genç yaşta olan dinleyicilerin dışarı çıkıp albüm almakla ilgili olmadıklarını görüyorum. İnternete girip parça indirmekle daha ilgili oldukları fark ediliyor, ambalajlar onların umurlarında değil. Bu yaklaşım üzerine firiklerin nedir?

Şahsen eski modayı takip ediyorum ve hala birçok cd satın alıyorum. Çok dürüst bir davranış değil ve ben fiziksel ürünlere sahip olmayı seviyorum. Bizim için oturup bu konular hakkında şikayet etmek güç, çünkü on sene önce bu kadar çok dinleyiciye ulaşacağımızı tahmin edemiyorduk. Bence toplulukların müziklerini yaymak için çok önemli bir anahtar. Tabii ki olanları görüyoruz; sadece yarar sağlamıyorlar, hükümetlerin vergi gelirleri kaybolmaya devam ediyor ama plak firmaları sonunda yeni iş modellerini kapacaklardır. Zaten bunun üzerine kafa yoran insanlar var. Pirate Bay’in yaptıkları bir öneri olabilir ama bence insanların seni anlayarak müziğine ya da filmlerine para ödemesi iyi bir şeydir.

Blogger Schizo! okuyucularına ve hayranlarınıza bir şeyler söylemek ister misiniz? Yanıtlarınız için teşekkürler, her şey gönlünüzce olsun!

Bu hoş söyleşi için teşekkürler. www.diabloswing.com adresinde yer alan forumlarımıza katılın, albümlerimizi satın alın, konserlerimize gelin ve birlikte söyleyeceğimize emin olun!

Ulcerate

Posted in Söyleşi on 23 Mart 2009 Pazartesi by Özgür Özçınar
İşlerini özenle yapıyorlar!

Yeni albümleri bugün çıktı!

Auckland, Yeni Zelanda’ya selamlar! Son günlerde neler yapıyorsunuz?

Yeni kadromuzla birlikte güncel parçalarımıza sıkı bir şekilde çalıştığımız bir süreçteyiz, yani birçok prova yapıyoruz – albüm çalışmalarımızdan altı hafta sonra gerçekleşecek olan ilk konser dizimizle ilgiliyiz. Onları bekliyoruz.

İnsanlar yeni albümünüz “Everything Is Fire” ı dinlemeye neden ihtiyaç duymalı?

Bence önceden çıkardığımız kayıtlardan bu yana müziğimizin gelişmesine düşkünseniz, bu çalışmayla tahminlerinizi zorlayan bir aşama kaydettiğimizi göreceksiniz. En organik, hareketli Ulcerate albümünü yaptık, müziğimizi genişlettik ve bu bizleri sesle ilgili olarak oldukça ezici yaptı, buna ek olarak “daha hızlı, daha acımasız vs.” bir çalışma yaptık dersem dediklerimin yanında klişe kalır. Burada soğuk, karanlık, çılgın gibi kelimeler de sarf edebilirdim. Etkilendiğimiz metal müzik yapmayan sanatçıları çalışmamıza katmaktan korkmadık, ve her tek notada ve ilerlemede her şeyden emin olmak için müziğimizi tekrar tekrar rafine ettik, ruh halimizi ve müzikalitemizi asla göz ardı etmedik. Albümümüzün geniş bir kısmı gerçekçilik yönündedir, bazı üretilen müziklerde “Pro-Tools’a uygun” işlerin görülmesi bizleri dehşete uğratıyor, ve biz gerçekten müzik yaratmak istiyoruz, belki orada burada inişli yokuşlu ufak kenar yollar vardır, gerçekten bir topluluğun çaldığı müzik sizin önünüzde olmalıdır.

Daha önceden yaptığımız kayıtlara göre “Everything Is Fire” albümünün daha olgun bir kayıt olduğunu söylemeden edemeyiz, ama tabii ki tecrübelerimizin yan ürünüdür. Kelimelerle özetleyebilmek zor, ama daha karanlık, daha avangard bir death ve black metal sahnesinin içindeyseniz (ya da bahsettiğim şeylerle özdeş herhangi bir tarz), kazıyacağınız bu albümde bir şeyler bulma şansınız var.   

Albümdeki favori parçanız nedir?

Favori yok – albümümüzü son haline getirebilmek için başlangıç zamanlarımızdan bu yana yaptıklarımızın ayrıntılı bir haritasını çizip özel parçalar yazdık – hepsi amacına hizmet ediyor ve çok stratejik olarak zincirleme ilerliyor. Nerelerden geldiğimiz belli oluyor, her bir parça kesinlikle farklı ve birbirlerinden ayrı kaliteleri var – bizim nesnelliğimiz hiçtir…

Başından sonuna kadar takip eden sürekli bir konunuz var mı?

Bir kaç kelimeyle açıkça anlatmak gerekirse, “Everything Is Fire” ın arkasında yatan etkileyici fikir; her şey, değişimin değişmez durumuyla ilgilidir, katı ve sabit kurallar ya da dünyanın her yerinde olan ahlak durumunu düşündük, ve kesinlikle cevaptan sayılmayan siyah-beyaz yanıtları unutmadık. “Everything Is Fire”, Yunan’lı filozof Heraclitus’un bir sözü, ve fikrimizi daha iyi açıklamak gerekirse sana başka bir söz vereceğim: “Aynı nehirde iki defa yıkanamazsınız, temiz sular üzerinize sürekli akmaz.” Bu geniş ana hatların içinde, her parça sözünün hazırlanışında az veya çok bu kusursuzluğa ulaşmak istedik. Kibirli insan egosu ve aptal dinci muhafazakarların hataları (“We Are Nil”, “Soullessness Embraced”), insanlığın egemenlik ve güç için kendini bir diğer insanla özdeşleştirmesi (“Tyranny”), gelenek göreneklerin ve dinin akılsızlığı (“Caecus”) konularımız oldu.

Parça sözlerimizde toplulukta yer alan kişilerin yaşamlarıyla ilgili değer ve düşünceler var. Bizler tanrısız ve mantıklı fikirlerin yandaşlarıyız, ve bizler karşılaştırılan insanların nedensiz kavgalarına aynı seviyede ses enjekte ediyoruz. Ateşli olmazsanız, ciğerlerinizi yormazsanız, ne *ikime çığlık atarsınız ki?

Kayıt yaparken topluluk bir arada nasıl çalışıyor?

Bu albümün kaydı tamamen üç kişi arasında oldu (geçenlerde aramızda yeni bir ikinci gitarist aldık). Michael ve ben enstrümanlarla ilgilendik, ve Paul söz ve vokallere baktı. Hala tamamen KENDİN YAP! tavrını yaşatıyoruz, ve bu doğru basamakta albümün sanat ve dizayn konseptinin yönü de düzgün gitti. Bu albümde metodumuz aşağı yukarı on sekiz ay içersinde albüm yazımını tamamlamaktı, bu periyot içinde ürünlerimizi yeniden yazdık. Pro-Tools’umuz var, boş vakitlerimizde onunla birlikte çalışıyoruz. Albümlerimizi yaparken çok dinler – çok kayıt yaparız, mümkün olduğu kadar tekrar geriye döner yine dinleriz, sonra prova odasında bir daha dinleriz. Kendimize ait bir şeylerin olması bizlerin dört enstrüman ile çok fazla zaman harcamasına neden oluyor – bu süreler içinde çok fazla kontrpuan ve garip durumlar yaşayabiliyoruz, ben sadece geleceği tahmin edebilirim.

Nerede kaydettiniz?

Geçen sene Ağustos ayının sonlarında bateri provalarına başladık – tüm provalar bittiğinde Auckland’daki MCA Stüdyoları’na girdik, sonra miksaj ve tüm ayrıntıları bizler hallettik.

Planlanmış herhangi bir misafir vokal ya da başka şeyler söz konusu olabilir mi?

Hayır, bu gerçekten bizim tarzımız değil…

Albümünüzü kaydediyorken en çok neye heyecanlandınız?

“Heyecanlanmak” kelimesi doğru bir fiil değil, sadece bizleri heyecanlandıracak bir albüm yapmadık. Dikkatleri çekmek ya da zaman geçirmek için numaralar yapmadık. Yeni tablosunu yapmaya başlayan bir ressama neden heyecanlandığını sormayı hayal edemem. Sadece fikirlerin ve yoğun çalışmanın doruğuna yükseldik, kafamızdan çıkanları belge gibi kanıtladık – bizleri mutlu eden bir baskıydı. Bu bir işkence ya da yüksekten atıp tutma durumu değil, topluluğun geleceğine giden yollar üzerinden keyifle geçtik. 

Stüdyo içinde kalmayı mı yoksa canlı çalmayı mı tercih edersin?

Külliyen karşılaştırılamaz, biri adrenalini yüksek keskin bir hücum gibidir (her şey yolunda gidiyorsa), diğeri ise sanatın bilenmesidir. Adil karşılaştırma yapmak için aşırı benzemezler.

Yeni Zelanda’nın yeraltı metal sahnesi hakkında ne düşünüyorsun?

Şu anda, dürüst olmak gerekirse bir şey düşünmüyorum. Buna karşın Diocletian, Creeping, Vassafor, Dawn Of Azazel ve Witchrist ekiplerine göz atabilirsiniz.

Yeni topluluk ya da albüm saplantıların nelerdir? Ve hangi brutal death metal topluluklarından keyif alıyorsun?

Metal müzik için konuşalım, burada yazdıklarımdan daha başka bir sürü harika albüm olacaktır…

Her şeye rağmen son dönemlerde şunları dinliyorum:

Exmortem – “Funeral Phantoms”

Deathspell Omega – “Veritas Diaboli Manet In Aeternum – Chaining The Katechon”

Immolation – (her albümü, sonuna kadar da öyle olacak)

Mouth Of The Architect – “Quietly” (tam olarak metal denilemez, ama kesinlikle sulu çamura benziyor)

Brutal death metal olarak (alt tarzlardan bahsettiğini varsayıyorum) Defeated Sanity’yi dinlemiştim, hayli korkunç müzikleri var. Abhorrent’ın parçaları iyi. Erken dönem Disgorge ve Deeds Of Flesh… Bu tarzlar için seçimlerim bundan ibarettir.

Yanıtların için teşekkürler! Buraya söyleşinin son sözleri olarak ek yorumlarını bırakabilirsin. 

Söyleşi için seni alkışlıyorum – belki ileride seninle daha etraflıca sorular ve yanıtlar içinde oluruz! 

Jamie | Ulcerate

ulcerate-official.com

myspace.com/ulcerate

Impaled

Posted in Söyleşi on 13 Mart 2009 Cuma by Özgür Özçınar
Son nefesinizi alın!

Son nefesinizi alın!

İstanbul’dan California’ya selamlar! Impaled’in son durumu hakkında konuşabilir miyiz?

Ross: Impaled’in şu anki durumu; pijamalarımızı giymiş, biraz kahve yudumluyoruz. Bundan daha anlık bir şey olamaz!

Jason: Ben şu anda pijamalı oturmuyorum. Ya da herhangi bir kıyafetten bahsedemem. Bu doğru, tamamen ÇIPLAĞIM! İncir yaprağını saymazsam, bugünün soğuk ekonomik ortamında her şeyi satın almaya durumum el vermiyor.

Son günlerde bölgenizin metal sahnesi ne durumda? 

Ross: İyi. Hammers Of Misfortune, Saros, Havok, Thousands Will Die, Vötsek vb. daha birçok korkunç yerel topluluğumuzu kendi imkanlarıyla tanıtan bazı iyi destekçilerimiz var. Corrupted / Asunder, Wolves In The Throne Room, Exhausted Prayer vb. isimler gibi son zamanların sık seyahat eden topluluklarından biri olduk. Metal sahnesi burada genellikle daha ilginç, çünkü sadece eğlenecek “metal kafalar” yok. Metal tarzının sınırlarının dışına çıkan birçok insan var, birçok metal kafa metal müzik dışında kalan şovlara gitmeye istekli görünüyor. Bence bu sahnenin sağlıklı gelişmesine yardımcı oluyor, ama daha çok zührevi hastalıkların azalmasına dair bir sonuç gibi görünüyor.

Gelecek albümünüze ne zaman dokunacağız? Hazırda bulunan bir konseptiniz var mı?

Ross: Gelecek Impaled çalışması destansı bir EP olacak, adına “Stop Gap Measure” koyduk. Son kayıtlarımızdan daha hiç yayınlanmamış olan parçalarımızı kapsayacak, bizim için ucuz ve kolay olacak. “HEY! Biz hala buradayız! Albüm yazana kadar, ama cidden, biz hala buradayız!”.

Jason: Buna ek olarak, gelecek olan LP çalışmamız için parçalar yazıp provalar yapıyoruz, hmm, gelecek için? Her şey hazır demek zor olacak çünkü bir aydır güncel çalışmalar içindeyiz.  

Cephalic Carnage, Exhumed ve Retaliation ile olan son split çalışmanız hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Ross: Peki, eski bir materyal, ama eski 7″ parçalarımızı sonunda CD şeklinde görebilmek hoştu. Kapak çalışmasını en iyi şekilde güncellemiştim, ve umut verici bir biçimde 7″ çalışmamızı iflas etmiş bir firmadan bulamayan kaplanlar için sevindiriciydi.

Jason: Yeşil paketin müzikle alakası olmayan görüntüsünü beğenmiştim. Aslında eski olan şeylerin “yeni” olarak verilmesi “yeşil” manasına gelmiyordu. Evet. Hiç kimse bunu daha önce düşünmemişti!

Impaled’in ciddi derecede Carcass’tan etkilendiğini biliyoruz. Bugünün Carcass’ını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ross: Bugünün Carcass’ını daha görmedim, çünkü onları 17 yaşımda izlerken mutluydum. Her şeyi hesap edersek, onlar bugün ortaya iyi şovlar koyuyorlardır.

Jason: Evet, geçen Sonbahar aylarında kendileriyle turlarımızın yolu kesişmişti ve bizim yerimize onların saygıdeğer şovlarını görmeniz gerekliydi. CARCASS!!! Gökyüzüne çığlık atarken yumruklarınızı havaya sallarsınız. 

Willowtip Records/Candlelight sizlere nasıl davranıyor? Uzun dönemli ortaklığa açık mısınız?

Ross: Willowtip bizim için destekçi olmuştur, kararlı bir şekilde ellerimize içi dolarla dolu dev büyüklükte bir çanta vermişlerdir. Varsayalım ki aslında çantaların içinde para yok, ama dolucana koyun eti var. Çantalar yağlı, koyun etleri fantastik. Sony firması bize $2 milyon dolar vermedikçe gelecekte Willowtip’le çalışacağız.

Jason: Üzgünüm çocuklar, bütün koyun etlerini yedim, “gaaaark”, Willowtip’i arayıp buraya biraz Pronto getirmelerini isterseniz daha iyi olur yoksa geri çekilmeye hazırım! 

Müzikle mi yatıp kalkıyor sunuz yoksa turdayken sizleri bekleyen günlük meslekleriniz var mı? 

Ross: Her işi görürüm. Impaled çok başarılıdır ve ben aslında dolar hesaplarımı duvar kağıdı yaparım, dahası yaşadığım evin içi gerçekten nakit parayla doludur.

Jason: Çünkü Ross ne yapıp edip duvar kağıtlarından payımı çalıyor ve savurgan bir hayat sürüyor, günlük mesleğim olarak profesyonel müzisyen olmaya mecburum. Yamaha klavyeleri için MIDI dosyaları üretiyorum ve bu sene içinde PSP için çıkacak olan “Rock Band Unplugged” video oyunu üzerinde çalışıyorum.

Bazı favori Amerikan metal topluluklarınız kimdir?

Ross: Gerçekten Ludicra (arsız kişisel tanıtım)’yı ve Wolves In The Throne Room (bir tür kişisel tanıtım)’u beğeniyorum. Amerikan sahnesinin Weakling’e borcu var ve minnettar olunması gerekir; San Francisco temelli bir black metal topluluğudur ve uzun süredir sessizler. Birçok Amerikan black metal topluluğundan etkilenerek korkunç destansı bir kayıt yaptılar. Şeytan’dan en az bahseden topluluklardan biridir. Ben Şeytan’ın aşağısında değilim. O bir aptal!

Jason: Amerikan topluluklarından gerçekten hiç favorisi olmayan ve daima Avrupa’dan daha iyi müziklerin çıktığına inanan biriyim. Onun için sizlere Amerika’dan Engorged’u ve Creepsylvania’dan Ghoul’u her zaman öneririm. Bunlar aralarında öldürücü parçalar çalan kesin favorilerimdir. Onlarla arkadaş olmam sadece tesadüftür, ayrıca arkadaşlarımın topluluklarını tavsiye etmeme vicdanım el vermez.

İçinde bulunduğumuz günlerde ne tür müzikler dinlemekten zevk duyuyorsunuz?

Ross: Ben daha çok death metal dinliyorum. Kısa bir süre önce bizlerle birlikte çalan Call The Paramedics ile fırıl fırıl dönüyorum. Harika bir hardcore/death crossover topluluğudur. Metal müzikten başka, film müzikleri dinliyorum. Şu sıralar Phillip Glass ve Clint Mansell ile ilgiliyim.

Jason: Çoğunlukla tango dinliyorum, özellikle de Astor Piazzolla ile Anibal Troilo. Django Reinhardt’ın çingene cazı güzel. Ne tür olursa diyelim, Secret Chiefs 3 var bir de. Biraz da Kamboçya tarzı rock ‘n’ roll kayıtları ama yaratıcılığı ortadan kaldıran Khmer Rouge öncesi.

Müzik indirme hakkında düşünceleriniz nedir?

Ross: Sanırım cd satışlarımız yerlerde. Ama insanlar tişörtlerimizi indiremez… Henüz!

Jason: Ben indirmeye tamamen karşı değilim çünkü bu format asla CD ya da vinyl kalitesinde ve niceliğinde olamayacak, ama satışları ve bizim gibi yeraltı topluluklarını etkileyecektir. Haberlerde görülen ortalama düzeyde insanların üzerinden geçinerek hayatlarını manalı hale getiren milyonerleri daima eğlendirici bulurum. Ben kendi bestelerimi jasonkocol.com adresine ücretsiz indirilmeleri için koydum ve bu formatın bütün olanlardan biraz daha farklı olduğunu düşünüyorum.

Gelecek tur planlarınız nedir? Türkiye’de çalmak ister misiniz?

Ross: Bir gün Türkiye’de çalmak isterim, ama gerçekten birilerinin bizleri ayarlaması gerekiyor. Gerçekçi olursak, her şeyi kendi başımıza yapmamız imkansız gibi görünüyor. Genellikle yüksek sesle horuldarız.

Jason: Evet, bizleri oradan destekleyecek tanıdıkların var mı? Önerilerini içtenlikle karşılarız. Bizi getirirsen seni evinde kalarak ve bütün yiyeceklerini yiyerek ödüllendireceğiz, ne dersin? 

Çok teşekkürler Jason! Eklemek isteyeceğin başka bir şey var mı? Her şey gönlünüzce olsun.

Ross: Hey bir dakika… (Ross’un söyleşiye katılmak istemesi sürpriz olmuştu…)

Jason: Bu oldu işte, o beni seçti! Sadece bir dilek eklemek istiyorum, Pete’in hatırına, *ikici kal!

Degrade

Posted in Söyleşi on 12 Mart 2009 Perşembe by Özgür Özçınar
Sessizliklerini bozmaya hazırlanıyorlar!

Sessizliklerini bozmaya hazırlanıyorlar!

Hey Manne! Lidköping’te havalar nasıl? Son günlerde neler dinliyorsun?

Merhaba Özgür! Havalar hala oldukça soğuk ve bu durum seni kendiliğinden Darkthrone dinlemeye götürüyor. Bununla birlikte, şu an İngiltere (Leeds)’teyim ama geçenlerde evime uğramak için İsveç’teydim. Yaptığımız tarzdan klasik rock müziğine varana kadar bir sürü şey dinliyorum ve hardcore müziğinin farklı formlarını takip ediyorum. 

Birçok önemli topluluk ve ekstrem müzik dinleyicisi müziğinizi tarzında oldukça etkileyici buluyor. Buna ek olarak, Blogger Schizo!’nun şu günlerde en favori brutal death metal topluluğusunuz. Bu yorumlar hakkında neler söyleyebilirsiniz?

İnsanların hala bizlere ilgi duyduğunu görebilmek hoş. Bir dönem şu sıralar albüm çıkarmıştık ve dolayısıyla ilgiler soldu. İki yıl önce şimdiydi. Üstüne bir şeyler daha söyleyebilmek güç, bizleri dinleyen çoğunluktan yana mutluyuz. Buna rağmen bazen biraz huzursuzuz.

Tarzınızı önemli hale getiren ana etkilenimleriniz nelerdir?

Müziklerimizin tamamını gitaristimiz Victor yazar ve bence birçok farklı tarzdan etkileniyor. İleride piyasaya çıkacak olan parçalarımız için bana Broken Hope topluluğunu yoğun dinlediğini ve çeşitli fikirlere sahip olduğunu belirtti. Modern bir bakış açısına sahibiz ancak geçmişe dönük klasik Amerikan topluluklarından, artı diğer tarzlardan da etkilenimlerimiz oluyor. Benim için bu alanda vokalist olmak demek alçak vokalleri önemsemektir. Bazı karışık çığlıklarla birlikte iyi bir formül olabilir. Domuz cıyaklamaları ya da nasıl adlandırırsanız adlandırın, minimum seviyede tutmanız gerekiyor. Bu tarz için biraz yorucu şeylerdir.

Başlangıç döneminizden son albümünüze gelen dek gelişiminizi nasıl görüyorsunuz?

Yıllar boyunca tabii ki birçok şey oldu. Başlangıç aşamamızda gerçekten bir amacımız yoktu ve bu kadar “ciddi” değildik. Ne derseniz diyebilirsiniz. Hala eski parçalarımız iyi ve farklıdır. Onları nadiren çalsak bile. “The Degraded Into Worms” parçası bizim ilk yazdığımız parça olsa da her konserde çalarız. Bu tarzı daha iyi yapmak üzere her şeye sahibiz ve evrim kendiliğinden oluşuyor. Son albümümüz “Lost Torso Found” ile kendi müziğimizi bulduğumuza inanıyorum. İleride çalacağımız yeni parçalarımızı bu albüm üzerine inşa edeceğiz. Çok fazla teknikalite katmadan, yazması kolay ve ilginç parçalar ile ilgilendik. Diğer topluluklar bu konuda bizden daha iyi olabilir.

Hala anlaşması bulunmayan yetenekli ve yaratıcı death metal toplulukları var. Mevcut death metal senaryosu için neler söyleyebilirsiniz?

Sahnenin binlerce toplulukla birlikte büyüdüğü görülüyor, iyi ve kötü. Bu aralar sahnede çok fazla aktif olmadığımı söyleyebilirim ama manzarayı görüyorum. Bütün topluluklar imza atmamalı ya da herkese gereğinden fazla ilgi gösterilmemelidir. İyi topluluklar imza atmalıdır. Benim için imza atmak en önemli şeydir. Yaratıcı kişiler müziklerini kendi istediği gibi yapabilirler veyahut başkalarının plak firmaları tarafından yayınlatabilirler.

Permeated Records firması İtalya’dan duyulmamış bir plak firması olarak görünüyor. Bize plak firmanızdan bahsedebilir misiniz?

MCD ve CD çalışmalarımızın profesyonel bir kapsamda Permeated tarafından yayınlanması bizim için iyi olmuştur. Piyasaya sürdükleri albümleri konusunda şöhretleri vardır ve kişisel olarak tanıdığımdan dolayı söyleyebilirim ki çalışanları iyi çocuklardır. Bence death metal camiasında oldukça biliniyorlar ve umarım gelecekleri daha iyi olur. Gelecek albümümüz için onlarla henüz anlaşmadık, gelişmelere bakacağız.

“Lost Torso Found” albümünüz için Jon Zig ile çalışmıştınız. Kendisiyle yeniden işbirliği yapmak ister misiniz?

“Lost Torso Found” için yaptıkları harikaydı. O halde, neden olmasın? Kendisi alanında benim favorimdir, daha önceki dönemlerine ait olan Disgorge ve Deeds Of Flesh işlerini daha çok seviyorum.

MySpace’in birçok topluluğun kariyerine korkunç bir katkı yaptığını görüyoruz. Sizler bu durumdan ne gibi bir kazanç sağladınız?

Belki de o bize yardım etmiştir, yıllardır içindeyiz ve çeşitli sebeplerden dolayı şu anda resmi açılış sayfamızı buraya yönlendiriyoruz. Bu tarz müzikleri dinleyenlere ulaşabilmek için harika bir araç olduğunu düşünüyorum.

10 yıldır İsveç yeraltı piyasasındasınız, geriye dönüp baktığınızda ne gibi değişmeler görüyorsunuz?

Yeraltının daha da büyüdüğünü hissediyorum ama emin olduğumu söyleyemem. Burada çalmaya başladığımızda Soils Of Fate’ler, Obscene’ler, Stabwound’lar vardı. Şimdi onlar dinleyiciler ama genele göre daha az kaliteli ekiplerdi. Bu konular hakkında kesin konuşamam. Önceden dediğim gibi, son dönemlerde fazla aktif olmadığım için toplulukları keşfetmeye çıkmıyorum. Bir şeyden eminim ki dünyada patlayıcı topluluklar var olduğundan beri bu müzikler herkese hitap etmemektedir ve bu daha “normal” bir şeydir.

Gelecekte Degrade topluluğundan ne bekleyebiliriz?

Gelecek sene ya da ertesinde çıkarmayı istediğimiz yeni stüdyo albümümüz için parçalar yazıyoruz. Bu yılın Yaz aylarında bizim için potansiyel plak firmalarına yönelik bir demo kaydedeceğiz ve dinleyecek olanların hoşlanıp hoşlanmadıklarına bakacağız. Demo çalışmada iki parça olacak ve Victor’un şu anda üzerinde çalıştığı bir kapak çalışmasına sahip olacak. Promo ya da demo çalışmamızın ismi “Ground And Pound” olacak ve “Lost Torso Found” ile aynı tarzda olacak.

Blogger Schizo! okuyucularından ayrılırken herhangi bir mesajınız var mı?

Söyleşi için sana teşekkür ederim, yazalı uzun zaman olmuştu. Umarım yanıtlarım yeterli olmuştur. Türkiye’deki death metal severlere saygılarımı yolluyorum ve umarım bu sene sonunda piyasaya olacak yeni çalışmamızı dinlerler.

Kendine iyi bak!

Manne

Tardy Brothers

Posted in Söyleşi on 11 Mart 2009 Çarşamba by Özgür Özçınar
Planlarını hayata geçiriyorlar!

Planlarını hayata geçiriyorlar!

Tardy Brothers’ın tarihi hakkında bizlere gerekli olan bilgileri verebilir misin John?

Donald ve ben, Trevor Peres ile birlikte 80′li yılların ortalarında Obituary ile başladık. Obituary şimdiye kadar yaptığımız her şeydi. Donald ve ben, bu parçalara çalışmaya yıllar önce başladık ve asla kayıt etmeye zaman bulamadık. Oluşturduğumuz yeni stüdyomuz ve onun bize tanıdığı zaman doğrultusunda parçalarımızı kaydedecek gücü bulduk.

Yeni parçalarınızı nasıl tanımlarsınız?

Donald ve benim çaldığım şeyler söz konusu olduğunda Obituary’e az da olsa benzemediğini söylemek güç olur, ama bence birkaç defa dinledikten sonra farkı duyacaksınız. Hala sert ama farklı gitar sesleri, daha fazla sololar var! Aslında kendimiz için dört farklı insanın çaldığı soloları yaptık.

İnsanlar neden “Bloodline” albümünü dinlemeye ihtiyaç hissetmeli?

Kimin dinlemeye İHTİYAÇ hissedeceğini bilemiyorum, ama bence albümü işitmek isteyeceksiniz çünkü *aşaklarınız kadar ağır! Bazı ön planda kalan inanılmaz gitar seslerine sahip, gerçekten iyi parçalarımız var. 

Kayıtlarınızı yaparken topluluk birlikte nasıl çalıştı?

Bütün parça yazma işlerini Donald ve ben yaptık, mühendislik ve prodüksiyon işlerini stüdyomuzda hallettik. Bunları yapmak gerçekten heyecan vericiydi ve harika zaman geçirdik. O dört gitarist geldi ve ön planda kalan gitarları çaldı. Sonra bizde onu Mark Prator ile birlikte RedRoom kayıt edicileriyle son haline getirdik.

Bu albümün kayıtları esnasında size en heyecanlı gelen şey neydi?

Gerçekten insanların hakkında ne düşüneceğini çok merak etmemdi. Biliyorum ki birçok hayranımız “Obituary’e saplanıp kaldığımızı” söyleyecektir ama bence dinlerseniz çok şey sunuyor! Bu ve bunun gibi gerçekler kendi kuyumuzu gerçekten çok iyi kazdığımızı gösteriyor!

Şu sırada çevremizde çok fazla topluluk bulunuyor ve 2009 yılında birçok albüm çıkacak. Tardy Brothers’ın albümün diğerleri arasından öne çıkacağını düşünüyor musunuz?

Albümümüzü hazırlamak için uzun zaman geçirdik; çabuk bir proje olmadığını söyleyebilirim. Gerçekten duyacağınız çok iyi yazılmış parçalar var ve bence insanlar bunu sevecek!

Tardy Brothers’ın gelecek planları nelerdir?

Biraz turlama, bazı arkadaşlarımızla bir araya gelme ve başka albümler yapma fikirlerimiz var! 

Teşekkürler John! Söyleşinin sonunda, Blogger Schizo! okuyucuları için söylemek isteyeceğin son sözlerin var mı?

Desteğin için teşekkürler, daha sonra takipçilerinin bloodline@tardybrothers.com adresine hakkımızda olan düşüncelerini yazmasını isterim.

İhanet Mimarı

Posted in Söyleşi on 15 Şubat 2009 Pazar by Özgür Özçınar
İhanetler açığa çıktı!

İhanetler açığa çıktı!

İhanet Mimarı’nı kurarken ana fikriniz neydi? Topluluğun ismi nereden geliyor?

Pedro: Ben Almanya’dan döndükten sonra Radical Noise’a devam etmeyi çok istiyordum. Fakat elemanların bir kısmı hala yurt dışında olduğu için İstanbul’da kalan arkadaşlarla yeni bir projeye başladık. Yapılan şeyler Radical Noise’un devamı niteliği taşımasın diye daha farklı bir müziğe yöneldik. Grubun ismi için çok büyük araştırma yapmadık. Kulağa hoş geldiğini düşündük.

Esma: Emre’yle Ersin bana bir proje ile geldiklerinde öncelikle ayaklarım yerden kesildi. Çünkü yıllardır kaset veya cd’den dinlediğiniz adamlar gelip size vokal yapman konusunda bir teklifte bulunuyor. Bu açıdan kendimi oldukça şanslı hissediyorum. Ana fikre gelince kendimizin de beğendiği, çalarken keyif alacağımız en önemlisi de başkasını dinlermiş gibi kendi parçalarımızı dinlemek amacıyla yola çıktık. “İhanet Mimarı” ismine gelmeden önce Emre’nin de söylediği gibi çok da fazla alternatif yoktu. Herkesin başına gelen bir şey ihanet. E tabii bunun temsilcisi olan da bir çok insan olduğunu düşünürsek güzel bir sıfat oldu diye düşünüyorum. Herkes bir ihanette rol almıştır en nihayetinde.

Radical Noise’da bir arada çalan Emre, Serdar ve Ersin’in, Esma ile birlikte farklı bir topluluğa girişmesiyle akıllara grubun Radical Noise’a benzeyip benzemesi geldi. İhanet Mimarı’nın sizce Radical Noise ile ne gibi benzer yanları var? Bu tarz kıyaslara maruz kalmaktan hiç şikayet ettiğiniz oldu mu?

Pedro: Tabii ki oldu. Hatta bir çok insan bunu Radical Noise’un devamı olduğunu sandı. Açıkçası “hayır öyle değil” demekten de yorulduk. Zaten MySpace sayfamızdan şarkılarımızı dinleyenler grubun müziğinin Radical Noise ile alakası olmadığını fark eder. Bunun dışında şarkı sözleri, şarkıların tamamen Türkçe olması ve her şeyin ötesinde bir bayan vokalist olması farklılık değil de nedir?

Esma: Bence İhanet Mimarı’nın Radical Noise ile tek ortak yanı sadece ve sadece 3 elemanı. Bir kere Türkiye’deki gruplara baktığımızda zaten Radical Noise’un yeri bambaşka o yüzden ne tek bir kıyaslama ne de benzetme söz konusu bile olamaz. Açıkçası bu tarz kıyaslamalardan en çok nasibini alan ben oldum. Kimisi geldi “Sen Kerem’in yerine mi geldiğini sanıyorsun?” kimisi “Candace’ın (Walls Of Jericho vokalisti) hareketlerini görüyorum sende!” dedi. Dendikçe dendi. Hatta Radical Noise’dan sonra yanlış bir hareket olduğunu bile düşündü İhanet Mimarı’nın. Ama ben yaptığım şeylerden de, duruşumuzdan da, topluca grup olarak müziğimizden de son derece memnunum.

Emre’nin askerden gelmesiyle ilk olarak nelerin yapılması planlanıyor?

Pedro: Askerlik yaptın mı bilmiyorum ama gerçekten döndükten sonra o hep anlatılan bir şapşallaşma süreci gerçekten de oluyormuş. Ben de şu anda onu atlatmaya çalışıyorum. Hayatımı kısa sürede düzene soktuktan sonra gruba katılacak ikinci bir gitarist desteğiyle en azından bir EP de olsa bir şeyler yayınlayıp konserlere başlamayı düşünüyoruz.

Biraz Esma’dan bahsetmek istiyorum. Yollar nasıl kesişti ve vokal yapmak dışında ekibe söz yazma, enstrüman, çizim vs. başka katkıları olacak mı?

Esma: Yollar tamamen Pedro Almanya’dan geldikten sonra kesişti. Bana hep yapmak istediği kadın vokal olan bir grup projesi olduğundan bahsetti. Ama inan o dönem bana böyle bir teklifle geleceği aklımın ucundan geçmemişti. Kendisiyle sürekli özellikle bayan vokalli grupların paslaşmasını gerçekleştiriyorduk. O arada yıllar önce yazdığım ve kaydettiğim bir şarkımı gönderdim. Her şey ondan sonra gerçekleşti. Ersin’e de dinletmesiyle birlikte kendimi karşılarında bir grup oluşumuyla ilgili konuşurken buldum. Vokal yapmak dışında elbette ki söz yazma gibi katkılarım olacak. Örneğin “İnan”, Ersin’le ortak yazdığımız bir parça. Ama enstrüman konusu biraz zor gibi gözüküyor.

Ne tarz organizasyonlarda sahne almayı tercih edeceksiniz? Mesela bir yurt dışı turnesi size uzak geliyor mu? Büyük bir organizasyon yapıldığında yerli ya da yabancı topluluk fark etmeksizin kimlerle sahneyi paylaşmak isterdiniz?

Pedro: Bir yandan İhanet Mimarı çok genç bir grup olsa bile Esma dışındaki elemanların 10 yılı aşkın sahne ve albüm tecrübesi var. Bu yüzden sahnemize çok güveniyoruz. Zaten geçen yılki Kemancı’da gerçekleşen Deli Kasap gecesi çıktığımız ilk konserdi. Esma, hayatındaki ilk konseri olmasına rağmen sanki yıllardır bu işi yapıyormuş gibi sahneye hakimdi. Bu da ne kadar doğru bir tercih yaptığımızın ispatıydı. Özetle çıkabileceğimiz her konsere çıkarız. Buna yurt dışı da dahil.

Esma: Kendi adıma konuşmak gerekirse bir festival konserinde yer almamızı daha çok tercih ederim. Çünkü festivallerde öyle bir topluluk var ki sizin adınızı bile duymamış bir insan müziğinizi beğenip “Bu grup kim?” diyerek size aşina olabilir. Tekil konserlerin durumu da malum. Açıkçası eşe dosta konser vermek yerine sizi canı gönülden seven dinleyicilerinize konser vermek çok daha “tatmin edici”. Ben de herhangi bir grup seçimi yapamam. Ama elbette sevdiğim bir grup olması durumunda o konseri verme hevesim çok daha fazla katlanacaktır şüphesiz.

İyi kayıt sahibi olmak neredeyse bütün toplulukların derdidir. Hala günümüzde kayıtlarını iyi yapamadıkları için piyasaya çıkamayan adı duyulmamış isimler var. Bu problemi ülkemiz yavaş yavaş aşıyor ancak hala hak ettiğimiz yerlere gelemedik. Siz bu duruma ne diyorsunuz?

Pedro: Sonuçta sadece 2 kayıtlı şarkısı olan bir grup için fazla da bir şey söyleyemeyiz ama en azından yaptığımız kayıtların bir demo çalışmanın ötesinde, neredeyse albüm standardında olduğunu söyleyebilirim. Bunda hem istediğimiz müziği çok iyi bilmemiz hem de kaydı yapan Taner Yücel ve Osman Coşkun’un müthiş yeteneği büyük rol oynadı. Onun dışında takip ettiğim kadarıyla müthiş kayıtlar çıkıyor. Çünkü eskiden binlerce dolara satılan bir kayıt programı şimdi bir gecede indirilebiliyor. İnsanlar evde kayıt yaparak deneme yanılma yöntemiyle kayıt işinde tecrübe kazanıyorlar. Bu bence çok güzel bir gelişme.

Esma: Emre’nin de söylediği gibi artık her şey bilgisayarınızın elinde. İnsanların hiç bir enstrüman çalmadan bilgisayarlarından müzik yaptığı bir dönemde yaşıyoruz. Bu noktada istediğimiz yere gelememe sorunu biraz da grubun hırsına ve çalışmasına bağlı. Tabii bu noktada maddiyat da önemli bir rol oynuyor. Ama istedikten sonra ve iyi bir tanıtımla isteğimiz yere gelmek o kadar da zor değil gibi.

İmaj konusunu tavizli hale getiren toplulukların çaldığı müzikal türevlerin zamanla daha çok artmasıyla birlikte dinleyici ve yazarların çalan müziklere karşı kavramsal açıdan yetkin olamamaları gündeme geldi. Her şey çok daha basitken sahiplenmeler kesinlikle daha fazlaydı. Şimdi bir bakıyorsunuz işin ucu “sadcore” a bile varıyor. Müziklerin birbirine benzemesi hep oldu ama bilhassa bu müziğin sözlerinin ciddi  anlamda dejenere olduğunu düşünüyorum. Sizce bu toplulukların genelinin daha ne kadar kısa yoldan popülerlik çabası sürecek?

Pedro: Çok klasik bir cevap olacak ama dejenere olan her şeyi zaman eler. Bu bugün olan bir şey değil ki. Geçmişte de bir çok akımlar çıktı. Onları iyi yapanlar olduğu kadar içini boşaltan gruplar da oldu. Bugün onları hatırlayan kalmadığı gibi yarın da bahsettiğin grupları hatırlayan kalmayacak.

Görsel, işitsel ve yazılı basınımıza karşı fikirlerinizi alabilir miyim?

Esma: Ben yazılı basınla her zaman daha fazla ilgilenmişimdir. Bunda sanırım benim de yazılı basın çalışmalarında görev almamın etkisi çok fazla. Çok eski yıllarda bir webzine’de de yer almıştım ama hiç bir zaman elinize aldığınız bir dergi ya da gazetenin yerini tutamaz internet yayınları. Ben internetin sahte olduğuna inanıyorum. Wikipedia ya da sözlük yazarlıklarına sıkça rastlıyoruz son günlerde. Bir konu hakkında klavye arkasından yorum yapmak çok basit. Hele bir de yabancı dile hakimseniz. Durum böyle olunca da işin zevki kalmıyor. Ben hafta da bir dergi yayınlayan bir webzine’de yer aldım. Ama şu anda 3 ayda bir de olsa elimde tuttuğum derginin keyfini başka hiçbir şeyde bulamıyorum.

Pedro: Sonuçta ben de yıllardır Nonserviam ve Headbang’de kalem salladığımdan özellikle yazılı basının eski gücünü birazcık yitirdiğini söyleyebilirim. Bunun en büyük sebebi de özellikle bilgi anlamında hiçbir yazılı basın ürünü internet kadar aktüel olamaz. Tabii internet de uçsuz bucaksız bir deniz gibi olduğundan içeriğinde doğru olduğu kadar yanlış bir çok bilgiyi de barındırdığından birilerinin gelip bu doğruları bir balıkçı gibi tutması gerekiyor. İşte yazılı basında bu da devreye giriyor.

Son zamanlarda beğendiğiniz albümleri, ülkemizdeki favori topluluklarınızı ve keyifle takip ettiğiniz yabancı toplulukların isimlerini rica edebilir miyiz?

Pedro: Cevaplamayı en sevmediğim sorulardan biri. Neredeyse her gün yeni bir albüm çıktığı için sevdiğim şeyler de günden güne değişiyor. Ama her zaman dönüp dolaşıp klasikleri dinliyorum. Son olarak God Forbid’in “Earthsblood” albümünü dinliyorum. Onun dışında sıkça etnik müzik de dinlemekteyim.

Esma: Bana bu konuda biraz daha fazla sorumluluk düştüğünden sürekli kadın vokal ağırlıklı gruplara yöneliyorum. Ama bunda beğendiklerim de oluyor beğenmediklerim de. Bayan vokalli punk, hardcore gruplarını sıkça takip ediyorum MySpace’ten. Tsunami Bomb favori gruplarımdan biri. Bir de Paramore’un şımarık vokalini oldukça beğeniyorum. Goldblade ve Voodoo Glow Skulls müzik olarak deli gibi eğlendiren bir grup. Bir de vazgeçilmezlerim var tabii Walls Of Jericho gibi, Madball gibi, Agnostic Front gibi. Son albümünü hazırlayan Self Torture kesinlikle yerli favorilerim arasında geliyor. Ayrıca gitaristimiz Ersin’nin grubu Shiva’nın fanıyım!

Blogger Schizo! hakkında eleştirilerinizi almak istiyorum.

Esma: İnternet magazinciliği olarak takip ettiğim ilk 5′te. Farklı ve objektif yorumlarla yerinde eleştiriler olduğunu düşünüyorum. Ayrıca yeni grup keşfi için de oldukça doğru bir yer.

Zaman ayırdığınız için teşekkür ediyorum. Son olarak herhangi bir şey eklemek ister misiniz? Sizleri en kısa sürede sahnede birlikte görmeyi arzu ediyorum!

Pedro: İnsanlar www.myspace/ihanetmimari adresini ziyaret edip bizleri dinler ve yorum yazarlarsa çok mutlu oluruz.

Esma: Son olarak eklemek istediğim, Zeytinli Rock Festivali’nde DJ tarafından şarkımız çaldığında bizi bilmeden şarkılarımızda eğlenen insanların sayısının artmasını istiyorum. Sadece bizi takip edin diyorum.

Jesus Of Spazzareth

Posted in Söyleşi on 11 Şubat 2009 Çarşamba by Özgür Özçınar
İncil'i gülmek için okuyorlar!

Deli işi buldukları İncil'i gülmek için okuyorlar!

Jesus Of Spazzareth’i daha önce işitmeyen dinleyiciler için nasıl tanımlarsın Andy?

Çift vokalli, hızlı, Nottingham’dan İsveç çeşnili d-beat hardcore punk – zehirin savaş feryatlarıyla buluşmasından bahsedebiliriz.

Topluluğun parça yazım işlemleri nasıl oluyor?

Genellikle halihazırda riflerimiz mevcuttur. Eğer kulaklarımıza güzel müzikler geliyorsa hemen kımıldanıyoruz, yoksa bu keşfettiklerimizi sonradan geliştirmek zamanımızı alabilir. CJ ve ben genellikle sözler ile ilgiliyiz; parçaya en uygun olan sözleri seçeriz. Fazla pratik yapmadan çabukça parçalarımızı yazarız, 2 saatlik provamızda 2 tam parça yazdığımızı ve 3′cüsünün yarısına geldiğimiz doğrudur.

Jesus Of Spazzareth’i ne gibi bir gelecek bekliyor? Yeni split albümler, albümler ve halen üzerinde uğraştığınız şeyler var mı? Yoksa gelecek materyalinizin promosyonu kapsamında yeni bir tura mı konsantre oluyorsunuz?

Verdiğimiz birçok konserle 2009 yılına iyi başladık ve onların devam etmesini bekliyoruz. Başarılı geçen birkaç parça yazım aşamamız oldu. Hammers (myspace.com/hammers625), I Am Colossus (/iamcolossus) , The Atrocity Exhibit (/theatrocityexhibit) ve Magpyes (/themagpyes) topluluklarıyla birlikte adımızın geçtiği split çalışmalarımız bu sene içinde çıkacak. Aralık ayında Anaal Nathrakh ve Napalm Death ile birlikte Meltdown Festivali’nde çalacağız. Ayrıca, Portekiz/İspanya turu gerçekleştirmek istiyoruz.

Güçlü ekstrem müzik sahnelerinden biri de İngiltere’de var. Her şey yolunda gittiği için mi böyle oldu yoksa yakın zamanda olan gelişmelerin buna etkisi var mı?

İçinde olduğum uzun süre kapsamında her şey sağlıklıydı diyebilirim ama geçen sene biraz soğuk geçti çünkü ortalıkta fazla kaliteli topluluk yoktu, Nottingham için diyorum. Burning The Prospect, Hammers, Gentleman’s Pistols ve Joseph gibi iyi ekipler var ve altından gelenleri de var. 

Split albümlere karşı bakış açınız nedir? Birçok insanın bu çalışmalarını zaman israfı olarak düşündüğünü biliyorum. Gelecekte daha fazla split albüm yayınlamayı düşünür müsünüz?

Onlar harikadır çünkü bir dinleyici split albüm alınca diğer topluluklardan da hoşlanabilir ve onları daha önceden duymamışsa ekstra keşfetme olasılığı yakalayabilir. Aynı şekilde dinleyiciler senin müzisyen arkadaşlarının müziklerini de dinlemiş oluyor.

Müziğini sergilerken etkilendiğin bir parça ya da albüm var mıydı ve şu anda takdir ettiğin sanatçıların isimleri nelerdir?

Rage Against The Machine’in ilk albümü beni gitar öğrenmeye sevk etmiştir. Şu anda Disfear, Victims, Wolfbrigade gibi İsveç d-beat ekiplerini dinliyorum ve bazen de daha yavaşına kaçıp Electric Wizard ve Sourvein’e kulak kabartıyorum. Progresif bağlamda Tiger Warsaw (/tigerwarsaw) ve Mountains Became Machines (/mountainsbecamemachines) topluluklarını incelemelisiniz. Arkadaşlarımız Burning The Prospect (/wetheaccursed)’in yeri ayrıdır çünkü onlarla daima hasta şovlar çıkarır ve çok güleriz. Sanırım onlar bu sene uzaklara gidecekler.

Günümüzün hardcore/İngiliz punk rock tarzı için fikirlerin nedir?

Bir sürü harika topluluğumuz var, gerçekten ülkemizde konserler eğlenceli geçiyor ve daima konserlere gelecek dikkatli dinleyicilerimiz vardır. Sağlıklı bir sahnemiz olduğu için şanslıyız, ümit ediyorum böyle kalır.

Hardcore/İngiliz punk rock dışında ne tür müzikler dinliyorsun? Halk müziği ve grindcore hakkında fikrin nedir?

Şahsen fazla halk müziği dinlemem ama sevdiğim şeyler de var. En son geçenlerde İsveç d-beat topluluklarını yoğun olarak dinledim.

Dehşet verici tur öyküleriniz var mı?

Avrupa’ya gidelim, olacaktır.

Pozitif olsun negatif olsun, tecrübe ettiğin bazı büyük değişimler nedir?

Bizden hoşlanmayan insanlar şimdi bizleri bazı nedenlerden dolayı seviyorlar.

Jesus Of Spazzareth üyeleri manyaklar gibi yeni parçalar yazmasalardı, ne yaparlardı?

Konserleri izlemeye giderlerdi, içmeye giderlerdi, bahçelere yönelirlerdi, mahallenin papazıyla çay içerlerdi.

Tüm zamanlar içinde en iyi bulduğun 3 İngiliz albümü nedir?

Zor bir soru.

Zaman ayırdığın için teşekkür etmek istiyorum, söyleşimiz sona ermeden eklemek isteyeceğin bir şeyler var mı?

İlgi gösterdiğin için alkışlıyorum. Diğer harika İngiliz topluluklarımızı dinleyin, bol miktarda varlar.

Morbid Angel

Posted in Söyleşi on 10 Şubat 2009 Salı by Özgür Özçınar
Sadece kendi müziğine yoğunlaşmaya devam ediyor!

Sadece kendi işlerine odaklaşıyorlar!

İlk önce bu söyleşiye ayırdığın zaman için teşekkür ederim, gerçekten değerinin bilincindeyim. Hayat nasıl gidiyor? Her şey yolunda mı Trey?

Benim için zevktir, boş zamanım olduğunda aklıma gelmedi. Her şey iyi, müzik üzerinde çalışıyorum ve Güney Amerika turuna hazır olmaya gayret ediyorum.

Gelecek albümünüzün ekstrem ve kalıbına sığmayacak şekilde olacağını ifade etmiştiniz. Bazı insanlar son parçalarınızda yeni müzikler duymadığını ifade ediyor. Fikrin nedir?

Diğer insanların düşündüğü gibi düşünmüyorum, bu tarz denemeler derttir ve aynı şeyleri yapmakta öyledir değil mi? Bahsedilen şeylerin ne manaya geldiğini biliyorum. Müziği kendime yazıyorum ve kendimi içine katıyorum. Bu yolda işler iyi gidiyor, duraklamıyoruz.

Mart ayında Güney Amerika turu için gemiye bineceksiniz. Sürprizler olacak mı?

Sağlam temele oturtulmuş sürprizler de nedir ki?

Yeni gelecek olan albümünüz, vokalist/bas gitaristiniz David Vincent’ın 1995 yılına ait “Domination” albümünden bu yana yer aldığı ilk albüm olma özelliğini taşıyor. Size göre ne tür gelişmeler olacak?

Bu yolda gelişmeler biraz görülecektir ama biraz da olsa yolumuzu gösterecektir. Daima olacağı gibi.

Yeni albümünüzün yapımcısının kim olduğu ve hangi plak firması tarafından çıkarılacağı konusunda güncel bilgiler var mı?

Hayır.

Gelecek albümünüzün adı hala belli değil. İsminin “I” harfiyle başlayacağı doğru mu? Yoksa bu bir spekülasyon mu?

Evet.

Şu günlerde hardcore, tekno müzik gibi tarzları yoğun dinliyorsun ve dinlediklerinin etkileyici ve ekstrem olduklarını söyledin. Bu tarzların Morbid Angel’ın gelecek müziklerinde olmasına izin verecek misin?

Enerjinin resmini çiziyorum ve dinlediğim müzikleri akışına bırakıyorum. Seneler sonra çok çeşitli şeyler dinledim ve bazı noktalarda düşünüp taşınarak hoparlörlerden ne çıkarsa onu dinlemeye karar verdim. Bu tarzlar bu şekilde gündeme geldi. Geçmişte olduğu gibi, kayıtlarımızda etkilendiğim bütün müzikleri yine dinliyorum. Morbid Angel’a DJ ekleme planım yok.

Death metal ya da farklı tarzlarda hangi topluluk/sanatçılar özellikle dikkatini çekiyor?

Portishead, Noize Suppressor, Catscan ve Tumor’u seviyorum. Sürüyle jungle (drum & bass) parçası dinliyorum.

22 Haziran’da Clisson, Fransa’da ki Hellfest’te, Zyklon’un uzun süreli üyesi/turladığınız yeni gitaristiniz Destructhor ile birlikte ilk şovunuzu verdiniz. David Vincent, Destructhor’dan memnun görünüyor. Thor, Morbid Angel için en iyi gitarist mi dersiniz?

Thor korkunç, gerçekten teknik yönü güçlü ve karakteri kuvvetli.

Şu anda kadronuzda Pete Sandoval yok. Öyle değil mi?

Pete topluluğumuzun içindedir. Ohh!

Terrorizer’ın durumu beklemede görünüyor. Onlar bir gün çalacak mı? Pete bu konuya ne diyor?

Bunu ona sorabilir misin?

Death metal müziğinin ateşli takipçileri sizleri en iyisi olarak görüyor. Herkes sizin kendinizle yarıştığını biliyor. Peki, siz hiç Morbid Angel’ın en iyi death metal topluluğu olduğunu düşündünüz mü?

En iyi neyle kıyaslanır ki? Hah! Ben sadece yapacağımı yapıyorum ve eğer insanlar benden hoşlanırsa bu iyidir. Belki de müzik yaptığımı düşünmeyenler vardır. Dinleyicilerden onay alarak müzik yapmak beni sıkıyor. Hem metal müzik ya da yer altı müziğini belli bir işleme tabi tutmak nasıl olur ki?

Uzun süreli çalıştığınız plak firması Earache’den “Heretic” in satışlarının diğer albümlerinize nazaran zayıf olması yüzünden (en yüksek rakam: “Covenant” – 500.000′den fazla, en düşük rakam: “Heretic” – 20.000′den az) ayrılmıştınız. Ticari bakış açısına yönelik fikirleriniz nedir? Büyük bir plak firmasıyla anlaşan ilk death metal topluluğu sizsiniz… Burada bir acımasızlık yok mu?

Para için bunu yapmıyorum, kimseden resmi izinde almıyorum. Hoşlandığım müzikleri bir garage topluğunda uzun müddetli çalarak sana keyfim yerinde diyebilirdim.

1996 tarihinde bir tane konser albümü yayınladınız, ismi “Entangled In Chaos” du. Müziğinizi bu albümle öğrenmiştim ve birçok dinleyiciye göre harika bir kayıttır. Sağlam bir konser ekibisiniz, neden 1984′ten bu yana bir tane konser albümü yapıldı?

Bilmiyorum, 2004 yılında bir tane daha yapmak istemiştim ve bence en iyi koleksiyondu.

İlk DVD çalışmanızı yayınlamaya önem veriyor musunuz? Ona ne zaman ulaşabileceğiz?

Bilmiyorum.

Tampa, Florida sahnesinin şu anki durumu hakkında neler söyleyebilirsin? Daha mı iyi yoksa daha mı kötü? Niçin?

Metal müzik için burası iyi. Şu anda problemimiz, bu metal topluluklarının sahne alması için fazla iyi kulübün olmamasıdır. 

Neden daha önce Türkiye’de çalmadınız? Bizim hakkımızda neler biliyorsun? Topluluklarımızı dinliyor musun?

Bilmiyorum.

Yanıtlarınız için teşekkürler ve son sözler senin.

Söyleşi için sana, tüm okuyuculara ve hayranlarımıza teşekkür ediyorum. Turda görüşmek üzere, hoop!

Trey

Necronomicon

Posted in Söyleşi on 3 Ocak 2009 Cumartesi by Özgür Özçınar
25. yıllarını devirdiler!

25'inci yıllarını devirdiler!

Hey Axel! Tur takviminizin dışında zaman ayırıp ilgilendiğin için çok teşekkür ederim. Şimdiye kadar şovlarınız ne alemdeydi?

Merhaba Özgür! Rusya ve Almanya’daki şovlar harikaydı. Uzun süren kayıt dönemi ve plak firmalarını araştırma durumundan sonra sahnelere geri dönmek, hayranlarımıza kavuşmak, yeni parçalarımızı seslendirmek iyiydi. Yakında takipçilerimizi sallamak için İspanya’ya uçacağız. 17 Ocak’ta Madrid’te, 5 Şubat’ta Barcelona’dayız.

Şu anda yeni “Revenge Of The Beast” albümü üzerinde çalışıyorsunuz. Bize neler beklediğinizi anlatabilir misin ve kesinleşen bir tarih söz konusu mu?

15 Aralık’ta yayınlandı ama resmi yayınlaması ile ilgili şovumuzu 17 Ocak’ta Madrid’te, plak firmamızın memleketinde yapacağız. Albümümüzün özel edisyonu mevcut. İki CD’yi kapsayan limitli bir versiyon bu. Bir tanesi Achim Koehler tarafından harmanlandı.  Çok düzgün ve güçlü bir müzik. Diğerinin yapımcılığı Necronomicon ve Oli Noack’a ait. 80’lerin damarını taşıyor. Çok kaba ve çiğ. Bunu 25 yıl bizimle kalan hayranlarımız için yaptık – onlar kaya gibi!

Xtreem Music sizleri kadrosuna eklediğini açıkladığında çok mutlu görünüyordu. Bu marka hakkında ne düşünüyorsun?

Dave Rotten gerçek bir metal kafa ve yıllardır bu müziğe meraklı. 2 toplulukla birlikte müziğini yapıyor ve çevresinde olan biteni biliyor. Eski plak firmalarımız bakımından şanslı değiliz. Xtreem Music ile çok daha iyi olacağımızı umuyoruz. Rusya’dan Güney Amerika’ya, Japonya’dan Avustralya’ya kadar hayranlarımız mevcut. Onlar için kayıtlarımıza ulaşmak hep zordu.

Bu albümle yeni dinleyiciler kazanacağınızı düşünüyor musunuz?

Rus ve Alman teşvikçiler seyircilerimizin karışık olduğunu görünce şaşırmışlardı. Eski metal şövalyelerini görebildiğiniz gibi thrash metal yolunda giden genç insanları görebiliyorsunuz. Birçok genç insanın aklına 80’lerin müziği geliyor. Onlar sahnemizle ilgili, thrash metal ile ilgili ve bağlantılı topluluklarla ilgili şeylere tutkal gibi yapışıyorlar.

Dürüst cevap vermen gerekirse son birkaç yıl içersinde thrash metal müziğinin gidişatı hakkında ne düşünüyorsun?

Daima yukarılara çıktı ve indi. Sonunda geri geliyor – satmak istiyorsan önemli – haha! Ama bizim için önemli olan şey hayranlarımız için müzik yapmaktır, onlar 10 ya da 1.000 kişi de olabilirler – onlarla kalır ve sallarız!

Bir baterist olarak parçalarınızın melodilerine, dinamiklerine ve formatına mani olmadan nasıl başarıyla rolünü anlaşılır şekilde sürekli yapabiliyorsun?

Eğer tek bir rifimizi dinlersen bitmiş parçamız hakkında kafanda fikir oluşur. Bas ve bateri kısımları parçalarımızın gerisinden sorumludur, gitar ve vokalimizin bir çeşit çerçevesidir. Thrash metal müziğinin çerçevesi hızlı ve acımasızdır – ama bazen parçaların heyecanını korumak için sofistike yapılabilir.

Birçok toplulukla aynı sahneyi paylaştınız. Turlarken en çok hangi gruplardan keyif aldınız ve bizlere eğlenceli bir yol hikayesi paylaşabilir misiniz?

Darkness gerçekten eğlenceliydi!! Bizler aynı dalga boyundaydık. Oturduğumuz koltukları fırlatmıştık. Onlar bunun üzerine “Sessel Attack” isimli bir parça bile yapmışlardı. En utanç verici olayım ise son bagetlerimi seyirciye atmıştım ve daha sonra bir parça daha parça çalmak zorunda kalmıştık. Freddy seyircilere bagetlerimi geri göndermesini istemişti – hohoho!!

En çok hangi topluluklarla birlikte şov yapmak isterdin?

Testament, Slayer ve Exodus ile turlamak isterdik. Bize hiç teklif getirmediler.

Hangi toplulukları dinleyerek yetiştin ve en çok hangilerinden etkilendin?

80’lerin başında piyasaya punk grubu girdiğimiz biliniyor. Favorilerimiz Discharge, G.B.H., Crucifix ve daha başkalarıydı. Motorhead, Metallica ve Slayer’ın müzikleri ile metal müziğe yanaştık. Ama parçalarımıza bakarsanız hala köklerimizden uzaklaşmadığımızı görürsünüz.

Şu anda yeni toplulukları hiç dinliyor musun?

Killswitch Engage, Gurd ve Fear My Thoughts hoş topluluklar ama itiraf etmeliyim ki hala eski tarz şeyleri tercih ediyorum.

Duyduktan sonra keşke bunu yazmış olsaydım dediğin nağmeler/parçalar var mı?

Testament’in “D.N.R. (Do Not Resuscitate)” parçası ile Slayer’ın “Reign In Blood” parçası. Şimdiye dek yazılmış en iyi thrash metal parçalarındandır. Tüm zamanlarımın favorileridir!

Sorularımı yanıtladığın için teşekkürler. Blogger Schizo!? okurlarına herhangi bir son sözünüz var mı?

Türkiye’de sıkı hayranlarımız için alkış tutuyoruz – selam veriyoruz!!! İstanbul, Ankara, Antalya’ya ileride geleceğiz! Söyleşi için teşekkürler!